YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/16544
KARAR NO : 2023/11512
KARAR TARİHİ : 13.06.2023
İ T İ R A Z
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/2870 E., 2018/1858 K.
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İTİRAZA KONU KARAR : Onama
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 21.02.2019 tarihli ve 2019/113 Esas, 2019/1057 Karar sayılı nitelikli yağma suçundan kurulan kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.05.2023 tarihli ve KD-2023/37876 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
” İtiraza konu uyuşmazlık, mahkumiyet hükmünü süresinde istinaf eden sanığa, istinaf kararının ayrıca tebliğinin gerekip gerekmediğine ve buna bağlı olarak 28/11/2018 tarihli dilekçesinin öğrenme üzerine süresinde verilmiş temyiz istemi kabul edilip edilemeyeceğine ilişkindir.
Somut olayda;
Sanık ve müdafiine tefhim olunan 29/05/2018 tarihli mahkumiyet hükmünün sanık tarafından 30/05/2018 tarihli dilekçe ile süresinde istinaf edildiği, sonrasında da defaten dilekçeler verildiği gibi 18/07/2018, 09/08/2018 tarihli dilekçeleri ile dosyanın akıbeti hakkında bilgi istendiği ve istinaf incelemesi, sanığın ve yasal süreden sonra verilmesi sebebiyle ek dilekçe niteliğindeki 18/06/2018 tarihli sanık müdafiinin istinaf istemi dikkate alınarak yapıldığı halde, 28/09/2018 tarihli istinaf kararı cezaevinde bulunan sanığa tebliğ edilmeyip sadece müdafiine tebliğ edildiği, kararın müdafii tarafından temyizi üzerine ve bildirdiği temyiz nedenlerine istinaden yapılan inceleme sonucunda hükmün onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanığın süresindeki istinaf istemi sayesinde esastan yapılabilen istinaf incelemesi sonucunda verilen esastan red kararının sanığa tebliğ edilmemesi nedeniyle sanığın, bu sefer 31/10/2018 tarihli dilekçesi ile istinaf başvurusu akıbeti hakkında bilgilendirme talep ettiği, ancak istinaf kararının sanığa yine tebliğ edilmediği ve sonrasında vermiş olduğu 28/11/2018 tarihli dilekçesinin içeriği nazara alındığında, bu dilekçenin öğrenme üzerine süresinde verilmiş yağma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz dilekçesi olarak kabul edilmesi gerekeceği değerlendirilmiştir.
Bilindiği gibi, 20.07.2016 tarihinden itibaren faaliyete geçen adli yargı ikinci derece bölge adliye mahkemeleri ile ülkemizde de istinaf sistemi benimsenerek üç dereceli bir yargılama sistemine geçilmiştir. İstinaf kararlarına yönelik temyiz istemi üzerine Yargıtay tarafından yapılacak incelemelerde, 5271 sayılı Kanun’un 288, 294 ve 295. maddeleri uyarınca gösterilmesi zorunlu temyiz nedenleri ve buna bağlı olarak temyiz olağan kanun yolu sürecinde “hukuki sebep” olgusu çok daha önemli bir hale gelmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 14.09.2021 tarihli 2021/6-13 esas ve 2021/392 karar sayılı kararında da vurgulandığı gibi, sanığın ve müdafisinin ayrı ayrı kanun yoluna başvurma hakkına sahip olmaları, farklı temyiz neden ve gerekçelerle hükmü temyiz etme hak ve yetkilerinin bulunması hususları dikkate alınarak, kanun koyucunun amacının sanığın haklarını korumaya yönelik olduğu, Tebligat Kanunu’nun 11. maddesindeki vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı düzenlemesinin sanığın aleyhine olacak şekilde yorumlanamayacağı, bu anlamda ilk derece mahkumiyet hükmünü istinaf eden ve kararın sonucundan haberdar edilmesini isteyen sanığa, bölge adliye mahkemesi kararının tebliğ edilmesinin gerektiği, kendisine böyle bir tebliğ yapılmaksızın öğrenmek suretiyle yağma suçundan kurulan hükmü 28/11/2018 tarihinde temyiz eden sanığın temyiz talebinin süresinde olduğu ve bu nedenle dosyanın sanık ve müdafiinin bildirdiği temyiz nedenlerine istinaden incelenmesi gerekeceği kabul edilmelidir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımızca dosyanın esastan yapılan incelenmesinde ise, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan ndenlerden ötürü Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 21/02/2019 tarih ve 2019/113 Esas, 2019/1057 Karar sayılı kararına karşı sanık lehine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurulmuştur.” şeklindeki sebeplere dayanılarak itirazın kabulüne, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 21/02/2019 tarihli ve 2019/113-2019/1057 sayılı, yağma suçundan kurulan hükme ilişkin kararının Kaldırılması, sanık ve sanık müdafiinin bildirdiği temyiz nedenlerine göre inceleme yapılarak, temyiz istemlerinin Esastan Reddi ile hükmün Onanmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.02.2022 tarihli 2019/16-573 Esas ve 2022/119 karar sayılı kararında belirtildiği üzere, Adil yargılama, ceza muhakemesi hukukunda, sanığa ve mağdura tanınan hakların tümü ve insan hakları ihlal edilmeden yapılan yargılama olarak tanımlanmakta olup, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin tamamında geçerli olan bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir parçası olarak etkin başvuru yolu ve yöntemine verilen önem dikkate alındığında, Anayasa’nın 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 13 üncü maddesi ve 5271 sayılı Kanun’ un 34 uncu maddesinin ikinci fıkrası ile 232 nci maddesinin altıncı fıkrasına uygun olarak kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde yapılması gerekmektedir. 