YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8106
KARAR NO : 2012/16037
KARAR TARİHİ : 05.12.2012
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kiracılığın tespiti
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı kiracılığın tespiti davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA ve temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 05/12/2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı … Araştırma ve Sosyal Dayanışma Vakfı Başkanlığı tarafından 27/12/2011 tarihinde davalı Defterdarlık Milli Emlak Daire Başkanlığına izafeten … Valiliği aleyhine açılan davanın dava dilekçesinde mülkiyeti hazineye ait olan … ilçesi … köyü sınırları içinde bulunan 365 ve 358 parsel sayılı taşınmazların ağaçlandırılmak üzere 2886 SK uyarınca 20/02/2003 tarihinde 10 yıl süre ile bedeli karşılığında kiralandığını, ancak kiralama tarihinden önce Valilik izni ile taşınmazlara üçüncü şahıslar tarafından tahıl ekilmesi sebebi ile hasat gerçekleşmeden ağaç dikilmesinin mümkün olmadığını aksi halin tazminat sorumluluğunu doğuracağını, esasen sözleşmenin özel şartlar 6. maddesinde (ağaçlandırılmak üzere kiraya verilen taşınmaz malın kiracıya
veya temsilcisine tesliminden itibaren ağaçların türüne göre mümkün olan mevsim ve ay göz önünde bulundurularak dikim işlemine başlanılacak ve her halukarda dikim işleri bir yıl içinde tamamlanacaktır.) hükmünün bulunduğunu, taşınmazın kendilerine 18/11/2003 tarihinde teslim edildiğini geç teslim ve kış mevsiminin gelmesi sebebi ile ağaç temini, çit çekimi vs. işlerinin yetiştirilmesinin mümkün olmadığını, zorunlu olarak 2004 yılına ertelendiğini, bir yıllık süre dolmadan sözleşme hükümlerini yerine getirebileceklerini, taahhütten vazgeçilmediğini, sözleşme hükümlerine aykırı hareket edilmediğini, davalı İdarenin süre dolmadan sözleşmeye aykırı ve tek taraflı olarak sözleşmeyi 23/07/2004 tarihinde feshettiğini, kira sözleşmesinin aynı şartlar altında ifasını, sözleşmenin geçerli sayılıp taşınmazın zilyetliğinin kira kontratına uygun şekilde kendilerine teslimini talep etmiş, temyiz dilekçesinde ise kesin hüküm nedeni ile davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, açılan bu davanın Yargıtay 15. H.D.nin bozma ilamında işaret edilen eda davası olarak açılmış olduğunu, davanın taraflarının ve konusunun aynı olmasına rağmen istemin farklı olduğunu, açılan eda davasının Mahkemece gözardı edildiğini bildirmiştir.
Davalı Hazine vekili kesin hüküm nedeni ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece ön inceleme sırasında ilgili dosyalar celp edilerek duruşma açılmadan HMK 114/1-i, 115/1,2 madde hükümleri uyarınca kesin hüküm nedeni ile davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kesin hükme konu edilen … 18. As H Mah.sinin 2010/145 E.-2010/184 K. sayılı dosyası incelendiğinde davacının dava dilekçesinde daha önce İdare Mahkemesinde açılan 2004/3246 esas sayılı dava dosyasında idari işlemin iptalinin talep edildiğini, İdare Mahkemesinin işlemin hukuka aykırı olduğunu tespit ederek yürütmenin durdurulmasına karar vermesine rağmen Danıştay’ın uyuşmazlığın çözüm yerinin Adli Yargı olduğunu bildirerek kararı bozması sebebi ile açtığı bu davada idarenin kira süresini beklemeden araziyi başkasına kiralamasının önlenmesi yönünden kiracılık sıfatının tesbiti ve muarazının önlenmesi ile ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiği anlaşılmış, Davalı Hazine vekili ise cevabında sözleşmenin imzalandığı tarihte taşınmazların ekili olduğunu ve hasat tarihinden sonra 18/11/2003 tarihinde davacılara teslim edildiğini, 17/05/2004 tarihinde ağaçlandırma çalışmasının yapılmadığının tespiti üzerine sözleşmenin feshedildiğini, Milli Emlak Müdürlüğünün sözleşme tarihinden sonra 15/07/2004 tarihli genel tebliğine göre dava konusu taşınmazların bulunduğu yerlerin kısmen ağaçlandırılacak alan kısmen konut alanı olarak belirlendiğini, davanın reddinin gerektiğini bildirmiştir. Mahkemece mahallinde yapılan bilirkişi incelemesinden sonra davacının davalının kiracısı olduğunun tespitine, kira mukavelesinin feshine ilişkin haksızlığın tespiti ile muarazanın önlenmesine ilişkin verilen hüküm Yargıtay 15.H. Dairesinin 31/03/2009 tarih 2008/1776-2009/1866 karar sayılı ilamı ile davanın tespit davası niteliğinde olduğu, eda davası açılması gerekirken tespit davası açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığından tespit davasının dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulması üzerine yerel Mahkemenin bozma ilamına uymasından sonra yine aynı daire tarafından onaylanarak kesinleşmiştir.
