YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/7616
KARAR NO : 2022/13928
KARAR TARİHİ : 07.11.2022
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar kendi adına asaleten, … ve …’ya velayeten … vekili Av. … tarafından, davalı … aleyhine 04/01/2016 gününde verilen dilekçe ile İİK’nun 5. maddesi uyarınca icra memurunun kusurundan kaynaklı maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; maddi tazminat istemlerinin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne dair verilen 10/12/2019 günlü karara karşı davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesince verilen 06/04/2022 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkiminin raporu ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacılar vekili; dava dışı takip borçlusu …’un evinde 06/08/2012 tarihinde haczedilen eşyaların muhafaza altına alınmasına yönelik kararın infazı için 29/09/2012 tarihinde dava dışı icra memuru…’a görev ve yetki verildiğini, kararın icrası sırasında icra memuru tarafından haciz mahalline ücreti karşılığı eşya taşımak üzere çağrılan ve uzun yıllardır hamallık yapan davacılar desteğinin haczedilen malların muhafaza görevinin icrası sırasında icra memurunun emir ve talimatı dahilinde görevini ifa ederken takip borçlusu tarafından öldürüldüğünü, haciz mahalline gidilirken önlem alınmadığı gibi, haciz devam ederken borçlunun saldırgan davranışlarının artmasına rağmen emniyet güçlerinden yardım istenilmediğini, icra memurunun gerekli özen ve davranışı göstermeyerek kusurlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 401.000,00 TL maddi ve davacı eş Aynur için 100.000,00 TL, davacı çocuklar için 75.000,00’er TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 25/01/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini toplam 665.033,42 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili; zamanaşımı ve husumet itirazında bulunduklarını, desteğin idari personel olmadığını, olayda müvekkilinin kusuru bulunmadığını, davacıların olayda sorumlu olan …’a karşı dava açması gerektiğini, icra memuru tarafından mutat özenin gösterildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince; idarenin sürekli bir personeli olmayan davacılar desteğinin kamu hizmetinin yürütülmesine geçici olarak katıldığı ve bu katılmanın icra memurunun talebi, emir ve direktifleri uyarınca gerçekleştiği, somut olayda borçlu …’un evinde gerçekleşen ilk haciz işlemleri sırasında da olaylar çıktığının ceza dosyası kapsamından anlaşıldığı, buna rağmen muhafaza için haciz mahalline gidilirken güvenlik amacıyla tedbir almamak, kolluk güçlerinden yardım talep etmemek suretiyle ortaya çıkan idari ihmal ve kusur sonucu olayda hiçbir kusuru ve faile yönelik tahrik edici bir eylemi olmayan desteğin hayatını kaybettiği, idari faaliyeti riskli hale getiren ve bu nedenle güvenlik tedbirlerini gerekli kılanın bizatihi yaşanan saldırılar olması nedeniyle, dava dışı fail …’un eyleminin, idari faaliyet ile doğan zarar arasındaki illiyet bağını kesen bir eylem olarak kabul edilmediği, burada borçlu …’un idari faaliyet bakımından üçüncü kişi konumunda olmayıp tam tersine bizatihi muhafaza altına alınmak istenen eşyaların sahibi olarak idari faaliyetin konusu ile ilişkili kişi olduğu, failin keser ile gerçekleştirdiği ilk saldırıdan sonra dahi icra işlemi durdurulup polis çağrılmadığı ve böyle bir ortamda icra işlemine devam edilmesinin idarenin hizmet kusurunun yoğunluğunu artırdığı, öldürme eyleminin idarece yürütülen faaliyet konusu kapsamında ve bu tür işlerde alınması gereken güvenlik önlemlerinin alınmaması şeklinde beliren hizmet kusurundan kaynaklı olarak gerçekleştiği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karara karşı davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; haciz işlemi için görevlendirilen ve Devleti temsil eden icra memurunun, haciz mahallinde bulunan icra dosyası taraflarının, vekillerinin, varsa yediemin ve muhafaza işlemi için görevlendirilen hamalların güvenliği konusunda da gerekli önlem ve tedbirleri alma yükümlülüğü bulunduğu, borçlunun olay mahalline gelmesinden hemen sonra saldırgan davranışlar sergilemesi, tehditlerde bulunması, önce eline geçirdiği keserle evdeki eşyalara zarar vermesi, sonrasında hamalların taşımakta olduğu eşyalara fiziki müdahalede bulunarak saldırgan davranışlarını artırmasına rağmen icra memurunun geçici bir süre için haczi sonlandırarak en yakın Emniyet Müdürlüğünden güvenliğin sağlanması için talepte bulunmaması sonucunda ölüm olayının meydana gelmesinin icra memurunun kusurunu oluşturduğu, davalı Bakanlığın icra memurunun kusurundan kaynaklanan zarar nedeniyle İİK’nın 5. maddesi gereğince kusursuz sorumluluğu bulunduğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının somut olayın özelliklere uygun görüldüğü gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerekçeye ve HMK’nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Dava, İİK’nın 5. maddesi uyarınca icra memurunun kusurundan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Destekten yoksun kalanların destek payları belirlenirken, desteğin gelirinin bir kısmını kendisine bir kısmını da eş, çocukları ile ana ve babasına ayıracağı varsayılmalıdır. Bunun dışında destekten yoksun kalanlardan bir kısmının davacı olup diğer kısmının davacı olmadığı durumda talepte bulunmayan destek görenlerin paylarının da hesaplamada göz önünde tutulması gerekmektedir. Ancak destek almaktan vefat, evlilik ya da destek alma ihtiyacının sona ermesi gibi nedenlerle çıkan kişinin payı diğer destek alanlara aktarılarak hesaplama yapılması gerekmektedir.
