Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2021/6576 E. 2022/5782 K. 12.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6576
KARAR NO : 2022/5782
KARAR TARİHİ : 12.12.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hüküm davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili Avukat … ile davacı vekili Avukat …’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –
Dava, hastane bilgi sistemleri yazılım işi konulu eser sözleşmesinin yüklenicinin kusuru nedeniyle feshedilip ikinci ihaleye çıkılması sebebiyle iki ihale arasındaki fark, sözleşme uyarınca kararlaştırılan cezalar ile teminat mektubunun güncellenmesi nedeniyle oluşan fark ve hastanenin gelir kaybı alacağı taleplerine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; … Devlet Hastanesi Başhekimliği’nin 2012-2013 mali yılı için yapılmış bulunan Hastane Bilgi Sistemleri Yazılım İhalesi sonucu davalı şirketin uhdesinde kaldığını, 29.11.2011 tarihinde imzalanan sözleşmenin yüklenici tarafından taahhüt yerine getirilmediğinden feshedildiğini ve işin aciliyeti nedeniyle 2012 yılı için 9 aylık pazarlık usulü ihale yapılıp en düşük ikinci teklif veren firmaya 9 ay süreyle 59.130,00 TL‘ye işin verildiğini, feshedilen sözleşmeye kıyasla 9 aylık 19.350,00 TL kamu zararı olduğunu, ayrıca sözleşmenin 24 aylık yapıldığı göz önüne alındığında aradaki farkın 51.600,00 TL olduğunu, 16. maddesinde cezalar ve sözleşmenin feshi kısmında yer alan 16.1.1 maddesi gereğince 10 günlük gecikme cezası olarak sözleşme bedeli üzerinden toplam 261,36 TL cezanın tahsil edilemediğini, yine sözleşmenin 16.5. maddesinde hak edişlerden yapılacak ceza kesintilerinin düzenlendiğini, anılan madde uyarınca da 2.000,00 TL cezanın yanı sıra, kurmuş olduğu sistemde, taahhütlerini yerine getirmemiş olması nedeniyle hastaneyi 214.353,83 TL zarara uğrattığını belirterek toplam 268.310,84 TL kurum zararının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sözleşmeden kaynaklanan kusurun olmadığını, davacı kurumun tespit ettiği eksikliklerin müvekkilleri tarafından zamanında giderildiğini, idarenin veri tabanı şifrelerini haksız bir şekilde başka bir firmaya verdiğini, bu firma tarafından programın veri tabanı ile oynanması ve zarar verilmiş olmasının muhtemel olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece verilen ilk kararda; alınan bilirkişi raporlarından sözleşmede kararlaştırılan edimin eksik yapılması sebebiyle yapılan işe göre %14,5856’lık bölümün eksik yapıldığından toplam iş bedeline göre 12.706,97 TL’sinin eksik olması nedeniyle bu bedelin davalıdan tahsiline karar verilmiş, verilen ilk karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi (kapatılan) 2018/5508 Esas, 2019/662 Karar sayılı ve 18.02.2019 günlü kararı ile yerel mahkemece istem dışına çıkılarak bedel iadesi yönünde hüküm kurulmuş olduğu, taleple bağlılık ilkesine aykırı karar verilmesinin hatalı olduğu, davacının dava dilekçesindeki istem kalemleriyle ilgili olarak araştırma ve inceleme yapılıp, yüklenicinin kusurunun varlığı halinde istek kalemlerinin değerlendirilerek, bilirkişi kurulundan ek rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği belirtilerek yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Bozmaya uyan yerel mahkemece; davacının kesin teminat dışında kalan farktan kaynaklı olarak 95,65 TL, programın geç kurulmasından kaynaklı doğan zarar olarak 214.353,83 TL, sözleşmenin feshi sonucu yeni bir sözleşme imzalayan davacı idarenin yeni sözleşme ile davalı ile akdedilen sözleşmedeki fiyat farkından kaynaklı olarak 51.600,00 TL, 10 günlük gecikme cezasından kaynaklı olarak 261,36 TL ve 2.000,00 TL olmak üzere toplamda 268.310,84 TL zararının olduğu ve bu zarardan davalının sorumlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, bu karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Kural olarak bozma kararına uyulmakla bozma kararında belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar.
Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 … ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.). Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yerel mahkemece verilen ilk karara yönelik verilen bozma hükmünde, yüklenicinin kusurunun varlığı halinde istek kalemlerinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, yerel mahkemece sözleşmesinin feshinde kimin kusurlu olduğuna yönelik dosya kapsamındaki belgeler ve davalı savunmaları doğrultusunda bir araştırma yapılmaksızın davanın kabulüne karar verildiği, bozma hükmünün gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmıştır.
