Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2012/17620 E. 2013/9908 K. 05.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/17620
KARAR NO : 2013/9908
KARAR TARİHİ : 05.06.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tazminat

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tazminat davasına dair karar, davacı ve davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı vekili, 2004 yılında … Mah. Sahil C.100. Yıl park girişi … adresinde bulunan taşınmazın yola bakan kısmını dönemin malikinden sözlü kira akdi ile kiraladığını, kiralama sonrasında taşınmazda dolgu, çevre tanzimi gibi faaliyetler yürütülüp üzerine prefabrik bir idari bina kurduğunu ve ticari faaliyetine başladığını, taşınmazın tamamının maliki tarafından davalı şirkete satıldığını, davalı tarafından davacının kirasında bulunan kısma tecavüzde bulunularak binanın yıkılıp düzlendiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 YTL’nın, 31.03.2008 tarihli dilekçesi ile ise dava ve talep miktarını 59.283,37 YTL daha ıslah ederek toplam 69.285,37 YTL’nın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin bahsi geçen alanda davacının iddia ettiği biçimde bir faaliyetinin sözkonusu olmadığını, davacının fuzuli şağil durumda olup kiracılık sıfatını kanıtlamasının gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile (44.543,26) YTL’nın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, karar davalının temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2008/12241 E. 2010/7761 K. sayılı 01.07.2010 tarihli kararı ile “davacının hangi sıfatla davaya konu taşınmaz üzerine bina yaparak ticari faaliyette bulunduğu mahkemece değerlendirilmemiştir. Böyle bir belirlemenin önemi davacının iyiniyet veya kötü niyetli olup, olmadığının belirlenmesinde yatmaktadır. Mahkemece öncelikle bu belirlemenin yapılmasından sonra TMK’nun 994 ve 995. maddeleri uyarınca davacının neleri talep edip, neleri edemeyeceği belirlenip hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuş ve kararın açıklanan nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamına uyan mahkemece davacının önce ki malikin kiracısı olarak taşınmazda kiracı sıfatı ile bina yaparak faaliyette bulunduğundan kira parasının da alanda yapılan dolgu bedeli olduğunun ispatlandığından dolgu bedeli düşülerek davanın kısmen kabulü ile 18.319,34 TL nin yasal faizi ile tahsiline karar verilmiş hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davacının kiralananda kiracı sıfatı ile bulunduğunun tanık beyanı ile ispatlandığı kabul edilmiş ise de, davalı tarafından kiracılık sıfatının ispatına yönelik tanık dinlenmesine muvafakat bulunmamaktadır. Davalı tarafından kira sözleşmesi de kabul edilmemiştir. Bu nedenle taraflar arasındaki kira ilişkisinin tanık beyanı ile ispatlandığına dair mahkeme kabulü yerinde değildir. Kaldı ki dosyaya sunulan davacıya ait işyerine ilişkin vergi yoklama kaydında kiraya veren … Limited Şirketi beyan edilmişken, dosya içerisindeki tedavüllü tapu kayıtlarına göre sözleşmenin yapıldığını iddia ettiği tarihteki maliki … Merkezi A.Ş. olduğu anlaşılmakta, davacı ise taşınmazı … ve …’dan kiraladığını iddia etmektedir. Ayrıca davacı kira parasını elden ödediğini iddia etmişken, Bir kısım tanıkların dolgu yapması karşılığında, bir kısım tanıkların hatıra binaen oturduğunu beyan etmesi karşısında kiracılık sözleşmesinin tanık beyanın ile ispatlandığının kabulü de mümkün değildir.
Bu nedenle mahkemenin davacının kira sözleşmesine istinaden taşınmazda ticari faaliyette bulunduğunun kabul edilmesi isabetli olmadığından, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma kararının gereklerinin yerine getirildiği söylenemez. Önceki bozma ilamı çerçevesinde davacının taşınmazda hangi nedenle bina yaparak ticari faaliyette bulunduğu, belirlenerek buna göre davalından TMK’nun 994 ve 995. maddeleri uyarınca talep edebileceği hakları olup olmadığı, varsa davacının neleri talep edip, neleri edemeyeceği belirlenip hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, bozma kararı gerekleri yerine getirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğu değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, bozma sebeblerine göre davalının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 05.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.