Tüm dosyalar birlikte değerlendirildiğinde; davalı İdare tarafından davacı Vakfa taşınmazların ağaçlandırılmak üzere 20/02/2003 tarihinde 10 yıl süre ile bedeli karşılığında kiralandığı, taşınmazların 18/11/2003 tarihinde Vakfa teslim edildiği, teslim tarihinden
itibaren bir yıl içinde ağaçlandırılma yapılması hususunun sözleşmenin özel şartlar 6.maddesinde belirtildiği, davalı idarenin bir yıl dolmadan 23/07/2004 tarihinde tek taraflı olarak sözleşmenin feshedildiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık davacının daha önce açıp hukuki yarar yokluğundan reddedilen tespit davasının eda isteğini de içeren bu dava yönünden kesin hüküm teşkil edip edemeyeceği noktasındadır. Tespit davası ile davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş ve zarar verebilecek nitelikte ise tespit hükmü bu tehlikeyi kaldırmaya elverişli ise hukuki yararın varlığının kabulü ile hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanmasına karar verilirken eda davasında tespit davasını da içeren geniş kapsamlı bir karar verilir. Tespit davasının konusu maddi vakaların değil bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının tespiti iken eda davası ile hukuki ilişkinin varlığı tesbit edildikten sonra bu tesbite dayalı olarak eda hükmü kurulur. Eda davasının kabulü halinde verilen hükümler ilamların icrası yolu ile infaz edilir.
Somut olaya gelince; taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesinin süresi bitmeden davalı İdare tarafından tek taraflı olarak feshi üzerine davacı kiraladığı taşınmazların başkalarına kiraya verilmesi ihtimaline dayanarak ilk önce idare mahkemesine müracaat etmiş, idare mahkemesinin hukuka aykırı bulduğu fesih işlemine rağmen Danıştay kararı ile adli yargının görevli olduğunun kabulü üzerine adli yargıda açtığı ilk davada kira sözleşmesinin geçerli olduğunun tespiti muarazanın önlenmesi talebi kabul edilmiş ancak Yargıtay’ın davayı tesbit davası olarak nitelemesi ve hukuki yarar bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddi gerektiği yönündeki bozma ilamı üzerine verilen davanın reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra yeniden açılan bu davada davacı vekili muarazanın halen devam ettiğini vurgulayarak sözleşmenin aynı şartlar altında ifasını, sözleşmenin geçerli sayılıp zilyetliğin kendilerine teslimini talep etmiştir. Bir davada kesin hükümden söz edilebilmesi için taraflarının konusunun ve sebebinin aynı olması gerekir. Önceki davanın konusu sebebi ve taraflarının aynı olmasına rağmen ilk dava esastan değil, hukuki yarar yokluğundan reddedilerek kesinleştiğinden sonradan açılan bu dava yönünden kesin hüküm oluştuğundan sözedilemez. Açılan dava eda davası niteliğinde olmasına rağmen hukuki yarar yokluğundan reddedilip kesinleşen tespit davası hükmünün dikkate alınarak dosya üzerinden davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Adalete erişim çerçevesinde uyuşmazlıkların mümkün olduğunca büyümeden en kısa sürede ve uygun yolla çözümü sağlanmalıdır. Uyuşmazlığın devam edip büyümesinin sosyal maliyeti yükselteceği açıktır. Davacı Vakfın davalı İdarenin sözleşme süresi bitmeden tek taraflı feshi nedeni ile idare Mahkemesinden başlayan ve bu davanın açılmasına kadar devam eden süreç içinde sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı kiracılık ilişkisinin devam edip etmediği hususu henüz incelenmemiştir. Bu nedenle yerel Mahkemenin dosya üzerinden verdiği kesin hükme dayalı davanın usulden reddine ilişkin hükmünün bozularak eda davası olarak açılan bu davanın esasının incelenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi düşüncesinde olduğumuzdan değerli çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyoruz. 05.12.2012