Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2022/930 E. 2023/642 K. 20.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/930
KARAR NO : 2023/642
KARAR TARİHİ : 20.02.2023

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak, manevi tazminat (kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı yüklenici arasında imzalanan kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre iki blok halinde yapılacak olan inşaatta müvekkiline sözleşmede büyüklüğü belirtilmeyen 4 adet bağımsız bölüm verileceğinin kararlaştırıldığını, müvekkiline ait parselin, inşaat yapılması için birleştirilen diğer parselden daha büyük olmasına karşın aynı dava dışı diğer parsel hissedarlarına da aynı sayıda bağımsız bölüm verildiğini, müvekkiline sözleşme tarihinden önce Eskişehir Devlet Hastanesince demans teşhisi konduğunu ve davalının müvekkilinin bu rahatsızlığından faydalanmak sureti ile hak ettiğinden daha az bölüm verilen sözleşmeyi hile ile imzalattığını, hile ile iradesi sakatlanan müvekkili için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı …’ın 02/09/2016 tarihinde vefat ettiği, davaya mirasçılarının devam ettiği anlaşılmıştır.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekilinin iddia ettiği hastalık teşhisi konmadan daha önce davacının dava dışı başka bir şirket ile de aynı şartlarda kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığını, kendileri ile sözleşme imzalamadan hemen önce dava dışı şirkete ilişkin verdiği vekaletnamedeki yetkilere ilişkin azilname düzenlediğini, sözleşmede teslim edilecek bağımsız bölümler için m² belirtilmediği gibi imar mevzuatının izin verdiği büyüklüğe göre davacıya 4 bağımsız bölümün teslim edildiğini, davacının eksik bağımsız bölüm verildiğine ilişkin iddilarının gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından sunulan 23/05/2018 tarih ve 2492 Karar sayılı raporunda muris …’ın akitin yapıldığı 06/08/2013 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğunun kabulünün uygun bulunduğunun bildirildiği, yine dinlenen tanıkların beyanlarında murisin kandırılarak sözleşme yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları, bu haliyle ehliyetsizlik ve hile hukuksal sebebine dayalı olarak açılan maddi ve manevi tazminat davasının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili; Eskişehir Devlet Hastanesinde 30/11/2011 tarihli işlem ile bunama tanısı konulduğu, ATK’nın dikkate almadığı, bu hususta Yargıtay 2. Dairesinin emsal kararı olduğunu, dosyanın ATK üst kuruluna gönderilmesini talep ettiklerini, bunun da reddedildiğini, aşırı yararlanma-gabin iddialarının mahkeme tarafından değerlendirilmediği, davaya konu sözleşmede edimler arasında açık orantısızlık olduğunu, TBK 28’de düzenlenen aşırı yararlanma durumu olduğunu, murisin son 5-6 yıldır işlerini kızı Semra’nın yapmakta olduğunu, iddialarının tanık beyanıyla ispatlandığını, ehliyetli bir kişi için aldatma sayılmayan bir oluşum, muris için kandırıcı olabileceğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve sözleşmenin akdedildiği tarihte müvekkillerinin mirasbırakanının fiil ehliyetinin bulunmadığını, sözleşme tarihinden önce mirasabırakana demans teşhisi konulduğunu, bununla ilgili hasta kayıt dosyası ve Eskişehir Devlet Hastanesindeki ilgili kayıtların sunulmuş olduğunu, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile daha önce alınan sağlık raporlarının birbiri ile çeliştiğini, Adli Tıp raporuna itiraz edilmesine rağmen dosyanın itirazın değerlendirilmesi için Adli Tıp Üst Kurulu’na gönderilmediğini, yerel mahkemece gabin iddiasının değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunda haklılıklarının tespit edildiğin, tanık beyanlarının sadece hile yönünden irdelenmesinin hukuka aykırı olduğunu, sözleşmede iki blok olarak kararlaştırılan inşaatın tek blok olarak yapıldığını ve zarara uğrayan müvekkillerinin zararının giderilmesi gerektiğini, kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hile ile iradenin fesada uğramasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı TBK 470-486. maddeleri

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Davacı, eldeki davasında hile hukuki sebebine dayanarak dava açmıştır.
Hile, irade ve beyan arasındaki uyumsuzluk olup, iradenin oluşması aşamasında gerçekleşmektedir. Diğer tarafın yanıltıcı davranışları sonucu, sözleşme kurulması için gerekli irade sakat olarak oluşmuştur. Bu nedenle hile bir saik hatasıdır. Hile bazı hallerde aynı zamanda bir haksız fiil de olabilir. Suç teşkil edebileceği gibi hoş karşılanmayan bir davranış biçimi de olabilir. Hilenin sözleşmenin iptâli sebebi olması için de esaslı olması gerekir.
Hilenin şartlarından ilki, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamada “bir vakıaya ilişkin olmalıdır” şeklinde belirtilmiş, diğer şartları da vakıada tahrif veya olmayan bir vakıanın varmış gibi gösterilmesi, vakıa hakkında yanılma, kastın varlığı ve hileli davranışın hatalı işleme yol açması -illiyet rabıtası- olarak ifade edilmiştir. Bu itibarle hile hukuksal nedenine dayanılarak açılan davalarda, vakıa ya da vakıaların -mevcut bir vakıa olabileceği gibi geçmişe ait bir vakıa da olabilir.- değerlendirilmesi önem taşımaktadır (Yargıtay 1. H.D.’nin 08.04.1985 Tarih ve 373-4205 sayılı kararı).
Somut olayda, taraflar arasındaki 06/08/2013 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin davacı mirasbırakan için ibraz edilen 06/08/2013 tarihli Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalından alınan 1172 sayılı akli melekelerinin yerinde olduğu ve hukuki tasarruf ehliyetinin bulunduğunu gösterir rapor ile taraflarca imzalandığı, 23/05/2018 tarihli Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporunda davacı vekilinin iddia ettiği rahatsızlıkların tek başına fiil ehliyetini etkilemeyeceği, nitekim davacı mirasbırakana vasi atanmasına ilişkin olarak Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesi kararının 14/06/2016 tarihli olduğu göz önüne alındığında, sözleşme tarihi itibarı ile davacı mirasbırakanın fiil ehliyeti bulunduğu ve hile nedenine dayalı iradesinin sakatlandığına ilişkin iddianın ispatlanamadığı, taraflar arasındaki sözleşmede davacı mirasabırakana teslimi kararlaştırılan bağımsız bölümlere ilişkin m² cinsinden büyüklük açıklaması bulunmadığı da gözetildiğinde kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.

3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden tahsilatta tekerrüre sebebiyet vermemek kaydıyla müştereken ve müteselsilen alınmasına,

6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine,

20/02/2023 gününde oy birliğiyle karar verildi.