Öncelikle sözleşmenin feshinde kimin kusurlu olduğunun dosya kapsamındaki belgeler ile davalı savunmaları dikkate alınarak tespit edilmesi gerekmektedir.
Davalı yüklenicinin sözleşmenin feshinde tam kusurlu olduğunun tespiti halinde; istek kalemlerinin değerlendirilmesine geçilip, sözleşmenin davacı idare tarafından feshedilmiş olması ve sözleşmede yer alan ceza kalemlerine ilişkin alacak taleplerinin ifaya ekli cezai şart niteliğinde olması nedeni ile ceza bedelleri bakımından talebin reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Davacı idarenin menfi zarar kapsamındaki iki ihale arasındaki fiyat farkı ile teminat bedellerinin güncellenmesine ilişkin bedel istemi bakımından ise; davacı 6098 sayılı TBK’nın genel hükümlerinden olan 125. maddesi gereğince olumsuz (menfi) zararını talep edebilir. Sözleşmenin ifa edileceğine güvenmekten doğan zarar olarak tanımlanabilecek olumsuz zarar kavramına, sözleşmenin kurulması ve işin görülmesi için yapılan masraflar ile daha elverişli koşullarda sözleşme yapma fırsatının kaçırılmış olmasından doğan zararlar girer. Dolayısıyla davacının eldeki davada iki ihale bedeli arasındaki farktan kaynaklanan zararlarını talep etmeye hakkı bulunmaktadır.
Zararın hesaplanmasında izlenecek yöntem ise; yüklenicinin yapmadığı imalâtın ilk ihalede yükleniciden sonraki en düşük teklifi veren şirkete verilmiş olması halinde ödenmesi gereken bedelin (kaçırılan fırsat) hesaplattırılıp, fesih tarihinden itibaren dava dışı ikinci yükleniciye kalan işin verildiği ikinci sözleşmenin makul süre içerisinde yapılıp yapılmadığının, ikinci ihale ile birinci ihalenin aynı özellikleri taşıyıp taşımadığının özellikle imalâtın konusu ve niteliklerinin farklı olup olmadığının, ilk sözleşmeye dahil olmayan bir imalâtın ikinci sözleşmeye ilave imalât olarak dahil edilip edilmediğinin belirlenmesi, ikinci sözleşmenin makul süre içinde ve ilk sözleşme ile aynı koşul ve özelliklerde yapılması halinde olması gereken bedelin hesaplattırılarak, bulunacak rakam ile kaçırılan fırsat olarak ilk sözleşmede yükleniciden sonra en düşük fiyatı veren teklif sahibine iş verilmesi halinde kalan işlerin tamamlattırılması için o teklif sahibine ödenmesi gereken bedel arasındaki farkın menfi zarar olarak hesaplanmasından ibarettir.
Somut olayda ilk ihale ile ikinci ihalenin yapılış usullerinin aynı olmadığı, ilk ihalenin açık ihale usulü ile ikinci ihalenin pazarlık usulü ile yapılmış olduğu, ikinci ihalenin açık ihale usulü ile yapılmış olsa idi fiyatın ne olacağının araştırılarak tespit edilmesi gerektiği de gözden kaçırılmamalıdır. Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre eğer, ikinci sözleşme makul süreden çok sonra yapılmış ve böylece zararın artmasına iş sahibi neden olmuşsa, sözleşmeden dönülmesini müteakip en kısa zamanda bu işin hangi tarihte ikinci sözleşme yapılabileceği ve böyle bir işin kaça yaptırılabileceği tespit edilerek, bu tarihte iş sahibinin ödemek zorunda kalacağı ikinci sözleşme bedeli ile iş sahibinin kaçırdığı fırsat arasındaki fark da olumsuz zararın bir başka hesap tarzıdır (Emsal 15.H.D. 1997/47E. 1997/556 K. 3.2.1997 T., 15.H.D. 1993/4758 E. 1994/4044 K.16.6.1994 T.). Yapılacak hesaplamalarda endeks kullanılmak suretiyle güncelleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Davacının gelir kaybına yönelik talebi bakımından ise; 6098 sayılı TBK 126. maddesinin ‘’İfasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi sözleşmeyi feshederek sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir’’ düzenlemesi gereği, sözleşmenin davacı idare tarafından feshine kadar uğramış olduğu bir zarar var ise bunun araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yerel mahkemce, bozma ilamının gereği yerine getirilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın tekrar bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davalıya verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.