Yargıtay Kararı 6. Ceza Dairesi 2022/1618 E. 2023/14055 K. 31.10.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/1618
KARAR NO : 2023/14055
KARAR TARİHİ : 31.10.2023

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/254 E., 2019/724 K.
SUÇLAR : Nitelikli yağma, cinsel saldırı, kasten yaralama, hakaret
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret – İade – Onama

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü;
I. Sanık … hakkında hakaret suçundan dolayı kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik, sanık … müdafiinin ve katılan sanık … müdafiinin temyizlerinin incelenmesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 272/3-a maddesi uyarınca, hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre, hükme karşı istinaf yasa yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, 5271 sayılı Kanun’un 279/1-b maddesi uyarınca verilen, istinaf isteminin reddine dair kararın aynı maddenin son cümlesi uyarınca itiraza tabi olduğu ve temyizi mümkün olmadığından ve 5271 sayılı Kanun’un 264/1. maddesi uyarınca sanık yönünden yasa yoluna başvuruda ve mercide yanılmanın haklarını ortadan kaldırmayacağının anlaşılması karşısında; 5271 sayılı Yasanın 264/2. maddesi uyarınca itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye, Mahkemesince iletilmek üzere dosyanın incelenmeden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,

II. Sanık … hakkında hakaret suçundan kurulan ceza verilmesine yer olmadığına dair hükme yönelik, katılan sanık … müdafiinin temyizinin incelenmesinde;
Hükmolunan cezanın miktarı ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, bu suç bakımından katılan sanık müdafinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesi uyarınca REDDİNE,
III. Katılan sanık … hakkında cinsel saldırı suçundan dolayı kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik, katılan sanık … müdafiinin, katılan … vekilinin ve katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin temyizlerinin; sanıklar … ve … hakkında yağma suçundan dolayı kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik, sanıklar … ve … müdafiilerinin ve katılan sanık … müdafiinin temyizlerinin incelenmesinde;
5271 sayılı Kanun’un 288 inci maddesinin ”Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.”, aynı Kanun’un 294 üncü maddesinin ”Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.” ve aynı Kanun’un 301 inci maddesinin ”Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.” şeklinde düzenlendiği de gözetilerek katılan sanık … müdafiinin, katılan … vekilinin ve katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin, sanıklar … ve … müdafiilerinin temyiz sebeplerine yönelik yapılan incelemede;
Oluş ve dosya içeriğine göre, sanıklarla katılan sanığın akraba oldukları, …’ın eşi … ile bir dönem arasının bozuk olduğu, hatta boşanma aşamasına geldikleri, bu dönemde katılan sanık …’in sanık …’un eşi … ile akrabalık ilişkisinin verdiği kolaylıktan faydalanarak irtibata geçtiği, bu dönemde katılan sanık …’in …’a sarılıp öpmeye çalıştığı ve “ben kadından iyi anlarım” dediği, olay günü …’un …’ı aldattığını ima ettiği, hatta … ile … arasındaki bir telefon konuşmasında …’in aralarındaki uyuşmazlıkta … aleyhine tanıklık yapacağını ima ettiği, …’ı bir hocaya götürmeyi önerdiği, …’ın …’le olan bu konuşmasını kayda aldığı, bu konuşma içeriğini …’un öğrendiği, bundan sonra …’la …, … ile … arasında da bir telefon konuşması geçtiği, bu telefon konuşmasında, …, … ile …’un bu olaylar nedeniyle tartıştıkları, bütün bu olanlara sinirlenen …’un … ile birlikte olay günü …’i alarak Kızılırmak kenarında boş bir alana götürüp orada önce tartıştıkları,burada …’un eşi … ile …’in yaptığı bir konuşmadan dolayı aralarında başlayan tartışma üzerine … ve …’nin yumruk ve sopa ile …’i darp edip cebinden 520,00 TL parasını iki adet sigarasını, sürücü belgesini ve sürücülüğünü yaptığı tırın anahtarını aldıkları, sanıkların zorla aldıkları araç anahtarını olay yerine attıkları, …’i olay yerinde bırakıp oradan ayrıldıkları, daha sonra …’tan aldıkları cep telefonu ve parayı il merkezinde esnaflık yapan …’ın dükkanına bıraktıkları, …’in üvey kardeşi …’i arayıp …’a ait cep telefonu ve parayı …’ın dükkanından almasını söyledikleri, bundan sonra …’un …’in eşi …’i arayıp eşini dövdüklerini belirttiği, …’in üvey kardeşi …’in …’ın dükkanından …’in cep telefonu ve parasını alıp …’in eşine verdiği olayda sanıklar hakkında nitelikli yağma ve sanık … hakkında cinsel saldırı suçundan kurulan hükümlerde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıca dosyada 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir.
Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, sanıklar hakkında nitelikli yağma ve sanık … hakkında cinsel saldırı suçundan kurulan hükümlerde ileri sürülen temyiz sebebi yönünden bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca, katılan sanık … müdafiinin, katılan … vekilinin ve katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin, sanıklar … ve … müdafiilerinin yerinde görülmeyen TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 31.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)

MUHALEFET ŞERHİ

Bilindiği gibi ceza hukumuzun temelini “kast” oluşturur. Bu durum TCK’nın 21. maddesinde; “… Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir…” şeklinde tanımlanmıştır. Maddenin gerekçesinde ise;
“…Kast, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur…” aynı hususu açklamakta ve teyit etmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ceza uygulamaları açısından birlik ve açıklık sağlama önüne gelen bir olayda kastı tanımlamış ve sınırlarını göstermiştir. Söz konusu CGK 2008/1-99 E., 2008/185 K. sayılı ilamı;”… 765 sayılı TCY’nda tanımlanmamasına karşın 5237 sayılı TCY’nın 21/1. maddesinde, “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi” olarak tanımlanan kastın iki unsuru bulunmaktadır; bilme ve isteme unsuru. Kastın varlığı için, hareketten doğacak sonucun sadece öngörülmesi, kısaca bilinmesi yeterli olmayıp ayrıca sonucun da istenmesi gerekir…” şeklinde açıklamada bulunmuştur. Bu açık kabule göre hareketin ve sonucun bilinmesi ve istenmesi de gerekir.
Kasıt, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektedir. Kural olarak her suçun zorunlu ögesidir. Yağma suçunda kasıt hem cebir veya tehdit hem de malın alınmasını kapsamalıdır.Failin malın başkasına ait olduğunu bilmesi ve bunu faydalanmak amacıyla zor kullanarak almayı istemesi manevi unsurdur. (Benzer görüşler için bkz. Artuç age I s. 244 ,Gökçen vd. Age s.118, Özgenç Genel Hükümler age s. 246, Koca/Üzülmez Genel Hükümler age I s. 139, Artuk/Gökcen vd. Genel Hükümler age s.396, Şahbaz age s.145, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.333, Koca/Üzülmez Özel Hükümler age I s.601)
Kast; suçun maddi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi olarak tanımlanmıştır. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacaktır. Gerekçede de açıkça belirtildiği gibi, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve sonuçlarının istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur.
İsteme kişinin iç dünyasında gerçekleşen bir durumdur. Bu nedenle kastı belirlerken failin sözlerinden ziyade olay öncesi davranışları olay sırasındaki hareketleri, sözleri ve olay sonundaki davranışları, hareketleri yani dışa vuran tavırları değerlendirilerek sonuç çıkarmak gerekecektir. Sadece nihai harekete bakmak hatalı sonuçlara götürebilir ise de hareket öncesi hareket sırası ve sonrası, olayın gerçekleştirme şekli gibi dışa yansıyan eylemler hep birlikte değerlendirildiğinde kastın varlığını tespit edilmesi gerekir. (Benzer görüşleri için bkz. Gökçek/Artuç age s.5371)
Dairemizin yerleşik uygulamalarıda bu yöndedir.Mesela, 6. CD 2015/1001 E.- 2015/40834 K.;”… Failin iç dünyasını ilgilendiren kast; failin olay öncesi iç dünyasını, olay sırası veya olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenebilir. Sanığı harekete geçiren etken saik, psişik olgunun irade aşamasıdır… Suçun işlendiği sırada failin öngörü ve irade ile hareket etmiş olması yeterlidir. Failin iç dünyasını ilgilendiren kastın niteliğinin belirlenebilmesi için dış dünyaya yansıyan davranışlardan hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Bu bağlamda failin olay öncesi, olay sırasında ve olay sonrası davranışları kastın belirlenmesinde ölçü alınır. ….” şeklinde bu kabulü açıkça göstermiştir.
