YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/7500
KARAR NO : 2015/10848
KARAR TARİHİ : 11.02.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Madde İle Görevli)
SUÇLAR : Yağma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık,Resmi belgede sahtecilik, Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, tehdit ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak, tefecilik, tehdit
HÜKÜM : Kısmen Beraat, Kısmen Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm sanıklar Arif …, …, …, …, …, …, …, …, …, … savunmanları tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü;
Sanık … savunmanının hükmedilen cezanın türü ve süresine göre ve yasal süreden sonra, sanık … savunmanının hükmedilen cezanın türü ve süresine göre, duruşmalı inceleme istemlerinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,
I-Katılan … vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Yokluluğunda verilen ve 25.09.2013 günü tebliğ edilen hükme yönelik, yasal süreden sonra 03.10.2013 tarihinde temyiz isteminde bulunan katılan … vekilinin bu konudaki isteğinin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollaması ile 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince istem gibi REDDİNE,
II-Sanıklar … ve … hakkında mağdur …’ya yönelik yağma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün istem gibi ONANMASINA,
III-Sanıklar … ve … hakkında tefecilik suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Sanıkların eylemine uyan ve 5237 sayılı TCK’nın 241/1.maddesindeki suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre; aynı Yasanın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımının sanıkların sorgusunun yapıldığı 11.01.2007 tarihinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması ve bu süre içinde zamanaşımını kesen herhangi bir işlem yapılmamış olması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
IV-Sanıklar … ve … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma-yönetme, mağdur …’ya yönelik yağma, mağdur …’ye yönelik yağma, katılan …’a yönelik tehdit ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, mağdur …’a yönelik tehdit, katılan …’ya yönelik yağma, resmi belgede sahtecilik; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, katılan …’a yönelik tehdit ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, mağdur …’ya yönelik yağma; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, mağdur …’ya yönelik yağma, katılan …’a yönelik tehdit ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, katılan …’ya yönelik yağma; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, katılan …’a yönelik tehdit ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, katılan …’ya yönelik yağma; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, katılan …’ya yönelik yağma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık; sanıklar … …, … … ve Hüseyin … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, katılan …’ya yönelik yağma; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma, resmi belgede sahtecilik; sanıklar …, …, …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarından kurulan hükmün incelenmesine gelince;
Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ve sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında yağma suçları yönünden duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunmalar doğrultusunda yapılan incelemede:
1-İddianamede ve Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki mütalaasında sanıklar Hamdi …, …, …, …, … ve … hakkında, katılan … Gökova’ya yönelik eylemleri nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 106/2-c-d maddesinin uygulanması istendiği halde, CMK’nın 226.maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanınmadan aynı Yasanın 149/1-c-f-g maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
2-Sanık … hakkında katılan …’ya yönelik yağma eylemi için kanun maddesinde öngörülen cezanın alt sınırına göre, 5271 sayılı CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca atanan zorunlu savunmanı bulundurulmadan hüküm kurulması suretiyle anılan Yasanın 188/1. ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması,
3-Sanıklar … ve …’ün katılan …’ya yönelik eylemleri nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 149/1-c-f-g, 58/9. maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verildiği, atılı suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olduğu ve 5271 sayılı CMK’nın 196/2. maddesi uyarınca istinabe suretiyle sorguya çekilemeyeceği gözetilmeden hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
Bozmayı gerektirmiş, O Yer Cumhuriyet Savcısı; sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, … …, … …, …, …, …, …, … savunmanları; sanıklar …, …, … ve …’ın temyiz dilekçelerinde; sanıklar …, … ve … savunmanı Av. …; sanık … savunmanı Av….; sanıklar … ve … savunmanı Av….; sanıklar …, …, …, Kerem … ve Hamdi … savunmanı Av. …’ün duruşmada ileri
sürdükleri tüm itiraz ve savunmaları ile sanıklar …, …, …, … ve … hakkında iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçu yönünden tebliğnamedeki düşünce bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin açıklanan nedenlerle kısmen istem gibi BOZULMASINA, ilişkin oyçokluğuyla verilen karar 11.02.2015 gününde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı … Ayhan Köksal’ın katıldığı oturumda, sanıklar ve savunmanlarının yokluklarında açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı.
(Muhalif Üye).
KARŞI OY:
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesi ile yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.
Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay’a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir.
Çünkü;
5271 sayılı Kanunun 2/f maddesi “kovuşturma: iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam
eden derdest dosyalardır. Bu tanım karşısında, henüz kovuşturma süreci tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel (normal) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeblerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay’da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan
salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel (normal) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.
Şöyle ki;
1-Özel Yetkili Mahkemeler, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Ağır Ceza Mahkemeleri” arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ve Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına ilişkin düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.
Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.
2-Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden CMK’nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay’da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10; “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36; “Kanunî Hâkim Güvencesi” başlıklı 37; “Suç ve Cezalar” başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.
Görüldüğü üzere;
Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hemde tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.
Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.
Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.
Şöyle ki;
Anayasamızın 90/5. maddesi ile; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.
Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel (normal)
ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.
Bu nedenlerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.
…
(Muhalif Üye)