YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/8607
KARAR NO : 2023/7436
KARAR TARİHİ : 13.06.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/377 Esas, 2016/353 Karar
SUÇLAR : Görevi kötüye kullanma
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
… 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2016 tarihli ve 2014/377 Esas, 2016/353 sayılı Kararının sanık … müdafii, sanık … ve katılan … tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere “suçtan zarar görme” kavramının “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 237 nci maddesine göre sanıklara isnat edilen görevi kötüye kullanma suçundan doğrudan zarar görmeyen …’in kamu davasında katılma ve temyiz hakkının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenlerden sanık … müdafii ile sanık …’un hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
… Cumhuriyet Başsavcılığının, 25.06.2014 tarihli ve 2012/4393 Soruşturma, 2014/956 Esas, 2014/524 numaralı İddianamesiyle sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 257 nci maddesinin birinci fıkrası ve 43 üncü maddesi uyarınca cezalandırılmaları ve haklarında aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği hak yoksunluklarına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.
… 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2016 tarihli ve 2014/377 Esas, 2016/353 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 257 nci ve 43 üncü maddelerinin birinci fıkraları, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 187 tam gün karşılığı 3.740 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık … müdafi 18.05.2016 tarihli süre tutum dilekçesi ile; müvekkili aleyhine verilen kararı temyiz ettiğini bildirmiştir.
B. Sanık …’in temyiz nedenleri, verilen mahkumiyet kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Suç tarihlerinde … Belediye Başkanı olan sanık … ile aynı belediye zabıta amiri olarak görev yapan sanık …’in, çeşitli tarihlerde 10 farklı iş yerine usul ve yasaya aykırı olarak iş yeri açma ve çalışma ruhsatı vermek suretiyle üzerlerine atılı suçu işledikleri iddia ve kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
Suç tarihlerinde … Belediye Başkanı olan sanık … Şimşek ile aynı belediye zabıta amiri olarak görev yapan sanık …’in, çeşitli tarihlerde 10 farklı iş yerine usul ve yasaya aykırı olarak iş yeri açma ve çalışma ruhsatı vermek suretiyle kişilere haksız menfaat sağladıkları ve katılanların mağduriyetine neden oldukları kabul edilerek icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de; mülkiye başmüfettişi tarafından düzenlenen ön inceleme raporu sonucunda mevzuata aykırı olarak verildiği belirtilen iş yerlerine ait ruhsatların, belediye encümeni tarafından iptal edilmesi ile dosya arasında bulunan ve iptale konu olan iş yerlerinden biriyle ilgili açılmış olan davada İzmir 4. İdare Mahkemesinin, 18.02.2015 tarihli ve 2014/907 Esas, 2015/175 sayılı Kararıyla Encümenin almış olduğu iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarının iptali kararına ilişkin işlemin; bir yapının imar mevzuatına uygunluğunun imar ruhsatlarına (yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesine) göre değerlendirileceği ve hukuk düzenindeki varlığı devam eden imar ruhsatlarına uygun olarak verilen iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarının imar mevzuatına aykırı olduğundan bahsedilemeyeceği belirtilerek, davaya konu iş yerine ait imar ruhsatlarının idarece iptal edilmediği ve dolayısıyla hukuk düzeninde varlığını koruyan imar ruhsatlarına uygun olarak verilen dava konusu ruhsatın da imar mevzuatına aykırı olduğundan bahsedilemeyeceğinden bu konuda iptal kararı verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verildiğinin anlaşılması karşısında, iddianamede bahsedilen iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatlarının düzenlenme tarihinde bu ruhsatlara dayanak olan imar ruhsatlarının (yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgeleri) iptal edilip edilmediklerinin araştırılması ve sanıkların suç kastı ile hareket ettiklerine dair delillerin nelerden ibaret olduğunun da karar yerinde tartışılmasından sonra hukuki durumlarının takdir ve tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kabule göre de;
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nde yapılan sorgulamada; sanıklar hakkında benzer nitelikteki eylemlerinden dolayı aynı suçtan kamu davaları açıldığının anlaşılması karşısında, tüm mevcut davaların araştırılarak, derdest ise birleştirilmesini, karara çıkmış ve kesinleşmiş ise onaylı örneklerinin getirtilerek incelenmesini müteakip, suç ve iddianame tarihlerine göre eylemler arasında hukuki kesinti oluşup oluşmadığı ile zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının saptanması, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin belirlenmesi halinde, sanığa isnat edilen eylemlerden hangilerinin teselsül kapsamında kabul edildiğinin gerekçeleriyle birlikte açıklanıp karar yerinde gösterilmesi ile 5237 sayılı Kanun’un 3 üncü ve 61 inci maddeleri de nazara alınarak sanıklara aynı Kanun’un 257 nci maddesi gereğince verilecek cezadan 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca artırım yapıldıktan sonra varsa kesinleşen dava dosyalarından verilen cezanın mahsubu ile oluşursa aradaki fark kadar cezaya hükmedilmesi, hukuki kesintinin gerçekleşmesi durumunda ise ayrı cezalar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler tesisi,
5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin sekizinci fıkrasına, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72 nci maddesi ile eklenen “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez” şeklindeki hükmün ancak yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanabileceği, buna karşılık dava konusu somut olayda suç, bahse konu yasal değişiklikten önce işlendiğinden, keza kasıtlı suçtan mahkumiyetine ilişkin karar da inceleme konusu suç tarihinden sonra kesinleştiğinden, yasal engel oluşturmayacağı gözetilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin aynı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarındaki şartlar gözetilmek suretiyle değerlendirilmesi gerekirken, daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğinden ve kasıtlı suçtan mahkumiyeti bulunduğundan bahisle sanık … hakkında 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrasının uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanıklar hakkında, aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, ayrıca, adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemek üzere hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
1.Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle katılan …’in temyiz isteminin 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
2.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle … 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2016 tarihli ve 2014/377 Esas, 2016/353 sayılı Kararına yönelik sanık … müdafii ile sanık …’in temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,13.06.2023 tarihinde karar verildi.