Yağma suçu için bu durumu genel kast kabul edecek olursak yani failin cebirle veya tehditle başkasına ait taşınır bir malı isteyerek alması veya teslimini sağlaması gerekir. Ancak bu tek başına yetmez ayrıca faydalanma amacının da bulunması gerekir. (Benzer görüşler için bkz. Hafızoğulları/Özen age s. 363, Artuç age s. 344, Gökçen/Artuç age s. 5369)
Hırsızlıkta başkasına ait taşınır malı faydalanmak amacıyla zilyedin rızası olmadan almak suçun manevi unsuru iken yağma da rızası olmama yerine rızanın zorla alınması geçmektedir. … sağlanarak daha doğrusu teslimi veya geri alınmasını engellemek için cebir veya tehdit kullanmak istemesi ve malın teslimini sağlamak için cebir veya tehdide (zor) başvurmalıdır. Almadaki amaç faydalanma olmalıdır. Eğer fail faydalanma kastı ile değil de başka bir kasıtla mesela zarar verme amacıyla hareket etmiş ise eylem yağma değil mala zarar verme suçunu oluşturacaktır. (Centel/…/Çakmut age s. 304, Toroslu Özel Kısım age I s. 147, Artuç age I s. 245)
CGK 2015/709 E. 2016/33;”… Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır.
6. Ceza Dairesi benzer hususları belirlemiş ve ayrıca “faydalanma kastının” aranması gerektiğini yine çok açık olarak gösterilmiştir. Ayrıca birçok kararında bu faydalanma kastı son derece dar yorumlanmış “mal edinme” veya “sahiplenme yani kullanma” yada “ekonomik yarar sağlama” şartlarını aramış onun haricindeki eylemleri “faydalanma olarak” kabul etmeyen çoksayıda karar vermiştir.
Mesela 6. CD 2015/8292 E., 2017/4019 K.;”… telefonunu alıp oldukça kısa sayılan bir süre içerisinde kullanmadan aynen iade ettiği dikkate alındığında sanığın faydalanma amacıyla mağdurun malını aldığından bahsedilemeyceği gözetilmeden yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması…Bozmayı gerektirmiş… BOZULMASINA …”
Yine 6. CD 2015/1001 E.- 2015/40834 K.;”… hiçbir şey söylemeden mesaj çekmesini engellemek ve katılan M.’ye ulaşmak için elindeki telefonu çekip almak eylemlerinin, yağma kastı ile yapıldığını gösteren deliller karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, suçun hukuki vasfında yanılgı ile yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması…Bozmayı gerektirmiş… BOZULMASINA…”
Yine 6. CD 2020/3086 E., 2021/17299 K.;”… Sanık M.’nin eşi olan tanık M.’nin katılan S. tarafından cinsel taciz boyutuna ulaşacak derece rahatsız edildiği, tanık M.’yi ağlarken gören sanık M.M.’nun sebebini sorduğu ve tanığın katılanla arasında geçenleri sanığa anlattığı, sanık M.’nın tanığın eşi olan sanık M.’ye durumu anlattığı ve beraber katılanın iş yerine giderek ellerindeki demir sopalarla katılanı “yaşamını tehlikeye sokmayacak, vücutta kemik kırığı oluşturacak ve BTM ile giderilemeyecek şekilde” yaraladıkları, bu eylemleri hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanıkların katılanın iş yerinden çıkarken içerisinde silah olabileceği ve katılanın arkadan kendilerini yaralayabileceği düşüncesi ile içerisinde katılana ait ruhsat, banka kartı, kredi kartı ve anahtar bulunan çantayı aldıkları, katılanın şikayeti üzerine ertesi gün emniyete giden sanıkların çantayı ve içindekileri polise teslim ettikleri, sanıkların kastının yağma olmadığı ve kendilerini korumak düşüncesi ile çantayı aldıkları anlaşılmakla üzerlerine atılı yağma suçu bakımından manevi unsur yokluğu nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması…Bozmayı gerektirmiş…BOZULMASINA…” şeklinde faydalanma kastının varlığını ve dar yorumlanmasına yönelik çok sayıda karar vermiştir.