5271 sayılı Kanun’ un “Kanun yollarına başvurma hakkı” başlıklı 260 ıncı maddesinin ilk fıkrasında; “Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır” denilmek suretiyle sanıkların kanun yoluna başvuru haklarının bulunduğu açıkça kabul edilmiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesinin 1. fıkrası, adı geçen yasaya değişiklik getiren 3220 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenmiştir. Eski düzenlemede 11. maddenin 1.fıkrası “vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır” hükmünü içerdiği hâlde yeni düzenlemede “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden çok vekile yapılmış ise bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak Ceza Muhakemeleri Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.” şeklindedir. Yapılan değişiklikte 6.6.1985 tarih ve 3220 sayılı Kanun’un 5. maddesinin gerekçesinde ceza yargılamasında duruşmanın vekil için değil, sanık için yapıldığı, akıbetinin de sanığın özgürlüğü veya mali durumu ile kısacası şahsı ile ilgili bulunduğu, bu itibarla ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemenin, müdafisine yapılan tebliği geçerli saymanın adalet ilkeleriyle bağdaştırılamayacak bir durum olduğu ifade edilmiştir. 5271 sayılı Kanun’un “Kararların Açıklanması ve Tebliği” başlıklı 35 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararlarının hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunacağı açıkça düzenlenmiştir. Öte yandan “Müdafi”, “vekilden” farklı olarak şüphelinin/sanığın temsilcisi değil, ondan bağımsız ayrı bir ceza muhakemesi organı/öznesidir. Ceza muhakemesinde müdafi savunduğu kişiyi temsil etmemekte, kamusal bir yargılama makamı olarak kişinin savunmasına destek sağlamaktadır. Buna göre şüpheli/sanık ile müdafi ilişkisinin temsil kavramıyla açıklanması olanaklı değildir. Buradaki ilişki temsil ilişkisi olmayıp, işleyişi kamu hukuku kurallarıyla düzenlenmiş bağımsız bir görev ilişkisidir. Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir parçası olarak etkin başvuru yolu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 13 üncü maddesi ve 5271 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası, Tebligat Kanunu’nun 11 nci maddesinin son cümlesi ile 5271 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeler ve müdafi ile vekil arasındaki farklılıklar da gözetildiğinde; sanığın ve müdafisinin yokluğunda verilen hükmün müdafiden başka, kamu davasının tarafı, süjesi, cezanın sorumlusu kısacası ilgilisi olan sanığa da ayrıca tebliğ edilmesi gerekmektedir. Burada yapılan tebliğin, kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olmayı ve müdafinin kusurlu davranışı ile kanun yolu başvuru süresini geçirmiş olması hâlinde eski hâle getirme imkânının bulunup bulunmadığının incelenerek koşullarının bulunması hâlinde eski hâle getirme talebinde bulunma imkânı amacı taşıdığından kanun yollarına başvuru süresinin müdafiye yapılan tebligat ile başladığı kabul edilmelidir.
Açıklanan nedenlerle, sanığa gerekçeli kararın tebliğinin yapılması hususu, sanığın kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olmayı ve müdafinin kusurlu davranışı ile kanun yolu başvuru süresini geçirmiş olması hâlinde eski hâle getirme imkânının bulunup bulunmadığı ile ilgilidir.
Somut olaya gelirsek, sanık müdafiinin yokluğunda verilip 09.10.2018 tarihinde müdafine usûlüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı, 5271 sayılı Kanun’ un 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen 15 günlük kanunî süre içerisinde temyiz sebeplerini de içerecek şekilde 12.10.2018 tarihinde temyiz isteminde bulunulduğu, müdafinin kusurlu davranışı ile kanun yolu başvuru süresini geçirme halinin söz konusu olmadığı, sanığa yapılan tebliğatın bilgilendirme amacı içerdiği, kanun yollarına başvuru süresinin müdafiye yapılan tebligat ile başladığının kabulü gerektiğinden, sanığın temyiz süresinden sonra kararı öğrenmesi üzerine temyiz başvurusu bulunmasının kendisine temyiz hakkı vermeyeceğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE,
2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 21.02.2019 tarihli ve 2019/113 Esas, 2019/1057 Karar sayılı onama kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
13.06.2023 tarihinde karar verildi.