YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1782
KARAR NO : 2023/2111
KARAR TARİHİ : 30.05.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/25 E., 2021/644 K.
Karaavcı
Babat
DAVA TARİHİ : 31.12.2009
HÜKÜM/KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.05.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davalı vekili Avukat … ile davacı vekili Avukat … ‘ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı yüklenici şirket ile davacı belediyeye katılan Haraççı Belediyesi arasında, 07.05.2008 tarihli bordür ve tretuar yapım işine dair sözleşme imzalandığını, davalı şirketin sözleşme gereği üstlendiği işleri eksik yaptığı hâlde tam yapmış gibi hak ediş belgesi düzenlediğini, davalı şirketin sözleşme gereğince üstlenmiş olduğu işi eksik ve sözleşmede öngörülen vasıf ve kalitede yapmadığının anlaşıldığını ileri sürerek, davalının yaptığı işler ve sözleşme gereği üstlendiği işlerden dolayı müvekkili belediyenin borçlu bulunmadığı miktarın tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin sözleşme ile üstlendiği yapım işini eksiksiz olarak tamamladığını, davacı idareden yapılan işin bedeli olan 556.644,04 TL’nin talep edildiğini, iş bedeli alacağının 18.12.2008 tarihli geçici kabul tutanağı ve hak ediş raporlarından da belli olduğunu, bilirkişiler tarafından da iş bedelinin KDV hariç 514.066,50 TL olarak hesaplandığını, müvekkilinin iş bedelini alabilmek için 509.946,79 TL bedelli protokole imza atmak zorunda kaldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.12.2012 tarih ve 2009/898 Esas, 2012/524 Karar sayılı kararı ile, “davacı vekilinin 20.12.2012 tarihli oturumdaki beyanından, davalı şirket tarafından yapılan iş nedeniyle davacıya karşı alacak istemiyle açılmış bir dava ya da icra takibi bulunmadığının anlaşıldığı, bu durumda eldeki davanın açılmasında hukuki yararının bulunmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMA SONRASI YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1-Mahkeme kararına karşı davacı vekili süresi içinde temyiz isteminde bulunmuştur.
2-Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 24.09.2013 gün ve 2013/2903 Esas, 2013/5116 Karar sayılı kararı ile “Dava dilekçesine göre davanın dayanağını 07.05.2008 tarihli bordür ve tretuar yapım işine ilişkin sözleşme oluşturmaktadır. Bu sözleşme daha sonra 5747 sayılı Yasa uyarınca davacı Belediyeye katılan Haraççı Belediyesi ile davalı yüklenici şirket arasında yapılmıştır. Dosyada bulunan tarihsiz “protokol” başlıklı belgenin taraflar arasında imzalandığı anlaşılmaktadır. Arnavutköy Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğünün dosyadaki 14.11.2012 tarihli yazısından protokolde belirtilen 509.946,79 TL’nin yüklenici şirkete ödendiği bildirilmiştir. Taraflar arasındaki tarihsiz “Protokol” başlıklı belgenin 2 ve 3. maddeleri dikkate alındığında, protokolde kararlaştırılan ve davalı yüklenici şirkete ödenen 509.946,79 TL’nin kesin iş bedeli olmadığı, belediye tarafından dava açma hakkının saklı tutulduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda davacı Belediyenin protokolde saklı tutulan hak nedeniyle bu davayı açtığı anlaşıldığından, işin esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davalı şirketin davacı Belediyeden herhangi bir talepte bulunmadığı gerekçesiyle ve dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozma Sonrası Verilen Direnme Kararı
Mahkemenin 17.04.2014 gün ve 2013/453 Esas, 2014/163 Karar sayılı kararı ile “Tespit davasının açılabilmesi için davacının hukuki ilişkinin hemen tespitinde hukuki yararının bulunması gerektiği, taraflar arasındaki protokolde davacı belediyenin kendi tespit ettiği miktar olan ve kabul edilen kısım olan toplam 509.946,79 TL’yi taksitler hâlinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, bu kısım üzerinde bir miktar için davacı belediyeye açılmış bir icra takibi veya dava bulunmadığı, davacı belediyenin kendi tespit ve kabul ettiği borç miktarını ödemeyi kabul edip, ayrıca mahkemeden borç miktarının tespitini istediği, bu nedenle de davacının tespit davası açmasında hukuki yararı ve dava şartı bulunmadığı” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca Verilen Bozma Kararı
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen direnme kararına karşı davacı vekili süresi içerisinde temyiz isteminde bulunmuştur.
2-Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2018 gün ve 2017/15-488 Esas, 2018/497 Karar sayılı kararı ile “…mahkemece, direnme kararında taraflar arasında düzenlenen tarihsiz protokol de değerlendirilerek, davacı belediyenin kendi tespit ve kabul ettiği borç miktarını ödemeyi kabul ettikten sonra, kabul edilen miktar üzerinde belediyeye karşı açılmış bir icra takibi veya dava bulunmadığı davacının hukuki ilişkinin hemen tespitinde hukuki yararı bulunmadığı yönündeki yeni bir gerekçeye dayalı olarak direnme kararı verilmiştir. Şu hâle göre, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp değerlendirilmemiş yeni bir gerekçeye dayalı, yeni hüküm niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Hâl böyle olunca, yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye aittir. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir” gerekçesiyle dosyanın 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.
