YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5982
KARAR NO : 2022/5404
KARAR TARİHİ : 22.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine, müdahil davacılar …, …, …, … ve … yönünden kabulüne yönelik verilen hüküm süresi içinde müdahiller … ve diğer 4 müdahil ile asıl davada davacı …, davalılar …, …, …, … ve … ve müdahil … vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklı tapu iptali ve tescil; asli müdahale davaları ise yükleniciden temlik alınan şahsi hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemlerine ilişkindir. Davacı yüklenici, davalılar arsa sahipleri, asli müdahiller ise yükleniciden şahsi hak temlik alan üçüncü kişilerdir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın ve asli müdahale davalarının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Anılan kararı davacı, bir kısım asli müdahiller ve bir kısım davalılar temyiz etmiştir.
Adil yargılanma hakkı Anayasanın 36., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Zira Anayasanın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK’da da yer verilmiştir. HMK’nın 297. maddesine göre, hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, (harç, vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden de) sıra numarası altında; açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK’nın 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlemiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; yasanın anladığı anlamda oluşturulacak hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların bu dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usule uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması, ileri sürülen talepler hakkında açıkça herhangi bir değerlendirmeye ve gerekçeye yer vermeden, nedeni karar yerinde gösterilmeksizin hüküm kurulması, Anayasa ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkına ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine açıkça aykırıdır.
Bu anlatımlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; hükmün gerekçe kısmında “B blok 1. Kat 3 bağımsız bölüm nolu, B Blok 2. Kat. 6 bağımsız bölüm nolu dairelerin tapularının iptali ile, … adına tapuya tesciline,” denilmesine rağmen, kısa kararda ve hüküm fıkrasında “B Blok 1. kat 3 nolu bağımsız bölümün mevcut tapu kaydının iptali ile … adına tapuya kayıt ve tesciline” denilerek bağımsız bölüm sayıları bakımından kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratıldığı, ayrıca davaları reddedilen asli müdahillerin davalarında ileri sürdüğü talepleri hakkında açıkça herhangi bir değerlendirmeye ve gerekçeye yer verilmeden, nedenleri de karar yerinde gösterilmeksizin bir kısım asli müdahil davacıların davalarının reddine karar verilmesi suretiyle gerekçeli karar hakkına riayet edilmediği, öte yandan feri nitelikteki taleplerden olan vekalet ücreti, harç ve yargılama giderlerinin de karara bağlanmadığı ve hükümde gösterilmediği, yine müdahiller tarafından depo edilen ve mahkemece yatıranlara iadesine karar verilen tutarlar, mahkemece tespit edilerek infazı kabil şekilde hüküm fıkrasında gösterilmesi gerekirken tereddüte mahal verecek şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı ve 10.04.1992 tarihli Kararı gereğince, gerekçeli karar ile hüküm fıkrasının çelişki bulunması bozma nedenidir. Açıklanan tüm bu nedenlerle, başka bir incelemeye gerek görülmeksizin, tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın ve anılan karara karşı temyiz edenlerce ileri sürülen diğer temyiz itirazları incelenmeksizin kararın sadece bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de, yukarıda belirtildiği üzere davaları reddedilen asli müdahillerin davalarında ileri sürdüğü talepler hakkında gerekçeye yer verilmeden davaların reddine karar verilmesi, vekalet ücreti, harç ve yargılama giderlerinin hükümde hiç gösterilmemesi, müdahiller tarafından depo edilen ve mahkemece yatıranlara iadesine karar verilen tutarların, infazı kabil şekilde hüküm fıkrasında gösterilmemesi de hatalı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, hükmün re’sen BOZULMASINA, bozma nedenine göre temyiz edenlerin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunabileceğine, 22.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.