Kısaca dairemiz süregelen yerleşik uygulamalırında faydalanma kastını “mal edinme” veya “sahiplenme yani kullanma” yada “ekonomik yarar sağlama ” olarak kabul etmektedir.
Bu genel ve uygulamaya yönelik izahtan sonra somut olaya gelecek olursak;
Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; …, … ve …’un teyze çocukları oldukları, …’ın eşi … ile bir dönem arasının bozuk olduğu, hatta boşanma aşamasına geldikleri, bu dönemde katılan sanık …’in sanık …’un eşi … ile akrabalık ilişkisinin verdiği kolaylıktan faydalanarak irtibata geçtiği, … ile akraba olmasına rağmen … ile …’un arasını daha da açmaya çalıştığı, …’un …’ı aldattığını ima ettiği, hatta … ile … arasındaki bir telefon konuşmasında …’in aralarındaki uyuşmazlıkta … aleyhine tanıklık yapacağını ima ettiği, …’ı bir hocaya götürmeyi önerdiği, …’ın …’le olan bu konuşmasını kayda aldığı, bu konuşma içeriğini …’un öğrendiği, bundan sonra …’la …, … ile … arasında da bir telefon konuşması geçtiği, bu telefon konuşmasında, …, … ile …’un bu olaylar nedeniyle tartıştıkları, bütün bu olanlara sinirlenen …’un … ile birlikte olay günü …’i alarak Kızılırmak kenarında boş bir alana götürüp orada önce tartıştıkları, sonrasında basit tıbbi müdahele ile giderilebilecek şekilde …’i elleri ile ve sopa ile vurarak darp ettikleri, bu hususun hem adli rapordan hem de çözümü yapılan CD içindeki …’in yaralı ve kanlı halini gösteren fotoğraf ile sabit olduğu, bundan sonra sanıklar … ve …’un …’in bir miktar parası ile cep telefonunu ve araç anahtarını aldıkları, anahtarı olay yerine attıkları, …’i olay yerinde bırakıp oradan saat 17.00 sıralarında ayrıldıkları, daha sonra aynı gün olay yerinden ayrıldıktan hemen sonra …’tan aldıkları cep telefonu ve parayı il merkezinde esnaflık yapan …’ın dükkanına bıraktıkları, …’in üvey kardeşi …’i arayıp …’a ait cep telefonu ve parayı …’ın dükkanından almasını söyledikleri, bundan sonra …’un …’in eşi …’i arayıp eşini dövdüklerini belirttiği, …’in üvey kardeşi …’in …’ın dükkanından …’in cep telefonu ve parasını alıp …’in eşine verdiği, …, … ve … arasındaki olayın bu çerçevede gerçekleştiği anlaşılmıştır.