D. Bozma Kararı
Yargıtay Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin 10.12.2018 gün ve 2018/2772 Esas, 2018/4919 Karar sayılı bozma ilamı ile “Tarihsiz protokol başlıklı belge davacı … ile davalı şirket arasında imzalanmış olup, 5747 sayılı Yasa ile kapatılıp davacı belediyeye katılan Haraççı Belediyesi ile davalı yüklenici arasında imzalanan 07.05.2008 tarihli bordür ve tretuar yapımına ilişkin sözleşmeden kaynaklanan alacağın kalan kısmının ödenmesi hususunda düzenlenmiştir. Davacı belediyenin 14.11.2012 tarih 641.1145. TN 94242 sayılı yazısından protokolde belirtilen miktarın ödendiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin protokolün 2. maddesinde tarafların sözleşmenin hakediş bedelinden belediyece kabul edilmeyen kısmı hakkında belediye tarafından açılacak menfi tesbit davasının sonucunu bekleyecekleri 3. maddesinde taraflar arasında görülen davada belediyece kabul edilmeyen kısmı aşan ve protokol gereğince alacaklıya ödenen bir bedel olur ise bu bedelin alacaklı tarafından en kısa süre içerisinde belediyeye ödeneceği de kabul edilmiştir. Taraflar arasındaki protokolün 2. ve 3. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde sözleşme konusu ile ilgili olarak 618.493,38 TL’lik sözleşme fiyatlarıyla yapılan işi gösteren 30.01.2009 tarihli kesin hakediş ve hesabın kesinleştirilmediği, davacı belediyenin menfi tespit davası açma hakkını saklı tuttuğu sonucuna varılmaktadır. 30.01.2009 tarihli kesin hakediş tutanağında sözleşme fiyatlarıyla yapılan iş gösterilmiş olup, alacaklı yüklenici şirket tarafından ödenen 509.946,79 TL dışında yapılan icra takibi veya açılan bir dava bulunmamakla birlikte hakedişe bağlanan alacakları için davalı yüklenicinin davacı … hakkında her zaman icra takibinde bulunması ya da dava açması imkân dahilindedir. Menfi tespit davası açılabilmesi için çekişmeli alacakla ilgili mutlak olarak icra takibi veya dava açılması zorunlu olmayıp öyle bir tehlike veya tehdidin varlığı yeterlidir. Bunun yanında kesin hakediş tutanağı ve ekleri bu şekilde mevcut olduğu sürece ve zamanaşımı süresince takip veya dava tehdidi nedeniyle davacının hukuki durumunda tereddüt devam edecektir. Yine davacı menfi tespit davası sonucu alacağı ilamla borçlu olduğu miktarı kesin olarak tespit ettirip davalının takip ve dava tehdidini kesin olarak ortadan kaldıracaktır. Bu durumda mahkemece kesin hakedişteki miktarın ödenen iş bedelinden fazla olduğu da dikkate alınıp, protokolün 2. ve 3. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğundan işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile davanın hukuki yarar ve dava şartı yokluğundan reddi doğru olmamış, yeni hüküm nedeniyle incelenmesi için Dairemize gönderilen kararın bozulması uygun bulunmuştur” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
E. Bozma İlamına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 10/12/2018 tarih 2018/2772 Esas ve 2018/4919 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, protokolün 2. ve 3. maddesi dolayısı ile kesin hak ediş ve hesabın kesinleştirilmediği, davalı şirket tarafından 30/01/2009 tarih onaylı son hakediş miktarı olan 618.493,38 TL + KDV yönünden davacı … hakkında her zaman icra takibi yapması veya dava açması imkanı bulunduğundan, mahkememizce bilirkişi incelemesi sonucu tespit edilen hak ediş miktarı olan 514.066,50 TL + 92.531,97 TL KDV miktarını aşan kısım yönünden davacı belediyenin borçlu olmadığının tespitine karar verildiği” gerekçesiyle “Davanın kabulü ile, davacı idarenin Haraççı Beldesi, Karaçalılar mevki, 2. Kısım Bordür Tretuar Yapım işi nedeniyle davalı tarafa 514.066,50 TL+ 92.531,97 TL KDV’yi aşan miktar yönünden borçlu olmadığının tespitine” karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde, davalıya ödenen iş bedeli ile davalının alması gereken imalat bedeli karşılaştırıldığında, davalının halen alacaklı olduğunun açık ve net olarak görüleceğini, davalıya fazladan ödeme yapıldığı iddiası ile açılan davada, ıslah edilen 104.832,20 TL’lik kısımla ilgili fazladan bir ödeme olmadığının tespiti gerektiğini, taraflarca mutabık kalınan protokole rağmen davacının davalı aleyhine dava açarak yapılan işin tespitini ve hak ediş miktarının belirlenmesini talep ettiğini, davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin açık bir hata olduğunu, davacı tarafın ıslah ettiği rakam olan ve fazladan ödediğini iddia ettiği 104.832,20 TL’ye ilişkin fazladan bir bedel ödenmediğinin dosya kapsamına göre anlaşıldığından bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddeleri
3. Değerlendirme
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine,
Fazla yatırılan harcın istek halinde davalıya iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.