Yargıtay Kararı 6. Ceza Dairesi 2017/1102 E. 2017/594 K. 14.03.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/1102
KARAR NO : 2017/594
KARAR TARİHİ : 14.03.2017

Yağma suçundan sanık …’ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 497/1, 55/3 ve 59. maddeleri gereğince 8 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 13/11/2002 tarihli ve 2002/285 esas, 2002/331 sayılı kararının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 08/08/2003 tarihli ve 2003/4589 esas, 2003/5110 karar sayılı onama ilamı ile kesinleşmesini müteakip, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun lehe hükümlerinin uygulanması ve uyarlama yapılması talebi üzerine, sanığın 5237 sayılı Kanun’un 149/1-c-h, 150/2, 168, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ÇANAKKALE Ağır Ceza Mahkemesinin 10/06/2005 tarihli ve 2002/285 esas, 2002/331 sayılı ek kararına karşı Adalet Bakanlığının 05/01/2017 gün ve 2016/13838 Kyb sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/01/2017 gün ve KYB/2017/2142 sayılı ihbar yazısı ile infaz dosyası 02/02/2017 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi:

Anılan Yazıda;

(Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12/09/2006 tarihli ve 2006/359-7944 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı nazara alınarak yapılan incelemede,

Dosya kapsamına göre,

1-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme karşısında, önceki ve sonraki temel ceza kanunlarının ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesinde,
2-Temel cezanın ne şekilde saptanacağının belirlenmesi ve bireyselleştirmenin yapılması için de duruşma açılmasını müteakip, sanığın celp edilerek savunması alındıktan sonra denetime olanak sağlayacak şekilde hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
3-5237 sayılı Kanun’un 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı Kanun’un 522. maddesindeki “hafif” ve “pek hafif” ölçütleri ile her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığı”nın 5237 sayılı Kanun’a özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun; daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar (örneğin; bir kaç meyve veya ekmek yiyecek; bir iki defter, kalem, sigara, bira ve benzeri) değer olarak az olan şeyi alma durumunda olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, anılan maddenin koşulları oluşmadığı halde, değer az kabul edilip cezadan indirim yapılarak karar verilmesinde, isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması) Dairemizden istenilmiştir.

TÜ R K M İ L L E T İ A D I N A

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı ve incelenen dosya içeriğine göre;

1-5252 sayılı Yasanın 9/3.maddesi uyarınca hükümlüler yararına olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından, temel cezanın ne şekilde saptanacağının belirlenmesi, bireyselleştirme amacına yönelik takdir hakkının kullanılması ve önceki yasaya göre suçların yasal öğelerinde yapılan değişikliklerin tartışılması için duruşma açılmasının zorunlu bulunduğu gözetilmeden dosya üzerinde hüküm kurulması,
2-5237 sayılı Kanun’un 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı Kanun’un 522. maddesindeki “hafif” ve “pek hafif” ölçütleri ile her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığı”nın 5237 sayılı Kanun’a özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun; daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar (örneğin; bir kaç meyve veya ekmek, yiyecek; bir iki defter, kalem, sigara, bira ve benzeri) değer olarak az olan şeyi alma durumunda olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, anılan maddenin koşulları oluşmadığı halde, değer az kabul edilip cezadan indirim yapılarak karar verilmesi,

3-Olay günü gece saat: 22. 45 sıralarında mağdur yanında arkadaşı olan tanık … … ile birlikte Belediyeye ait halk bahçesinden geçerken yanlarına hükümlü … ile şu anda kanun yararına bozma talebinin konusu olmayan hükümlüler … …,… gelerek “Sen bizim arkadaşımızı dövmüşsün ve telefonunu çalmışsın” şeklinde beyanda bulunarak telefonu sözde kontrol etmek amacı ile aldıktan sonra mağduru dövüp olay yerinden ayrıldıktan sonra telefonu hırsızlık malını bilerek satın almaktan dava açılıp hakkında beraat kararı verilen…’ya sattıkları, sanıkların kolluk kuvvetlerince yakalandıktan sonra…yı göstererek telefonun iadesini sağlamaları şeklinde gelişen eylemde; hükümlü …’ ın eyleminin 765 sayılı TCK’nın 497/1, 55/3, 59. maddelerindeki suçu oluşturduğu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın aynı suça uyan 149/1-c, h, 168 /3-1.cümle ( Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.03.2013 günlü, 2012/6-1232 Esas ve 2013/106 sayılı kararı ışığında, sanıktan telefonu satın alan iyiniyetli 3. kişi … … zararının sanıklar tarafından giderilip giderilmediğinin araştırılmasından sonra sonucuna göre), 62, 53.maddelerinden, 5237 sayılı Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3.maddeleri ışığında lehe olan yasanın değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi,

Usul ve Yasaya aykırı olduğundan,

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 10.06.2005 gün, 2002/285 Esas ve 2002/331 sayılı ek kararının 5271 sayılı CMK’nın 309.maddesi gereğince BOZULMASINA, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine, yerel Mahkemece kanun yararına bozma kararı doğrultusunda işlem yapılmak üzere dosyanın mahalline gönderilmesine, 14.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.