YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/6698
KARAR NO : 2023/7923
KARAR TARİHİ : 05.07.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/7 Esas, 2016/124 Karar
SUÇTAN ZARAR GÖREN : Hazine
SUÇLAR : Rüşvete aracılık (sanık … hak.), rüşvet alma (sanık … hak.), rüşvet verme (sanık … hak.)
HÜKÜMLER : Sanıklardan … hakkında rüşvete aracılık suçundan beraat, … ve … hakkında değişen suç vasfına göre nüfuz ticareti suçundan mahkumiyet
TEMYİZ EDENLER : Katılan ve suçtan zarar gören vekilleri, sanıklar … ve … müdafileri
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.03.2016 tarihli ve 2016/7 Esas, 2016/124 sayılı Kararının sanıklar … ve … müdafileri ile katılan ve suçtan zarar gören vekilleri tarafından temyizi üzerine yapılan ön incelemede:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre rüşvet alma ve rüşvet verme ile rüşvete aracılık etme suçlarından katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve rüşvete aracılık suçundan verilen beraat hükmünün vekili tarafından 7417 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun (3628 sayılı Kanun) değişiklik öncesindeki 18 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Hazinenin başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazandığı kabul edilmiştir.
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere “suçtan zarar görme” kavramının “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle kamu görevlisi olmayan sanığa isnat olunan rüşvete aracılık suçundan 5271 sayılı Kanun’un 237 nci maddesine göre doğrudan zarar görmeyen Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) katılma ve hükmü temyiz hakkının olmadığı anlaşılmıştır.
Sanıklar haklarında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (6723 sayılı Kanun) 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (5320 sayılı Kanun) 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenlerden katılan Hazine vekilinin beraat, müdafiilerinin sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerini temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının, 25.12.2015 tarihli ve 2015/43291 Soruşturma, 2015/16261 Esas, 2015/807 numaralı İddianamesiyle sanık … hakkında rüşvet alma ve görevi kötüye kullanma suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 252 nci maddesinin ikinci ve 257 nci maddesinin birinci fıkraları, sanık … hakkında rüşvet verme suçundan aynı Kanun’un 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 58 inci maddesi, sanık … hakkında rüşvet vermeye aracılık etme suçundan yine aynı Kanun’un 252 nci maddesinin altıncı fıkrası delaletiyle birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmaları ve 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunlukları uygulanması talebiyle kamu davası açılmıştır.
2. Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.03.2016 tarihli ve 2016/7 Esas, 2016/124 sayılı Kararı ile sanık …’nun eylemlerinin kül halinde nüfuz ticareti suçunu oluşturduğu kabulüyle 5237 sayılı Kanun’un 255 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi, 62 nci maddesi ve 52 nci maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis ve 150 tam gün karşılığı 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık …’ün değişen suç vasfına göre nüfuz ticareti suçundan 5237 sayılı Kanun’un 255 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve üçüncü cümlesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık …’in ise atılı suçtan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine hükmedilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılan Hazine vekili, tüm dosya kapsamı ve TAPE kayıtlarına göre sanığın eski sevgilisi …’le ilgili bilgileri temin etmek maksadıyla diğer sanık …’dan muhtelif bilgileri temin ettiğinin şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller ile sabit olduğundan bahisle … hakkındaki beraat kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Katılan MİT vekilinin temyizi, beraat eden sanık hakkındaki kararın bozulmasına yöneliktir.
3. Sanık … müdafii, müvekkilinin atılı suçu işlediğine yönelik somut delil bulunmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı aksi halde de eylemin teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle kararın bozulmasını talep etmiştir.
4. Sanık … müdafii, suçun maddi unsurlarının oluşmadığı, müvekkilinin suçu işlediğine yönelik somut delil bulunmadığı, suç kastı olmadığı ve beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulmasını talep etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanık … ve dava dışı sanık …’ın olay tarihinde Kayseri MİT Bölge Daire Başkanlığı’nda görev yaptıkları, …’ın Kayseri iline tayininin akabinde iş adamı sanık … ile samimiyet kurduğu, …’nun kardeşi adına kayıtlı bir aracı da indirimli olarak satın alıp fiilen kullanmaya başladığı, karşılığında 15.600 TL borçlandığı ve taksitler halinde bunu ödemeyi taahhüt ettiği, daha sonra … adlı şahıstan alacaklı olduğunu iddia eden sanıklar … ve …’nun adı geçeni Kayseri’yi terk etmesi nedeniyle aramaya başladıkları ve bu hususta sanık …’dan yardım talep ettikleri, …’ın da dava dışı sanık … vasıtasıyla …’e ilişkin bilgileri kuruma ait sorgulama ekranından araştırtarak …’ya aktardığı, karşılığında da konakladığı otele para vermediği, bu suretle sanıkların atılı rüşvet alma, rüşvet verme ve rüşvete aracılık etme ile görevi kötüye kullanma suçlarını işledikleri iddiasıyla yapılan yargılamada, Mahkemece; koruma ve emniyet görevlisi olduğu soruşturma dosyası kapsamıyla sabit olan sanık …’ın, kişiler hakkında sorgu yapma ve kişisel verilerini elde etme yetkisi bulunmadığından eyleminin “görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması” kapsamında değerlendirilemeyeceği cihetle görev ve yetkilerini olduğundan çok daha fazla göstererek geniş yetkili bir görevli olduğu izlenimi yaratmak suretiyle menfaat temin ederek nüfuz ticareti suçunu oluşturduğu kabul edilmiş, söz konusu suçtan sanıklar … ile …’nun mahkumiyetine, sanık …’nin ise cezalandırılmasına yeter derecede her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediğinden rüşvete aracılık etme suçundan beraatine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanık … hakkında rüşvete aracılık etme suçundan verilen beraat hükmü yönünden;
