Yargıtay Kararı 6. Ceza Dairesi 2020/9921 E. 2021/14620 K. 30.09.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/9921
KARAR NO : 2021/14620
KARAR TARİHİ : 30.09.2021

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
I- Sanık … hakkında, müştekiler …, … ve …’e tehdit; sanık … hakkında müşteki …, katılan … ve müşteki K…’ya karşı tehdit ile sanık … hakkında müşteki …’a karşı tehdit suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin verilen kararların 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itiraz yolu açık olup temyizi olanaklı olmadığından, aynı yasanın 264/1.maddesi uyarınca yasa ile merciinde yazılması haklarını ortadan kaldırmayacağından, aynı maddenin 2.fıkrasına göre; dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,

Katılanlar … ve …’e karşı “yağma” eylemlerinden dolayı sanıklar … ve … hakkında bozma öncesi … 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/525 Esas, 2011/565 Karar sayılı kararı ile verilen beraat kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulmadığı, katılan …’a karşı “tehdit” eylemlerinden dolayı ise sanıklar … ve … hakkında verilen beraat kararlarının temyizde onandığı, bu itibarla adı geçen katılanlar …, … ve …’in temyize konu … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/12/2019 gün ve 2016/39 Esas, 2019/533 Karar sayılı kararı yönünden, bahsedilen yağma ve tehdit eylemleri kapsamındaki temyiz itirazlarının, hukuken konusuz kalmaları sebebiyle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,
II- Sanık … hakkında, tefecilik suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik … vekilinin temyiz itirazları ile sanıklar … ve … hakkında, katılan …’e karşı tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik katılan … vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 223 (9) hükmünün uygulanması ve özellikle “derhâl” kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.
Birinci görüşe göre; 5271 sayılı CMK’nın 223 (9)’da yer alan “derhâl” kavramını, “… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “işin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ya da “kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri”yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; zamanaşımı süresi dolduğu için dosyanın esasına girmeden, davayı düşürmek gerekir.
Doktrin tarafından büyük ölçüde benimsenen diğer görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkûmiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde davanın zamanaşımından düşürülmesi gerekir.
Aşağıda açıklayacağımız gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı CMK’nın yazılı bir gerekçesi yoktur. “Derhâl” kelimesi “çabucak” (bkz. tdk.gov.tr internet sayfası) anlamına gelmekte olup, madde metninde; “davanın esasına girmeden”, “delil takdiri gerektirmeyen durumlar” ya da “fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı CMK’nın 223(9)’ncu maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.
Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet Savcısı ve kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı CMK’nın 119 hükmü uyarınca aramada …), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (5271 sayılı CMK’nın 90. maddesi hükmü uyarınca, suçüstü halinde “herkes” tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir. ) bile, “delil takdiri” yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin, 5271 sayılı CMK’nın 223 (9) maddesi bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır.
Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o takdirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.
Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.
Kanaatimizce, “derhâl” kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; İ.H.A.S. 6, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36 ve 38. maddelerinde vurgulanan “Masumiyet Karinesi” ve “Adil Yargılanma Hakkı” ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan “Lekelenmeme Hakkı” dikkate alınmak suretiyle, “yargılamanın geldiği aşama itibariyle” diğer bir ifadeyle “ilâve bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan …” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.
5271 sayılı CMK’nın 223 (9)’ncu maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır.
Derhâl yâni yargılamanın geldiği aşama itibariyle, başka bir ifadeyle de, ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, “durma” “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemez.
Zamanaşımına ilişkin görüşümüz sanığın ölmesi durumunda da geçerlidir.
Somut olayda; sanık … hakkında tefecilik suçundan, sanıklar … ve … hakkında ise bozma üzerine katılan …’e yönelik tehdit suçundan 27/12/2019 tarihinde beraat kararları verilmiş olup işbu kararlar tefecilik suçu yönünden katılan … vekilince ve tehdit bakımından ise katılan … tarafından temyiz edilmiştir.
11/11/2020 günlü tebliğnameden de anlaşılacağı üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, işbu kararın salt katılan …’e yönelik tehdit suçu noktasında sanıklar … ve … yönünden zamanaşımı sebebiyle bozulması gerektiği görüşündedir. Oysaki sanık … hakkında tefecilik suçundan kurulan hüküm yönünden de uzamış ve kesintili 12 yıllık zamanaşımı TCK’nın 66/1-e, 67/4 ve 106/2-c maddeleri uyarınca, 10/04/2008 olan suç tarihinden inceleme gününe dek dolmuştur.
Her ne kadar zamanaşımı dolmuş ise de;
Usûl ve yasaya uygun olan beraat kararları yerindedir.
5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin âmir hükmü uyarınca; zamanaşımı vaki olmasaydı, davanın esasına girip, işbu kararları onamamız gerekirdi diyorsak artık; sırf zamanaşımı vaki oldu diye davaları düşüremeyiz, yani şüpheli ya da sanığı lekelenmiş durumda bırakamayız.
Tüm bu anlatılanlar ışığında somut olayda; sanıklar … ve … ilgili katılan …’e yönelik tehdit suçundan tebliğnamedeki bozma ve akabinde zamanaşımından düşme isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre, katılan … vekili ile katılan …’in temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usûl ve yasaya uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye kısmen aykırı olarak ONANMASINA,
III- Sanıklar … ve … hakkında, müştekiler … ile …, katılanlar … ile … ve müştekiler …, … ile katılan …’ye karşı yağma; sanık … hakkında, müştekiler …, …, …, … ve …’a karşı yağma; sanık … hakkında, müştekiler … …’a karşı yağma; sanık …’ün, müşteki …’a karşı yağma;
sanıklar …, … ve … hakkında, müştekiler … ve …’e karşı yağma; sanık … hakkında, müşteki …’a karşı yağma; Sanık …’ın, müşteki …’a karşı yağma; sanık … hakkında, müşteki …’a karşı yağma suçlarından dolayı kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Sanıklar … ve …’ın, müştekiler … ve …’a yönelik yağma suçunu silâhla, konutta, birden fazla kişi tarafından ve gece vâkti işlediklerinin anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK’nın 149/1. maddesinin (a), (c) ve (d) bentlerinin yanı sıra (h) bendi ile de uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulunun takdirine göre, sanık … müdafiileri; sanıklar …, …, …, … ve … müdafiileri ve sanık …’ın temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usûl ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,
IV- Sanık … hakkında müşteki …’e karşı tehdit; sanıklar … ve … hakkında müşteki …’a karşı tehdit ile sanık … hakkında müşteki … ve katılan …’a karşı tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Sanıklara yüklenen ve 5237 sayılı TCK’nın 106/2-c maddesine uyan tehdit suçunun gerektirdiği cezanın tür ve üst sınırlarına göre; aynı Kanunun 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık uzamış ve kesintili zamanaşımının suç tarihi olan 10/04/2008 gününden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve …’ün temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yas’anın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 30/09/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.