YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/25739
KARAR NO : 2023/9835
KARAR TARİHİ : 05.04.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Nitelikli yağma, güveni kötüye kullanma
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
Güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin olarak ise İlk Derece Mahkemesince hükmolunan cezaların tür ve miktarları ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı nazara alınarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer verilen “ On yıl hapis cezası ve adli para cezasını gerektiren hallerden, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan vekilinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1-a. … (Anadolu) Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/2719 No.lu iddianamesi ile; sanıklar …, … hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
b. … (Anadolu) Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/5354 No.lu iddianamesi ile; sanıklar …, …, … hakkında 5237 sayılı Kanun’un (5237 sayılı Kanun) 155 inci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. … Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.01.2019 tarihli 2014/525 (E) ve 2019/39 (K) sayılı kararı ile sanıklar …, … hakkında nitelikli yağma, sanıklar …, …, … hakkında güveni kötüye kullanma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.
3. … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 26.03.2020 tarihli ve 2020/819 Esas, 2020/847 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri;
1. Tanık beyanlarına itibar edilmediğine,
2. Eksik inceleme ile karar verildiğine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Katılanın 2010 yılı öncesinde … isimli kişi ile olan ticari ilişkisi nedeni ile bu kişiden yaklaşık olarak 2 milyon TL tutarında alacaklı olduğu, ancak alacağını bir türlü tahsil edemediği, bu sebeple işlerinin bozulduğu, 2010 yılında katılanın hemşerisi olan sanık … ile tanıştığı, bu kişiye …’den olan alacağından ve alacağını tahsil edemediğinden bahsetmesi üzerine …’nin alacağı tahsil amacına yönelik olarak katılanı diğer sanıklarla tanıştırdığı, 2010 yılının Mart ayında şüphelilerin … ile AVM’de katılana olan borcuna yönelik görüşme yaptıkları, sanık …’ın iddiaya göre …’nin borcunu 1.217.000,00 TL’ye indirip, süre vermesine rağmen borcun ödenmemesi üzerine katılanın sanık …’yi aradığı, bunun üzerine sanıkların 2010 yılı Ekim ayında …’a gelerek, Ümraniye … Şirvanlılar Derneğinde doğu tabiri ile cemaat kurma olarak adlandırılan borçlu ile alacaklı arasında arabuluculuk esasına dayanan işlem yaptıkları ve bu hususta dosya içeresinde örneği bulunan 12.10.2010 tarihli tutanağa göre …’nin borcunun 500.000,00 TL olarak tespit edilip, kendisine ödeme için 30.03.2011 tarihine kadar süre verildiği, süre sonunda katılana ödeme yapılmaması üzerine katılan tarafından yapılan araştırmada sanıkların …’den tahsil ettikleri 100.000,00 TL civarında parayı katılana iade etmedikleri, bu paradan sadece 10.000,00 TL’nin 19.03.2012 tarihinde sanık … tarafından katılan …’in oğlu olan … …’in Türkiye İş Bankası Eyüp … şubesinde bulunan hesabına gönderildiği, katılan tarafından Lezgin Adıyamanla yapılan görüşmede sanıkların kalan para masraflarımız için bir daha sana para göndermeyeceğim şeklinde cevap verdiği iddia edilmiştir. Sanıklar aracı olarak …’den katılan adına ve şikayetçiye verilmek üzere tahsil ettikleri yaklaşık 90-100.000,00 TL tutarındaki paranın 10.000,00 TL haricindeki kısmını teslim etmeyip, mal edinmek sureti ile güveni kötüye kullanmak suçunu işledikleri iddiası ile dava açılmıştır.
2. Sanıklar … ve …’nin herhangi bir sıfatları olmadığı halde tahsilat amacıyla devreye girerek mağdur …’den bir çok kişi ile korkutarak tahsilat yaptıkları ve sıfatları olmamasına rağmen tahsil ettikleri parayı katılan …’e vermemeleri şeklindeki eylemleri nedeniyle, sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kamu davası açılması açılmıştır.
