YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/11455
KARAR NO : 2023/345
KARAR TARİHİ : 12.01.2023
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’na muhalefet etmekten sanık …’nun anılan Kanun’un 63/1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/1 ve 62/1. maddeleri gereğince 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair ADANA 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/12/2018 tarihli ve 2017/960 Esas, 2018/1065 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 13.03.2020 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.03.2020 tarihli ve KYB. 2020-36914 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 11/12/2019 tarihli ve 2019/29471 esas, 2019/15469 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, “…Bakaya kalma suçunun, sadece askerî şahıslar tarafından işlenebilecek “sırf askerî suçlar” mahiyetinde olmadığı ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 47/A maddesinde 6722 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile yapılan değişiklikle getirilen “sırf askeri suçlardan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan netice cezanın üç ay veya daha fazla süreli hapis cezası olması halinde ertelemeye ilişkin hükümlerin uygulanamayacağı” şeklindeki hükmün suç tarihinden sonra 14/07/2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği gözetildiğinde…” şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,
Somut olayda bakaya kalma suçunun, sadece askerî şahıslar tarafından işlenebilecek “sırf askerî suçlar” mahiyetinde olmadığının anlaşılması karşısında, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasını kabul eden ve yargılama sürecindeki davranışları olumlu bulunarak, takdiri indirim uygulanan sanık hakkında, 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin uygulanması için gerekli objektif ve subjektif şartların mevcut olduğunun anlaşılması karşısında, tüm bu hükümlerin tartışılmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
İlk derece Mahkemesince, sanığın 31.01.2016 tarihinde zincirleme şekilde bakaya suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine karar verilen inceleme konusu dosyada;
Sanık hakkında birleşen aynı Mahkemenin 2018/328 Esas sayılı dosyasında sanığın savunmasının alınmadığı gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi ile sanığın eyleminin 1632 sayılı ASCK’nın 63/1-a maddesinin “4 aydan sonra 1 yıl içinde yakalananlar” cümlesinde yazılı ve alt sınırı 4 ay hapis cezasını ön gören yoklama kaçağı suçunu oluşturmasına rağmen, yazılı şekilde “1 yıldan sonra yakalananlar cümlesi” kapsamında bakaya suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi, ayrıca dosya içeriğine göre, sanığın eyleminin 01.09.2016-13.08.2017 ve 14.08.2017-26.01.2018 tarihleri arasında yakalanmakla sona eren iki ayrı yoklama kaçağı suçunu oluşturduğu göz önüne alındığında, 1632 sayılı ASCK’nın 63/1-a maddesinin “4 aydan sonra 1 yıl içinde yakalananlar” cümlesi tatbik edilmek suretiyle iki ayrı ceza tayin edilmesi gerekirken, eylemin zincirleme suç oluşturduğu kabul edilerek TCK’nın 43. maddesi uygulanmak suretiyle yazılı şekilde eksik ceza tayin edilmesi, hususları da belirlenmiş olup, bu yönlerden de kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulmayacağının takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.