YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/20543
KARAR NO : 2014/7573
KARAR TARİHİ : 01.04.2014
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.06.2013 günlü kenar yazısı ile Dairemize gönderilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-) Suç tarihinde gündüzleyin saat 13:00 sularında yakınanın çalıştığı taksiyi Bayrampaşa’da durdurarak cenazesi olduğunu ve Kırklareli’ne gitmek istediğini beyan eden hükümlünün, ücret konusunda yakınanla anlaştığı, yakınanın çalıştığı taksinin sahibinin yakınanın Kırklareli’ne gitmesine muvafakat etmemesi üzerine, yakınanın kendisine ait 89 model serçe araçla Kırklareli’ne gitmek üzere yola çıktığı, Kavaklı Kasabası göçmenevleri yakınına geldiklerinde, Asilbeyli mevkiine gideceklerini söyleyip bu istikamete gittikleri sırada midesinin bulandığını söyleyip aracı durdurttuğu, yakınanın araçtan inip, nasıl olduğunu sorduğu, hükümlünün iyi olduğunu söyleyip kapıyı açtığı ve yakınana aracın arkasından duman çıktığını söylediği, aracının arkasına baktığı sırada hükümlünün ekmek bıçağı çıkarıp üstüne saldırması sonucu yakınanın kaçtığı, hükümlünün daha sonra arabayı alıp Asilbeyli istikametine doğru gittiği, suça konu aracın 20.02.2003 tarihinde tanık Hüseyin ‘ın ihbarı üzerine K.. Mahallesi Bahçeler sokak üzerinde kapıları kilitli ve terk edilmiş şekilde bulunup jandarma tarafından yakınana teslim edildiği, yakınanın alınan ikinci ifadesinde araç içinde montunun cebinde bulunan 6.000.000 TL meblağlı senedini bulamadığını beyan ettiği ve oluş ve dosya kapsamına göre, hükümlünün eyleminin silahla yağma suçunu oluşturduğunda tereddüt yoktur.
Açılan kamu davası ve yerel mahkemece yapılan yargılamada, hükümlü hakkında bu şekilde işlenen suçta 765 sayılı Yasanın 497/1, 522 (pek fahiş) maddelerinin uygulanması gerektiği halde, aynı Yasanın 495/1. maddesiyle uygulama yapılarak neticeten 8 yıl 4 ay süre ile ağır hapis cezası tayin edilmiştir. Oysa ki 765 sayılı Yasanın 497/1. maddesindeki “Yukarıdaki maddelerde beyan olunan cürümler, geceleyin veya silah ile tehdit ederek işlenirse onbeş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezası verilir.” şeklindeki düzenleme olayımıza uymaktadır. Bu hatalı vasıflandırma ile hükümlü hakkında 495/1. maddesi uyarınca kurulan hüküm kesinleşmiş ise de; hükümlünün 5237 sayılı Yasaya göre eylemine uygulanması gereken anılan yasanın 149/1-(a) maddesidir ve bu şekilde mukayase yapılmasına ve lehe kanunun belirlenmesine yasal bir engel yoktur. Çünkü lehe yasanın belirlenmesinde önceki hükümdeki hatalı vasıflandırma ve uyarlama yargılamasında verilen hükümler kazanılmış hak teşkil etmemektedir. Yüksek Ceza Genel Kurulu ve Dairelerin istikrarlı uygulamalarıda bu yöndedir.
Şu halde; hükümlünün eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 149/1-(a) maddesine uyduğu gözetilmeden, kazanılmış hakka yanlış anlam verilerek anılan Yasanın 148/1. maddesi ile uygulama yapılması,
2-) Suça konu aracın tanığın ihbarı üzerine kolluk güçlerince yakınana teslim edildiği, yakınanın beyanında belirttiği senedin de iade edilmediği ve etkin pişmanlık koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/3. maddesi ile hüküm kurulması,
3-) Kasten işlemiş olduğu suçtan, hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak hükümlünün, 5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesinin “a, b, c, d, e” bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
4-) 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca, hükümlü yararına olan hüküm, 765 sayılı ve 5237 sayılı Yasaların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı ve her iki Yasaya göre, uygulanan yasa maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar denetime olanak sağlayacak şekilde ayrı ayrı saptanıp, sonuç cezalar karşılaştırılarak, hükümlü yararına olan yasanın belirlenip hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik ve denetime olanak vermeyecek biçimde uygulama yapılması,
5-) Hükümlünün eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 497/1, 522 (pek fahiş), 59, 31, 33. maddeleriyle hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın aynı suça uyan 149/1-(a), 62, 53. maddeleri uyarınca her iki Yasaya göre karşılaştırma yapılarak uygulama yapılması zorunluluğu,
6-) TC. Anayasa’sının 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 sayılı CMK’nın 150, 234 ve 239. maddeleri ile 5320 sayılı Yasanın 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanık için baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunmanın ücretlerinin sanıktan alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretlerin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretinin hükümlüden alınmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, hükümlü savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 10.06.1993 tarihli ilk hükümdeki ceza süresini aşmamak koşuluyla infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine, 01.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.