Yargıtay Kararı 6. Ceza Dairesi 2021/18828 E. 2022/13997 K. 18.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/18828
KARAR NO : 2022/13997
KARAR TARİHİ : 18.10.2022

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Konut dokunulmazlığının ihlali
HÜKÜM : Beraat

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Dosya içeriğine, kararın dayandığı gerekçeye ve takdire göre, katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün tebliğnameye aykırı olarak ONANMASINA, 18/10/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)

KARŞI OY:

Bilindiği gibi Konut dokunulmazlığını ihlal Anayasamızın II. Bölümünde Kişinin Hakları ve Ödevleri başlığının alt başlığı olarak ” Özel hayatın gizliliği ve korunması ” adı altında 21. maddede düzenlenmiştir. Söz konusu 21. madde;…” (Değişik: 3/10/2001-4709/6 md.) Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar” şeklindedir.
Söz konusu maddede açıkça görüldüğü üzere hakim kararı olmadan hiç kimsenin konutuna girilemeyeceğini, eşyalarına el konulamayacağını düzenlemektedir. Düzenlemede “konut dokunulmazlığı” esas alınmış “ikametgah olarak” yani sadece oturulan yer olarak düzenleme yapılmamıştır.
Bu düzenlemenin TCK’ya yansımış hali TCK 116. maddesidir. Söz konusu maddenin adı “Konut dokunulmazlığının ihlali ” olarak gösterilmiştir.

./..

Söz konusu madde gerkçesinin ilk iki parağrafında maddenin tamamını kapsayan genel açıklamalar yapılmış ve daha sonra fıkra fıkra gerekçeleri açıklanmıştır . Tüm maddeyi kapsayan madde gerekçesi ;”… Madde, Anayasanın 21 inci maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığını ihlâl fiillerini suç olarak tanımlamaktadır. Konut dokunulmazlığının ihlâli, kişinin kendisine özgü barış ve sükununu ve yuvasındaki yaşamının sulh ve selametle cereyanı için varolması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir.
Bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükunu ihlâl eyleyen bu fiillerin, hürriyete karşı işlenen suçlar arasında bir suç olarak tanımlanması uygun görülmüştür …” şeklindedir. Gerekçede de açıkça Anayasamızın 21. maddesine atıf yapmıştır. Burda da ikametgah- işyeri ayrımı yapılmamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelen bir olayda benzer tespitler yapmıştır. Söz konusu CGK 2014/13-406 E.- 2018/260 K. sayılı ilamı ;”… Sanık Nuri Durulmuş’un hırsızlık suçundan TCK’nun 144/1-b, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası; konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan aynı Kanunun 116/1, 62, 50 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin … 24. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.01.2011 gün ve 397-34 sayılı hükümlerin, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 31.03.2014 gün ve 2714-11728 sayı ile; “818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 267. maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 336. maddesinin birinci fıkrasına göre, taşınmazını kiraya veren kiralayanın, taşınmaz içerisinde bulunan kiracıya ait bir kısım taşınır eşyalar üzerinde kira bedelinin güvencesi olarak hapis hakkı bulunduğu göz önüne alınarak sanığın, katılan ile aralarındaki kira sözlemesinden doğan kira alacağı, elektrik ve su gibi kullanım giderlerinin ödenmemesi üzerine kendisi tarafından ödenmiş miktarlar gereğince katılana ait eşyaları alıp apartmanın bodrumuna götürmesinin yasadan doğan hapis hakkının kullanımı kapsamında kaldığı, yararlanma kastı olmadığı anlaşılmakla atılı hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlâli suçlarından sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. …
Madde gerekçesinde; “Madde, Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığını ihlâl fiillerini suç olarak tanımlamaktadır. Konut dokunulmazlığının ihlâli, kişinin kendisine özgü barış ve sükûnunu ve yuvasındaki yaşamının sulh ve selametle cereyanı için var olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir.
Bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükûnu ihlâl eyleyen bu fiillerin, hürriyete karşı işlenen suçlar arasında bir suç olarak tanımlanması uygun görülmüştür” biçiminde açıklamalara yer verilmiştir.
Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, konut dokunulmazlığının ihlâli ile mülkiyet ve zilyetlik hakkı değil kişi hürriyeti korunmaktadır. Kanunda mülkiyet ve zilyetliği koruyan başka hükümler bulunmakta olup bu suçla kişilerin konutlarındaki güvenlik duygusu, sükûn ve huzurlarının korunması amaçlanmaktadır….