Katılan sanık … 08.08.2016 tarihli ilk ifadesinde alınan parasının 520,00 TL olduğunu beyan etmiş, yargılama aşamasında ise bu paranın 420,00 TL olduğunu iddia etmiş ve miktarını değiştirmiştir. Buna karşı sanıklar istikrarlı şekilde aldıkları paranın 230,00 TL olduğunu ve bunu olduğu gibi tanığa teslim ettiklerini savunmuşlar. Tanık B. A.’da kendisine teslim edilen paranın 230,00 TL olduğunu belirtmiştir. Mağdurun üzerindeki para miktarına ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı gibi mağdurun aşamalarda miktara yönelik çelişkili beyanları bulunmaktadır. … ile … ve … arasında olay öncesinde …’in …’la olan irtibatından kaynaklanan husumet bulunduğu nazara alınarak paranın miktarı hususunda tek başına …’in çelişen beyanlarına itibar etmemek gerekecektir.
Sanıklar … ve …’un savunmalarında mağdura ait cep telefonunu kimseyi arayıp yardım istemesin diye aldıklarını, parayı ise bir taksiye vs. binemesin yürümek zorunda kalsın acı çeksin diye aldıklarını samimi olarak baştan beri savunmaktadırlar. Mağdurun olay yerinde olmayan aracına ait aracı ve diğer eşyalarını olay yerinde teslim etmeleri, bunun dışında kalan diğer malları ise olay yerinden saat 17.00 sıralarında ayrıldıktan hemen sonra tanığa teslim ettikleri ve mağdura ulaştırılmak üzere mağdurun yakınlarını haberdar ettikleri, bu durumun sıcağı sıcağına dinlenen gerek para ve telefonu teslim alan tanık tarafından olay günü akşamüzeri aldım diye diğer tanıkların ise aynı gün kendilerine haber verildiği yönündeki beyanlarıylada teyit edildiği açıktır.
Sanıklar başlangıçtan beri akraba olmalarına rağmen, sanık …’un eşine olan davranışları nedeniyle kızdıkları mağdura ders vermek ve acı çektirmek amacıyla hareket ettiklerini, bir kısım mallarını (para, cep telefonu vb. gibi) yardım çağırıp araca binemesin yürüyerek gitsin acı çeksin diye aldıkları ve olay yerinden giderkende teslim ettiklerini savunmaktadırlar. Bu durum sıcağı sıcağına alınan tüm tanık beyanlarıyla da teyit edilmektedir. Sanıkların aldıkları olay yerinde olmadığı için mağdurun işine yaramayacağını düşündükleri aracına ait anahtar ile yardım çağırma veya araçla gitmeyi engelleyecek olanların dışındaki tüm malları olay yerinde mağdura iade ettikleri diğer mallarıda olayın bitiminden hemen sonra nerdeyse eş zamanlı olarak mağdura iletilmek üzere güvendikleri ve kendilerini tanıyan tanığa bırakıp diğer tanıklarıda arayarak mağdura iletmelerini istemeleri birlikte değerlendirildiğinde sanıkların faydalanma kastıyla hareket etmedikleri Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve dairemiz kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; “Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.”
Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunamadığından sanıkların yağma suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekirdi. Bu yöndeki beraat kararını bozan ve mahkûmiyete yönelik karar veren Bölge Adliye Mahkemesi kararını onayan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Verilen karar;
a) … ve …’un, faydalanma kastıyla haraket ederek mağdurun mallarını cebir kullanarak aldıkları ve dolaysıyla yağma suçunu işlediklerine dair şüpheden uzak somut ve mahkûmiyet için yeterli delil elde edilemediğinden bu suçtan ayrı ayrı beraatlerine;
b) …’ın tahrik altında katılan sanık …’i silahtan sayılan sopa ile basit tıbbi müdahale (BTM) ile giderilecek şekilde yaralamaktan dolayı TCK’nın 86/2, 86/3 -e ve 29. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına;
d) …’nın da …’in dövülmesi olayında …’la birlikte hareket ettiği, sopa ve yumrukla …’e vurarak yaralanmasına neden olduğu ve bu şekilde üzerine atılı yaralama suçunu işlediği anlaşıldığından eylemine uyan TCK’nın 86/2, 86/3-e maddesi uyarınca bu suçtan cezalandırılmasına;
Karar verilmesi gerekçesi ile bozulmalıydı. Karara bu nedenle muhalif kalıyoruz.