Sanığın leh ve aleyhindeki toplanan tüm kanıtları inceleyip, irdeleyen ve iddianın reddine ilişkin sebepleri karar yerinde ayrı ayrı gösteren, savunmayı tercih nedenlerini açıklayan, aleyhteki kanıtları hükümlülük için yeterli görmeyen mahkemenin beliren takdir ve kanaatine göre, yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. Sanıklar … ve … hakkında nüfuz ticareti suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden;
5271 sayılı Kanun’un “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138 inci maddesinin ikinci fıkrası “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir” şeklinde hüküm altına alınmış olup, 01.06.2005 tarihinden sonra başvurulacak olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, soruşturma veya kovuşturma ile ilgili olmayan, ancak 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç ya da suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek delilin elde edilmesi durumunda “tesadüfen elde edilen delil” olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmasının olanaklı hale getirildiği, bu düzenlemeyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan katalog suç ya da suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, söz konusu delilin ceza yargılamasında kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucunda elde edilen delillerin 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla, aynı soruşturma ya da kovuşturmayla ilgili suçlar yönüyle öncelikle kullanılabileceğinin kabulünü gerektirdiği, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan verilen kararlara dayanılarak ve sadece sanıklardan … ile … haklarında uygulanan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanmak suretiyle elde edilen görüşme kayıtlarının, katalog suçlar arasında yer almayan nüfuz ticareti suçu yönünden yasal delil olarak kabul edilemeyeceği nazara alınarak, hukuka aykırı nitelikteki bu deliller dışlanarak mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kabule göre de;
5237 sayılı Kanun’un “Yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama” başlıklı 255 inci maddesinin, 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 89 uncu maddesiyle değiştirilerek “Nüfuz ticareti” başlığı altında yeniden düzenlendiği,
Söz konusu değişikliğin gerekçesinde; önceki düzenlemenin, kamu görevlisi olmayan ve fakat kamu görevlisi üzerinde nüfuz sahibi olduğundan bahisle menfaat temin eden kişilerin cezasız kalmasına neden olduğu, bu gibi durumlarda bir aldatma söz konusu ise sorunun dolandırıcılık suçu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, ancak, aldatma olmadan da “Nüfuz ticareti” yani yetkili olmadığı bir işten yarar sağlama olgusunun gerçekleşebileceği, bu gibi durumların yaptırım altına alınabilmesi için madde hükmünün başlığıyla birlikte değiştirildiğinin belirtildiği,
Bu haliyle görevi kötüye kullanma suçuna göre daha özel düzenleme niteliğinde olan 5237 sayılı Kanun’un 255 inci maddesinde düzenlenen suçun bağlı hareketli bir suç tipini oluşturduğu, bu suçta hareket öğesi sınırlandırıldığından, görevi kötüye kullanma suçuna nazaran özel hüküm niteliğinde bulunduğu, nüfuz ticareti suçunun oluşabilmesi için gördürülecek işin mutlaka haksız bir iş olması, işi göreceğini söyleyen failin kamu görevlisi üzerinde nüfuzunun bulunması ve işi yapacak kamu görevlisinin belli olmasının gerektiği, görevi kötüye kullanma suçunda ise işi göreceğini söyleyen failin kamu görevlisi üzerinde nüfuzunun bulunmasının gerekmediği, koruma ve emniyet görevlisi olarak görev yapan sanık …’ın kişisel veri sorgulama yetkisi olmadığı için hakkındaki hükmün açıklanması geri bırakılan inceleme dışı sanık …’a … ve kardeşine ait dört ayrı telefon hattını ve vatandaşlık numarasını katılan kuruma ait sistemlerde sorgulattığı ve karşılığında haksız menfaat sağlamak suretiyle …’ı görevi kötüye kullanma suçuna azmettirdiği ve diğer sanık …’nun da eyleme iştirak ettiği anlaşılan somut olayda ise sanıkların kamu görevlileri üzerinde nüfuzunun bulunmadığı, buna göre eylemlerinin nüfuz ticareti suçuna uymadığı, görevi kötüye kullanma ve bu suça iştirak suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, buna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hükümler kurulması,
Sanık … hakkında 5237 sayılı Kanun’un 255 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca sadece hapis cezasında artırım yapılması gerekirken adli para cezasında da artırım yapılarak 4 yıl 6 ay hapis ve 120 gün adli para cezası yerine 4 yıl 6 ay yıl hapis ve 180 gün adli para cezası, takdiri indirim yapılırken de 3 yıl 9 ay hapis ve 100 gün adli para cezası yerine 3 yıl 9 ay hapis ve 150 gün adli para cezasına hükmedilmesi suretiyle sonuç adli para cezasının fazla tayini,
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık … hakkında aynı Kanun ve maddenin beşinci fıkrası uyarınca (e) bendindeki hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına karar verilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
1.Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.03.2016 tarihli ve 2016/7 Esas, 2016/124 sayılı Kararında rüşvete aracılık etme suçundan sanık … hakkında verilen beraat hükmüne yönelik MİT Başkanlığı vekilinin temyiz isteğinin 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası aracılığı ile 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
2.Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.03.2016 tarihli ve 2016/7 Esas, 2016/124 sayılı Kararında rüşvete aracılık etme suçundan sanık … hakkında verilen beraat hükmüne yönelik katılan Hazine vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan Hazine vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle sanık … hakkındaki beraat hükmünün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
3.Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.03.2016 tarihli ve 2016/7 Esas, 2016/124 sayılı Kararına yönelik sanıklar … ve … müdafiilerinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
05.07.2023 tarihinde karar verildi.