YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/6913
KARAR NO : 2015/38825
KARAR TARİHİ : 25.03.2015
MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Madde İle Görevli)
SUÇ : Yağma, Suç örgütü kurmak, Suç örgütüne üye olmak, Resmi evrakta sahtecilik, Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık, silah ticareti yapmak
Yerel Mahkemece verilen hüküm sanıklar….. savunmanları tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; sanık …’a gönderilen duruşma gününü bildiren davetiyeye, “adreste tanınmadığı” şerhi düşülerek Dairemize iade döndüğü; sanık …. savunmanı Av….’in ise duruşma gününden usulen haberdar edildiği halde duruşmaya gelmediği ve bir mazeret de bildirmediği anlaşılmakla, adı geçen sanık yönünden duruşmasız, diğer sanıklar yönünden duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü;
Hükmedilen cezaların türü ve süresine göre; sanıklar … savunmanlarının süresinden sonra olan, sanıklar… savunmanlarının yağma suçlarının dışındaki diğer suçlara yönelik duruşmalı inceleme istemlerinin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,
I-Sanık…. hakkında izinsiz silah bulundurmak suçundan kurulan (V-C) numaralı hükmün incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nun 231/5. maddesi kapsamında verilen kararların temyizi olanaklı bulunmayıp aynı maddenin 12. fıkrası uyarınca itirazı olanaklı kararlardan olduğu ve 5271 sayılı CMK.nun 264/1. maddesi uyarınca sanık savunmanı yönünden yasa yoluna başvuruda ve mercide yanılmanın haklarını ortadan kaldırmayacağının anlaşılması karşısında; 5271 sayılı Yasanın 264/2. maddesi uyarınca itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye, Mahkemesince iletilmek üzere dosyanın incelenmeden İADESİNE,
II-Sanık…. hakkında, yakınanlar …’ya yönelik yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahlı suç örgütüne üye olmak suçlarından kurulan (II-E) ve (I-C) numaralı; sanık … hakkında yağma ve silahlı suç örgütüne üye olmak suçlarından kurulan (II-D), (III-B) ve (I-C) numaralı; sanıklar … hakkında silah ticareti yapmak suçundan kurulan (IV) numaralı; sanıklar … hakkında evrakta sahtecilik suçundan kurulan (VI-C) numaralı; sanıklar … hakkında silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan kurulan (I-C) numaralı beraat hükümlerinin incelenmesinde;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin istem gibi ONANMASINA,
III-Sanıklar…. hakkında yakınanlar ….’ya yönelik yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, silahlı suç örgütü kurmak ve silahlı suç örgütüne üye olmak suçlarından kurulan (I-A), (I-B), (II-A), (II-B) ve (II-C) numaralı; sanıklar …. hakkında yakınan …’e yönelik yağma suçundan kurulan (III-A) numaralı; sanık …. hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan (V-B) numaralı; sanık … hakkında resmi evrakta sahtecilik suçundan kurulan (VI-A) numaralı; sanıklar …. hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan (V-A), (V-B) ve (V-C) numaralı; sanık… hakkında evrakta sahtecilik suçundan kurulan (VI-B) numaralı; sanık.. hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan (V-A) numaralı mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ile sanıklar … savunmanları tarafından yağma suçu yönünden duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunma doğrultusunda yapılan incelemede;
Sanık .. savunmanı, 18/02/2015 havale tarihli dilekçesi içeriğinde; “nüfus kayıtlarında 16/08/1989 doğumlu görünen sanığın, gerçekte 17/08/1990 doğumlu olduğunu ve suç tarihinde sanığın 18 yaşını doldurmadığını” ileri sürerek buna ilişkin doğum belgesini dilekçe ekinde sunmuş ise de; yağma ve hürriyeti kısıtlama suçlarının 17/09/2008 tarihinden sonra, 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçunun ise 15/04/2010 tarihinde işlendiği, bu durumda savunmanın bu iddiası yerinde olsa dahi, sanığın suç tarihlerinde 18 yaşını doldurmuş olduğunun anlaşılması karşısında; 5271 sayılı Yasanın 218/2. maddesi uyarınca sanığın yaşı hususundaki sorunun çözülmesi sonuca etkili görülmediğinden, sanık savunmanının bu konudaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Yakınan …’e yönelik yağma eyleminin silahla işlenmediğinin kabul edilip anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 149/1. maddesinin uygulama koşulları oluşmayan (a) bendi ile hüküm kurulması kanuna aykırı ise de, gösterilen gerekçe karşısında sonuç cezaya etkili olmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak,
Hüküm fıkrasının (XI-2) numaralı bölümünde müsaderesine karar verilen, … Adli Emanetinin 2010/656 numarasının 51, 53, 54, 55, 57, 62, 63, 66, 67, 70 ve 72. sırasında kayıtlı cep telefonları ve sim kartların sadece sanıklar arasındaki iletişimde kullanıldığı, bu nedenle TCK’nın 54/1. maddesinde suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçta kullanılan eşya niteliğinde bulunmadığı gözetilmeden, sahiplerine iadesi yerine yazılı biçimde zoralımına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet Savcısı, sanık ..ve savunmanı, sanık .. ve savunmanı, sanıklar … savunmanlarının temyiz dilekçelerinde, sanık .. ve savunmanı, sanık … ve savunmanı, sanık … ve savunmanı, sanık ..ve savunmanı ile sanıklar. ve … savunmanlarının temyiz dilekçelerinde ve duruşmada ileri sürdükleri tüm itiraz ve savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanıklar … hakkında yağma suçu yönünden duruşmalı temyiz incelemesi yapılan hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla, CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasının (XI) numaralı bölümünden “… Adli Emanetinin 2010/656 numarasının 51, 53, 54, 55, 57, 62, 63, 66, 67, 70 ve 72. sırasında kayıtlı eşyaların müsaderesine” ilişkin kısım çıkarılarak, yerine “ … Adli Emanetinin 2010/656 numarasının 51, 53, 54, 55, 57, 62, 63, 66, 67, 70 ve 72. sırasında kayıtlı cep telefonlarının sahiplerine iadesine” cümlesi yazılmak suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
