YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/4292
KARAR NO : 2022/13411
KARAR TARİHİ : 10.11.2022
MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve bu amaçla kurulan örgüte üye olma suçlarından açılan kamu davalarında; anılan suçlardan doğrudan zarar görmeyen Hazinenin davaya katılması mümkün olmadığı gibi bu suçlar yönünden verilen hükümleri temyiz etme yetkisi de bulunmadığından, vekilinin bu suçlardan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz talebinin ve 18/04/2019 havale tarihli temyiz dilekçesinde yer vermediği halde yasal süresinden sonra verdiği 17/10/2019 havale tarihli ikinci temyiz dilekçesinde rüşvetten dönüşen icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet hükümlerini de temyiz ettiği anlaşıldığından, bu hükümler yönünden yasal süresinden sonra vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’un 317. maddesi gereğince ayrı ayrı REDDİNE, sanık … müdafin 13/05/2014 havale tarihli dilekçesinin iddia makamının mütalaasına cevap olarak sunulduğu, temyiz talebi içermediği gözetilerek, incelemenin O yer Cumhuriyet savcısının suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve bu amaçla kurulan örgüte üye olma suçlarından verilen beraat, …, … ve … dışındaki tüm sanıklar müdafilerin ise bu sanıklar hakkında rüşvet suçundan dönüşen icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazları ile sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanıklar …, …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya yönetme suçundan verilen beraat hükümlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Diğer sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan verilen tüm beraat ve …, … ve … dışındaki sanıklar hakkında rüşvet suçundan dönüşen icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
5271 sayılı CMK’nın 135. maddesi uyarınca suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu yönünden iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanmasına ilişkin mahkeme kararlarına istinaden gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin, katalog suçlardan olan rüşvet suçu yönünden 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesi uyarınca tesadüfen elde edilen delil niteliğinde olduğu, ilgili maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir” şeklindeki düzenleme uyarınca rüşvet suçuna ilişkin görüşme içerikleri Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilmediğinden hukuka aykırı nitelikteki bu deliller dışlandığında, rüşvet suçunun oluşabilmesi için gerekli olan ve işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında mevcut olması gereken rüşvet anlaşmasına dair delil bulunmadığı ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/10/2021 gün ve 2018/5 MD – 459, 2021/458 sayılı Kararında da ifade edildiği üzere CMK’nın 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki açık düzenleme uyarınca katalog suçlardan birisinin katalog olmayan bir suça dönüşmesi halinde de kullanma yasağının söz konusu olacağı, bu itibarla kamu görevlisi olan sanıklara isnat olunan rüşvet alma isnatlarının suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nın 257/3. maddesine uyan görevi kötüye kullanma, kamu görevlisi olmayan sanıklara yönelik rüşvet verme isnatlarının ise TCK’nın 40/2. maddesi uyarınca özgü suç niteliğindeki bu suça azmettirme veya yardım etme suçlarını oluşturabileceği, bu suçlar ile sanıklara yüklenen suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçunun TCK’nın 220/2. madde ve fıkrasında öngörülen cezalarının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun’un 66/1-e maddesinde belirtilen 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, TCK’nın 257/3. maddesi kapsamında düzenlenen suç yönünden zamanaşımını kesen son işlem olan 13/05/2014 tarihli mahkumiyet hükümleri, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçu açısından ise 16/12/2010 tarihli son sorgu işlemleri ile inceleme günü arasında asli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin TCK’nın 7/2 ile 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddeleri de gözetilmek suretiyle CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Yasa’nın 322/1 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE 10/11/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sanıklar hakkında suç işlemek için örgüt kurma ve yönetme suçlarından verilen beraat kararlarının onanmasına ve zamanaşımı sebebiyle düşürülmesine dair kararlarda sayın çoğunluk ile aynı kanaatte olmakla birlikte, rüşvet suçu yönünden aşağıdaki gerekçeyle karara iştirak edilmemiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı 135. maddesinin suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan haline göre; birinci fıkrasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının şartları ve usulü düzenlenmiş, ikinci fıkrada şüphelinin tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimin kayda alınamayacağı hükme bağlanmış, dördüncü fıkrasında, şüpheli veya sanığa ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil telefonunun yerinin tespiti imkanı getirilmiş, beşinci fıkrada bu madde hükümlerine göre alınan hakim veya Cumhuriyet savcısı kararının gizliliği hususunda hükme yer verilmiş, altıncı fıkrasında telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ancak fıkrada sayılan katalog suçlarla sınırlı olarak başvurulabileceği hüküm altına alınmış, yedinci fıkrada maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükmü getirilmiştir.