3. Sanıklar ifadelerinde, suçlamayı kabul etmediklerini, katılan adına …’den para almadıklarını beyan etmişlerdir.
4. … Cumhuriyet Başsavcılığı’nca alınan beyanında …’e borçlu olmadığını, …’in sanıklarla temasa geçtiğini, onların da kendisiyle görüştüklerini, sonuçta dosyada bulunan 500.000,00 TL borçlu olduğuna dair belge düzenlendiğini, kendisinin de ödemeyi kabul ettiğini, ancak daha sonra aracıların borcunun olmadığını anlayınca rahatsız olduklarını, para ödemesinin gerekmediğini söylediklerini, bunun üzerine kendisinin de müştekiye veya sanıklara herhangi bir ödemede bulunmadığını, sanıkların …’den 700.000,00 TL’lik bono aldıklarına ayrıca … ve … tarafından tehdit edildiğine dair bir bilgi ve görgüsünün bulunmadığını, …’ın kendisini telefonla aradığını, protokoldeki parayı ödeyip ödemediğini sorduğunu, kendisine aramızda anlaştık dediğini, …’ın bu beyanını parayı ödedim şeklinde anladığını, sanıklara para ödemediğini söylemiştir.
5. Tanık … beyanında …’nin aracılara ödeme yaptığını görmediğini, aracıların da parayı tahsil edip etmediklerini, tahsil etmişlerse de …’e ne kadar para verdiklerini görmediğini olayları …’in anlattığı şekilde bildiğini beyan etmiştir.
6. Tanık … … Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 10.10.2013 tarihinde alınan beyanında dernek lokalinde bir buluşmaya katıldığını, taraflar arasında yapılan görüşmeler sonucunda bir anlaşma sağlandığını ve bu anlaşmanın yazılı olarak tutanağa geçirildiğini beyan ediyor. Sonra …’in avukatının aradığını ve alacaklarını bu protokole rağmen kısmen aldıklarını, tamamen alamadıklarını söyleyince kendisinin Bedreddin’i arayarak sorduğunu Onun da bana protokol neyi gerektiyorsa onu yaptığını orada öngörülen parayı ödediğini söylediğini beyan etmektedir.
7. Tanık … bu paranın … ve arkadaşları tarafından …’den tahsil edilip, edilmediği, tahsil edilmiş ise bu paranın … ve arkadaşları tarafından …’e verilip, verilmediği konusunda bilgisinin olmadığı beyan ediyor.
8. Tanık olarak dinlenen … beyanında, şüpheli … ile yaptığı telefon görüşmesinde, …’nin kendisine …’nin şikâyetçinin alacağına karşılık kendilerine 86-87.000,00 TL tutarında bir ödeme yaptığını söylediğini, daha sonra … ile yaptığı görüşmede ise rakam telafuz etmeden …’den şikâyetçinin alacağına karşılık kısmi tahsilat yaptıklarını, paranın bir bölümünü …’e gönderdiklerini, kalanını masraflarına saydıklarını söylediğini beyan etmiştir.
9. …’nin …’e 500.000,00 TL borçlu olduğuna dair el yazılı sözleşme fotokopisi dosya arasında mevcuttur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen Olay ve Olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Dosya kapsamı incelendiğinde katılanın iddiasını destekleyecek belge, görgü tanığı ve yahut sanıklar aleyhine her hangi bir delil mevcut değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; “Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.”
Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanıklar tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanıklar lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanıkların üzerine atılı eylemleri gerçekleştirdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunamadığından yerel mahkemece 5271 sayılı Kanun’un 223/2-e maddesi gereğince sanıkların ayrı ayrı beraatlerine dair verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
A. Sanıklar …, … ve … hakkında Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle katılan vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun’un 298. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oybirliğiyle REDDİNE,
B. Sanıklar … ve … hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Dolayı Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi 26.03.2020 tarihli ve 2020/819 Esas, 2020/847 Karar sayılı kararında katılan vekilinin öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun’un 288 inci ve 289 uncu maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca … Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
05.04.2023 tarihinde karar verildi.