YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/14856
KARAR NO : 2023/11199
KARAR TARİHİ : 12.12.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2020/456 D. İş
SUÇ : 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’na aykırılık
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.06.2020 tarihli ve 2020/456 D. İş sayılı kararı ile; şüpheli hakkında izin tecavüzü suçuna ilişkin düzenlenmiş olan iddianameye ilişkin, Tarsus 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.06.2020 tarihli ve 2020/263 sayılı iddianamenin iadesine dair karara karşı, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 12.06.2020 tarihli ve 2019/3725-21 sayılı itirazının kesin olarak kabulüyle iddianamenin iadesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 23.11.2020 tarihli ve 94660652-105-33-16124-2020-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının,
04.01.2021 tarihli ve KYB-2020/106941 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.01.2021 tarihli ve KYB-2020/106941 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 31.10.2018 tarihli ve 2018/6849 Esas, 2018/11135 Karar sayılı ilâmında yer alan “…Şüpheliye yüklenen suç açısından temadinin sona erdiği tarihin belirlenebilmesi için yakalama veya teslim olma tarihini gösteren belgenin ya da askerliğe elverişsiz olduğuna dair raporun aslının veya onaylı örneğinin soruşturma dosyasında bulunmasının gerektiği, kesintinin sona erdiği tarihin tespiti ve buna dair delillerin toplanması gibi hususların firar ve izin tecavüzü gibi mütemadi suçlarda sübut ve uygulamaya doğrudan etkili olmaları ve mevcut soruşturma dosyasında bu hususlara ilişkin herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığının anlaşılması …” şeklindeki açıklama karşısında, somut olayda mahkemesince şüphelinin birliği ile yapılan yazışmalarda birliğine teslim olmadığının bildirildiği, bu durumda temadinin kesilmesine dair bir teslim olma veya yakalanma durumunun söz konusu olmadığı cihetle, iddianamenin iadesine ilişkin kararın yerinde olduğu gözetilmeden, merciince itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. Yerleşik (Kapatılan) Askerî Yargıtay kararlarında kabul edildiği gibi; izin tecavüzü suçlarında temadi, ya failin kendiliğinden dönerek birliğine katılması veya resmi bir makama teslim olması ile ya da yakalanmakla sona ermektedir. Kendiliğinden gelmeden söz edilebilmesi için failin, işlemekte olduğu suça son verme iradesi ile hareket etmesi şarttır. Dehalet (Katılma) kastı; suç kastından (Birliğinden uzak kalma iradesinden) vazgeçilmesi anlamını taşıdığından, uygulamada firar veya izin tecavüzünde bulunanların, fiilen birliklerine katılmayıp, bulundukları yerdeki bir askerî birliğe, askerlik şubesine, askerî hastaneye ya da herhangi bir resmî kuruma başvurarak, ya da hiçbir kuruma başvurmadan, birliklerinden uzak kalma iradelerinin sona erdiğini gösteren, amaca uygun ve elverişli fiiller sergilemeleri hâlinde, işlemekte oldukları suçun temadisinin sona erdiğini gösteren ve yargı mercilerini suçun tamamlandığını kabule götüren bir durum yargısıdır. Failin kendiliğinden teslim olduğundan yada dehalet kastı ile hareket ettiğinden söz edebilmek için, failin teslim olmayı istemesi ve bu yöndeki iradesini açıkça gösteren davranışlar sergilemesi gerekir.
2. Mütemadi suçlarda temadinin bittiği an suçun tamamlandığı tarih olduğundan, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun (1632 sayılı Kanun) 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yazılı olan altı gün içerisinde özürsüz olarak gelmeme halinin saptanabilmesi için temadiyi sona erdiren kendiliğinden kıtasına katılma, yakalanma veya resmi kuruma başvurma tarihlerinin kesin olarak belirlenmesi gerekir. Temadi bitmeden suç tamamlanamayacağına göre daha önceden kastın sona erdiği kabul edilemez. ((Kapatılan) Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 16.06.1994 tarihli ve 1994/61 Esas, 1994/63 Karar, 18.05.1995 tarihli ve 1995/50 Esas, 1995/50 Karar, 14.06.2001 tarihli ve 2001/61 Esas, 2001/62 Karar, 29.05.2003 tarihli ve 2003/56 Esas, 2003/53 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır.)
3. Şüphelinin Tarsus İlçe Emniyet Müdürlüğünce 02.11.2017 tarihinde soruşturma konusu olaya ilişkin ifadesi tespit edilmiş ise de; gerek ifadesinde dehalet kastıyla hareket ettiğini kanıtlayacak herhangi bir beyanının bulunmaması, gerekse muhtelif tarihlerde şüphelinin Birlik Komutanlığına katılış yapıp yapmadığına dair adli makamlarca yazılan yazılara olumsuz cevap verilmesi hususları bir arada değerlendirildiğinde; şüphelin salt ifade verme işleminin dehalet kastı amacı taşıdığından söz edilemeyeceği açıktır.
4. Kanun yararına bozma müessesesinin uygulanmasında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.” şeklindeki düzenleme esas alınarak, kanun yararına bozma incelemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki istem ve gerekçe ile sınırlı olduğu cihetle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki talep yerinde görüldüğünden istemin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.06.2020 tarihli ve 2020/456 D. İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
12.12.2023 tarihinde karar verildi.