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca özel hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Hukuki ilişki kavramı, hukuk düzeni tarafından korunan, geçerli kabul edilen ve hukuka uygun ilişkileri ifade eder. Bu nitelikli hâlin uygulanması için fail, hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla devlet organlarına başvurmayıp borçlunun malını onun rızası dışında bulunduğu yerden almalıdır. Burada failin amacı, alacağı tahsil olmalıdır.
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından Borçlar Kanunu’nda düzenlenen “kiraya verenin hapis hakkı” ve “kiraya verenin hapis hakkını nasıl kullanacağı” hususlarının da irdelenmesi gerekmektedir.
Suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “mucirin hapis hakkı” başlıklı 267. maddesi ile, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kiraya verenin hapis hakkı” başlıklı 336. maddesine göre, taşınmaz malını kiraya veren kiralayan, kiralananda bulunan kiracıya ait bir kısım taşınır mallar üzerinde kira bedelinin güvencesi olarak hapis hakkına sahiptir. Hapis hakkını kapsayan mallar, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 267. maddesinde “mecurun tefrişatına (döşenmesine), tezyinatına (süslenmesine) ve ondan intifa teminine (yararlanılmasına) mahsus iken, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda kiralananın süslenmesine ilişkin mallar hapis hakkı dışına çıkarılmış, kiralanan taşınmazda bulunan ve kiralananın döşenmesine ve kullanılmasına yarayan taşınır eşya üzerinde hapis hakkının kullanılabileceği hüküm altına alınmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 336. maddesinin gerekçesinde, metinde yapılan sadeleştirme dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre esaslı bir değişiklik olmadığı ifade edilmiştir.
Kiraya verenin hapis hakkını nasıl kullanacağı ise 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 269. maddesinde;
“Müstecir mecurdan çıkmak yahut mecur dâhilinde bulunan şeyleri alıp götürmek teşebbüsünde bulunduğu takdirde; mucir, hapis hakkına istinaden kiraların teminine muktazi miktarda eşyayı, Sulh Hâkimi marifetiyle hapsedebilir.
Bu eşya, gizli ve yahut cebir ile nakledildikleri surette; götürüldükleri tarihten itibaren on gün içinde polis kuvveti ile yeniden mecure iade olunabilirler” şeklinde iken,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 338. maddesinde;
“Kiracı, taşınmak veya kiralananda bulunan taşınırları başka bir yere taşımak istediği takdirde, kiraya veren, alacağını güvence altına almasını sağlayacak miktardaki taşınırı, sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla alıkoyabilir.
Alıkoyma kararının konusu olan eşya, gizlice veya zorla götürülürse, götürülmelerinden başlayarak on gün içinde kolluk gücünün yardımıyla kiralanana geri getirilir.” şeklinde düzenlenmiş, hapis hakkının uygulanmasında sulh hâkimi yanında icra müdürünün kararına da yer verilmek suretiyle kiraya verene, sulh hâkiminden veya icra müdüründen alacağı kararı uygulatarak, hapis hakkını kullanması konusunda seçim hakkı tanınmıştır.
Buna göre kiraya veren, kanun maddesi gereği seçimlik haklardan icra müdürlüğü vasıtasıyla kiracıya ait taşınırlar üzerinde hapis hakkını kullanmak isterse, icra müdürü, İcra İflas Kanunu’nun 270. maddesi gereğince, hapis hakkı bulunan eşyanın bir defterini yapacak ve rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip talebinde bulunması için kiralayana on beş günü geçmemek üzere uygun bir süre verecektir. Kiraya veren, süresi içerisinde rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yaparsa takip sonucunda hapis konusu eşya üzerinden alacağını tahsil etme imkânına sahip olacaktır.
Yine, Borçlar Kanunu’nun 338. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, alıkoyma kararına konu olan taşınır eşya, bir başka ifadeyle, hapis hakkına konu olan eşya, kiralanan taşınmazdan gizlice ya da zorla götürülürse, götürülmesinden itibaren on gün içinde kolluk gücünün yardımıyla kiralanana geri getirilebilecektir.
Görüldüğü gibi, kiraya verenin hapis hakkını kullanabilmesi için, kendisine kira bedeli borcu bulunan kiracının, taşınması veya kiralananda bulunan taşınırları başka bir yere taşıma teşebbüsünde bulunması gerekir. Böyle bir durumda kiraya veren, Borçlar Kanunu’nun ilgili hükmü gereğince, kira bedeli alacağının güvence altına alınmasına yetecek miktardaki taşınır eşyanın alıkonulmasını sulh hukuk hâkimi veya icra müdüründen talep edebilecektir. Hapis hakkına tabi eşyanın, kiralanan taşınmazdan çıkarılmasına derhâl engel olunması gereken bir durumda ise, doğrudan kolluk gücüne müracaat edebilir….
1- Sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı;
Kiralanan evde oturan ve taşınma ya da eşyayı götürme hususunda bir girişimde bulunmayan katılanın, ikametine izinsiz girildiğini ve sanığa anahtar vermediğini beyan etmesi, katılanın suç tarihinde ayrı yaşadığı eşi tanık Yasemin’in de sanığa anahtar vermediğini, eşyayı alması için onayının da bulunmadığını söylemesi, söz konusu eşyanın sanık tarafından götürülmesinden sonra eve girilmesini engellemek amacıyla sanığın evin giriş kapısı kilidini değiştirdiğinin de tespit edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın savunmasında bahsi geçen tanık Yasemin’in çalıştığı iş yerindeki ismini bilmediği arkadaşlarının, anahtarın tanık Yasemin tarafından sanığa verilip verilmediğine ilişkin tanık olarak ifadelerinin alınmamasının, sanığın eyleminin sübutuna bir etkisinin olmayacağının anlaşılması karşısında, bu hususta ayrıca bir araştırma yapılmasına gerek bulunmadığı ve eksik araştırmaya dayalı hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir…
Kira alacağını tahsil amacına yönelik olarak katılana kiraladığı konuta … olmaksızın girip haczedilemez eşya da dâhil olmak üzere bütün eşyayı götüren sanığın, kira bedeli alacağını güvence altına almak amacıyla katılana ait taşınır eşya üzerinde kanundan kaynaklanan hapis hakkını kullanabilmesi için öncelikle, katılanın, konuttan taşınma ya da burada bulunan eşyayı başka bir yere götürme teşebbüsünde bulunması ve sanığın da suç tarihi itibarıyla bu konuda sulh hâkiminden bir karar alması gerekmesine karşın, sanığın, söz konusu konutta oturan ve taşınma konusunda herhangi bir irade göstermeyen katılanın evine girerek bu hususta yetkili mercilerden karar almaksızın söz konusu eşyayı yararlanma kastı ile alıp götürmesinde, hapis hakkını kullandığından söz edilemeyeceği cihetle, sanığa atılı bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlâli suçlarının unsurlarının oluştuğunun kabulü gerekmektedir…” şeklindedir.
CGK açıkça hukuken hak ve yetkisi olsa bile hukuka uygun şekilde davranılmadığı müddetçe hakkın kullanılmasının suç teşkel edeceğini kabul etmiştir.
Eylemin kiracı-kiralayan ilişkisi olduğu düşünülecek olursa olaya Borçlar Kanunu hikümlerinin uygulanması ve alınan kararın cebren icra edilmesi gerekecektir.
Borçlar kanunun ilgili hükmü; Yeni malikin gereksinimi MADDE 351- Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir. Şeklindedir.
Verilen kararın cebren icrası gerekeceğinden ilgili hüküm; 2004 sayılı İcra iflas kanunu ;1 – Borçlunun elinde ise: Madde 26 – (Değişik: 14/1/2011-6103/41 md.) Bir taşınmazın tahliye ve teslimine dair olan ilam, icra dairesine verilince icra müdürü 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya yedi gün içinde hükmolunan şeyin teslimini emreder. Borçlu taşınmazı işgal etmekte iken bu emri tutmazsa, ilamın hükmü zorla icra olunur. Alacaklıya teslim olunan taşınmaza haklı bir sebep olmaksızın tekrar giren borçlu ayrıca hükme hacet kalmadan zorla çıkarılır. ..” şeklindedir.
Görüldüğü gibi satınalma iddiası doğru bile olsa önce bu durumun önceden ihtar çeilmesi, süre sonunda tahliye davası açması davanın tahliye yönünde kesinleşmesinden sonra kendiliğinden çıkmaz ise cebri icra yoluyla infazedilmesi gerekmektedir. Yargıtay uygulamalarıda yukarda örnekte de göründüğü gibi bu şekildedir. Şekil şartlarına uymadan kendi hakkını almaya kalkma suç olarak kabul edilecektir.
Çünkü Türk Medeni kanunu Madde 2 – “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. ..” şeklinde açıkça kötüniyetin korunmayacağını kabul etmiştir. Resmi mercilere müracaat etmeden kendi hakkını kendi almaya kalkmanın bu kapsamda kalacağı açıktır.