Dairemizce kabul görmüş pay esasına göre; çocuksuz durumda destek, desteğin gelirini eşi ile ortak paylaşacağı varsayımına dayalı olarak, gelirden desteğin %50 ve eşin %50 pay alacağı kabul edilmektedir. Çocukların eş ile birlikte destek payı alacağı durumda ise destek gelirden eşi ile birlikte 2’şer pay alırken çocuklara birer pay verileceği, yine eş, çocuklar ile ana babanın pay alacağı durumlarda desteğe 2 pay, eşe 2 pay, çocukların her birine 1’er pay, ana ve babaya 1’er pay ayrılarak böylece gelirin tamamının dağıtılacağı esasına dayalıdır. Çocukların sayısı arttıkça hem desteğe ayrılan pay, hem de eş ve çocuklar ile ana ve babaya ayrılacak paylar düşecektir. Çocukların destekten çıkması ile birlikte destekten çıkan çocuğun payları destek, eş ve diğer çocuklara dağıtılacak, anne ve babaya verilmeyecektir. Böylece geriye kalan eş ve çocukların payları ile desteğin payı artacaktır. Bu pay esası Türk aile sistemine çok uygun düşmektedir. Çünkü Türk aile sisteminde desteğin geliri aile bireyleri tarafından birlikte paylaşılmakta, aile bireyleri arttıkça gelirden alınacak pay düşecek, aile bireyi azaldıkça da gelirden alınacak pay yükselecektir. Ana ve babadan birinin destekten çıkması ile payı diğerine aktarılacak, ana ve baba ile çocukların tamamının destekten çıkması durumunda ise yine çocuksuz eş gibi desteğe 2 pay, eşe 2 pay esasına göre %50 pay desteğe, %50 pay eşe verilerek varsayımsal olarak gelir paylaştırılarak tazminat bu ilkelere göre hesaplanmalıdır.
Somut olayda; desteğin eşi ve çocukları için destek tazminatına karar verilmiştir. Destek payları hesaplanırken, desteğin anne baba bilgileri dosya kapsamında bulunmadığından pay ayrılmadığı belirtilerek, anne ve babanın payı hesaba katılmamış olup, desteğin tüm gelirini eşi ve çocukları ile paylaşacağı varsayımı ile hesaplama yapılmıştır. Ancak UYAP ortamında incelenen ceza dosyası kapsamındaki 05/02/2013 tarihli nüfus kaydından, desteğin ölüm tarihinde anne babasının hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Desteğin gelirinden anne ve babaya destek payı ayrılmadan yapılan hesaplama eksik ve hatalı olmuştur.
O halde, Dairemizin yerleşik uygulaması ile belirlenen ve yukarıda ifade olunan destek payları esas alınarak, desteğin anne ve babasının payı gözetilmek ve güncel nüfus kayıt bilgileri temin edilerek halen sağ olup olmadıkları da açıklığa kavuşturulmak suretiyle, rapor düzenleyen bilirkişiden ek rapor alınıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hatalı destek paylarına göre hesabın yapıldığı aktüer raporu esas alınarak fazla tazminata karar verilmesi doğru görülmemiş, açıklanan nedenle bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 07.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.