Üçüncü fıkrada ise iletişimin tespiti kararında yer alması gereken bilgiler ile iletişiminin tespitine ilişkin tedbirin türü, kapsamı ve süresinin gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre; dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi koruma tedbirlerinde tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü ile telefon numarasının doğru ve açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde verilen tedbir kararı usulüne uygun olmayacak ve elde edilen deliller de hukuka aykırı olacaktır.
Sanıklar hakkında iletişimin tespiti ile uzatılmasına dair … Sulh Ceza, … 1. Sulh Ceza, … 2. Sulh Ceza Mahkemelerinin kararları incelendiğinde yüklenen suç başlığı altında “suç işlemek için örgüt kurmak, örgüt faaliyeti kapsamında harfiyat işlerinin yapılmasında dökümü yasak olan yerlere harfiyat dökülmesinin sağlandığı, fazla tonajlı kamyonlarla irsaliyesiz malzeme dökmelerine müsaade edilerek, izinsiz ve dökümü yasak olan yerlere harfiyat dökülmesinin firma sahipleri ve görevli kamu personelince oluşturulan bir örgütlenme içerisinde gerçekleştirilerek rüşvet, irtikap, görevi kötüye kullanma karşılığında haksız kazanç temin edildiğinin tespit edildiği” şeklinde açıklama yapılmak suretiyle devamında kararlar verilirken “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçuyla ilgili olarak suç organizasyonunun faaliyetlerini ortaya çıkarmak, faillerini yakalamak ve gerekli delilleri tespit amacıyla şüphelilere ve suç unsurlarına başka türlü ulaşma ve yakalama imkanının olmaması sebebiyle iletişimin dinlenilmesine ve teknik izlenmesine, kayda alınmasına ve tespit edilmesine” yönelik kararların tesis edildiği anlaşılmaktadır. Kararların tümünde şüpheli isimlerinin, telefon numaraları ile yüklenen suçların tek tek sayılması karşısında, bilahare karar verilirken “suç organizasyonun faaliyetlerini ve faillerini ortaya çıkarmak amacıyla” iletişimin tespiti kararı verildiğinin belirtilmesi bir eksiklik değildir ve diğer suçlar yönünden açıkça reddedildiği belirtilmediği için de, kararın sanıklar hakkında iddianameye konu edilen rüşvet suçunu da kapsadığı kabul edilmelidir. Aynı durum ve açıklamalar CMK’nın 140. maddesi uyarınca verilen teknik araçlarla izleme açısından da geçerlidir. Bu sebeple iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen deliller CMK’nın 138. maddesi anlamında tesadüfen elde edilen delil niteliğinde değildir ve rüşvet suçu yönünden de kullanılabilmelidir. Kayıtlarda ise sanıkların rüşvet alma ve verme suçlarını işlediklerine dair deliller mevcuttur, buna bağlı olarak dosyadaki tüm deliller değerlendirilerek heyetçe bir karar verilmelidir. Esasen mahkemenin bu kanıtlara dayanarak hüküm kurup kurmadığı da karardan anlaşılmamaktadır. Herhangi bir görüşme, konuşma tutanağına, içeriğine kararda yer verilmemiştir. Buna rağmen delillerin değerlendirmesi ve kabul yapılırken “tonaj fazlası ve tedbir alınmadan yapılan nakliyelerde cezai işlem yapmaları gerekirken işlem yapmadıkları, bunun karşılığında hem kendilerine hem de firma sahibi ya da yetkili olan sanıklara menfaat sağladıkları” şeklinde, gerekçede rüşvet tanımı yapılmasına karşın görevi kötüye kulanma suçundan hüküm kurulmuştur. Anayasa’nın 141/3, CMK’nın 34/1, 230/1 ve 289/1-g maddelerine göre Yargıtayın gerekçe üzerinde tutarlılık denetimini yapabilmesi için kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddianame ve savunma anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin, hangi anlatımın hangi gerekçeyle diğerine üstün tutulduğunun açık olarak kurulacak hükmün gerekçesine yansıtılması ve mahkemece ulaşılan kanaat, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ve bunların nitelendirilmesinin yapılması gerekmekte iken buna da uyulmamıştır. Bu itibarla iletişimin tespiti ve teknik takip kararlarının usule uygun olduğunun ve kanıt değeri bulunduğunun kabulüyle, mahkemece tüm bu deliller değerlendirilmek suretiyle sanıkların eylemlerinin ayrı ayrı takdir ve tayini ile bunun gerekçeye yansıtılması sonucu bir hüküm kurulması gerektiği ancak buna uyulmadığı ve kararın bu yönlerden bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, kamu görevlisi sanıkların rüşvet eylemlerinin TCK’nın 257/3. maddesine, diğer sanıkların eylemlerinin ise bu suça azmettirme veya yardım etme niteliğinde olduğu kabul ederek kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.