Bu genel anlatımlardan sonra somut olaya gelirsek;
Müştekinin müdürlüğünü yaptığı firmanın sahibinin yeğeni olan …’ya işlerini takip etmesi için vekaletname verdiği uyuşmazlığa konu yerin vakıf kurup denetiminin de yeğenine devretmeyi düşündüğü bu arada tedavi için yurt dışına gittiği bu dönemde kendisine vekaletname ile temsil görevi verilen kişinin söz konusu gayrimenkulu gizlice sanığa sattığı ve tapuda devrettiği tedaviden dönen mülk sahibinin söz konusu yeri vakfın temelini oluşturacak şekilde vakıf kurduğu ve yeğeni olan …’yı vakfın yönetimine dahil ettiği bu eylemlerinin satımdan haberdar olmadıkları yönündeki iddiaları teyit ettiği.
Sanığın bu şekilde tapuda teslim aldığı gayrimenkulu boşaltması için noter ihtarı çekip üç gün süre verdiği üç gün içerisinde boşaltmalarını istediği bu dönemde müşteki tarafından tapu iptali için dava açıldığı tedbir istendiği ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığına da suç duyurusunda bulunulduğu görülmüştür. Bu üç günlük süre içerisinde içerideki eşyaların boşaltılmaması üzerine sanığın yanında çok sayıda kişi ile olay yerine geldiği kapı anahtarlarını değiştirdiği ve eşyaların boşalttığı esnada olaydan haberdar olan müştekinin ihbarı üzerine kolluk görevlilerince olaya müdahale edildiği bu dönem içerisinde sanık ve beraberindekilerin kapısında 24 saat hesabıyla güvenlik görevlisinin nöbet tuttuğu ve aktif olarak kullandığı iş yerine sürekli girip çıktıkları görülmüştür. Ayrıca ticari dava olmaması nedeniyle görevsizlik verilen dava nedeniyle hukuk mahkemesine dava açıldığı tapu üstüne tedbir kararı konulduğu karar tarihinde ve halen de söz konusu davanın derdest olduğu tespit edilmiştir. Suça konu taşınmazın mülkiyetinin nakli bile tartışmalıdır. Yani müştekinin mülkiyetinde iken iddiaya göre gayrı resmi olarak el değiştirmiştir. Suç tarihinde bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan ihbara ilişkin soruşturma devam etmektedir. Tapu kaydı başlangıçta müştekinin adına olması nedeniyle kendine ait başka bir işyerine ait malzemeleri koymak için “kira kontratı” vs de yapılmamıştır. Bu durum ifade sırasında açık açık belirtilmiştir.Dolayısıyla resmi olarak kullanma hak ve yetkisinin olduğu dönemde müştekinin kendine ait eşyaların çıkarılması amacıyla binaya girilmesi ve eşyaların çıkarılmasının suç teşkil edeceği açıktır.
Kaldı ki Müşteki şirketin adına olan ve verilmiş olan vekaletname ile gizlice satılan taşınmazın lokanta olarak işletilmek üzere bekletilmiş ancak bundan vazgeçilmesi nedeniyle kapatılan bir dersane şubesinin mobilyalarının getirtilip yerleştirildiği ve kapısında da 24 saat hesabıyla güvenlik görevlisinin bekçilik yaptığı dolayısıyla sürekli olarak kullanılan bir iş yeri pozisyonunda olduğu açıktır. Söz konusu iş yerini satın aldığını iddia eden kişinin kanuna göre çıkartma hakkı bulunsa bile bunun ancak BK 351 m. hükümlerine göre ihtar çekip dava açması ve sonunda verilecek kararın cebri icra yoluyla gerçekleştirmesi gerekmektedir. Sanık borçlar kanunu hükümlerine göre belirli sürede şekline uygun herhangi bir ihtar çekmediği gibi herhangi bir resmi kurum veya kuruluşa müracaat etmeden kanunen uyulması gereken prosedüre uymadan kendi kafasına göre tahliye etmesi hukuk düzeninin kabul etmeyeceği açıktır. Sanığın tahliye için mülkiyetine yönelik iddia bulunan ve hem hukuki hem cezai soruşturma bulunduğu bir dönemde müştekinin rızası olmadan iş yerine girmesi nedeniyle konut dokunulmazlığını ihlal suçunun oluşacağı açıktır.
Bu nedenlerle suç oluşmayacağı yönündeki yerel mahkeme kararının tebliğnameye uygun olarak mahkumiyet verilmesi gerektiği şeklinde bozulması görüşündeyiz. Bu nedenle onama yönündeki karara muhalif durumdayız. Kararın TCK 116/2. maddesi uyarınca mahkumiyet verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraat verilmesi gerekçesiyle bozulması gerektiği kanaatindeyiz. Karar bu yönden bozulmalı idi.
Muhalif Üye