IV-Sanık …. hakkında yakınanlar …’ya yönelik yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahlı suç örgütüne üye olmak suçlarından kurulan (I-B), (II-A), (II-B) ve (II-C) numaralı mahkumiyet; sanık .. hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan (V-A) numaralı mahkumiyet hükümlerinin incelenmesine gelince;
Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ile sanık …. ve savunmanı tarafından yağma suçu yönünden duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunma doğrultusunda yapılan incelemede;
1-) Sanık ..’nın aşamalarda suçlamayı kabul etmediği, yapılan aramalarda suça konu tabancanın ele geçirilemediği, dolayısıyla yakınanlar …’ya yönelik eylemde sanık tarafından kullanılan silahın 6136 sayılı Yasa kapsamına girip girmediğinin tespitinin bu aşamada mümkün olmadığı gözetildiğinde, sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
2-) Kolluk fezleke klasörü dizi 135’te yer alan 15/04/2010 tarihli “fotoğraf teşhis tutanağı” içeriğine göre; sanık …..nin soruşturma aşamasında, tanık … tarafından teşhis edildiği, anılan tutanakta herhangi bir fotoğraf bulunmadığı sanık savunmanı tarafından kolluk fezlekesinde yer alan fotografın sanığa ait olmadığının ileri sürüldüğü, tanık… duruşmadaki ifadesinde, daha önce yapılan fotoğraf teşhisini tekrarladığı ancak bu teşhisi hangi kriterleri esas alarak yaptığını açıklamadığı ve sanık ile duruşmalarda da yüz yüze gelmedikleri, adı geçen tanığın hükümden sonra verdiği 20/03/2014 tarihli dilekçesinde “…’ı duruşmalarda görmediğini, teşhisinin hatalı olabileceğini” beyan ettiği, yakınanlar .. ile olayı gören tanıklar ….’nun yaptıkları fotoğraf teşhislerine ilişkin tutanaklarda sanığın yer almadığı, kolluk fezleke klasörü dizi 3’te yer alan 16/10/2010 tarihli ‘HTS inceleme raporu” isimli tutanağa göre; sanığın kullandığı cep telefonunun 26/09/2008– 10/10/2008 tarihleri arasında, yakınan …’in iş yerinin bulunduğu alan içerisindeki baz istasyonundan sinyal aldığının tespit edildiği, iletişimin tespiti raporların çözümüne ilişkin tutanaklarda ise diğer sanıkların birbirleri arasındaki görüşmeleri ve sinyal aldığı baz istasyonlarına göre, suçun 17/09/2008-20/09/2008 tarihleri arasında işlendiğinin belirlendiğinin anlaşılması karşısında, öncelikle anılan fotoğraf teşhis tutanağında sanığın hangi fotoğraftan teşhis edildiğinin saptanması, kolluk fezlekesi üzerindeki fotoğraftan teşhis yapılmış ise bu fotoğrafın sanığa ait olup olmadığının belirlenmesi, yakınanlar ve olayı gören tanıklar ile sanığın yüzleştirilmesi, tanık…..’nun fotoğraf teşhisinde yer alan kriterlerle sanığın ne şekilde örtüştüğü mahkeme heyetince gözlenip tutanaklara yansıtılması, ayrıca iletişimin tespitine ilişkin kayıtlar incelenerek sanığın tam olarak hangi tarih ve saatte belirtilen noktadan sinyal aldığı, bu zamanın suç tarihini içerip içermediğinin tespit edilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet Savcısı ile sanık … savunmanının dilekçelerinde, sanık ..ve savunmanının temyiz dilekçeleri ve duruşmada ileri sürdükleri tüm itiraz ve savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanık .. için yağma suçu yönünden duruşmalı temyiz incelemesi yapılan hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, usule ilişkin üye …’un karşı oyuyla ve oyçokluğuyla alınan karar 25/03/2015 günü Yargıtay Cumhuriyet Savcısı …’ın katıldığı oturumda, sanık … savunmanı Av….. ve sanık … savunmanı Av….’nun yüzüne karşı açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı.
KARŞI OY:
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesi ile yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.
Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay’a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir. Çünkü;
5271 sayılı Kanunun 2/f maddesi “kovuşturma: iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam eden derdest dosyalardır. Bu tanım kaşısında, henüz kovuşturma süreci tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel (normal) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeblerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay’da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel (normal) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.
Şöyle ki;
1–Özel Yetkili Mahkemeler, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Ağır Ceza Mahkemeleri” arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ve Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına ilişkin düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.
Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.
2- Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden CMK’nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay’da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10; “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36; “Kanunî Hâkim Güvencesi” başlıklı 37; “Suç ve Cezalar” başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.
Görüldüğü üzere;
Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hemde tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.
Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.
Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.
Şöyle ki;
Anayasamızın 90/5. maddesi ile; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.
Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle, sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel (normal) ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.
Bu nedenlerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.