YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/16926
KARAR NO : 2023/1337
KARAR TARİHİ : 14.02.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/70 E., 2022/191 K.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu
…
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet
HÜKÜM : Mahkûmiyet, müsadere
TEMYİZ EDENLER : Sanık …, Sanık …
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Zamanaşımı Nedeniyle Düşme
A.Sanık … Yönünden;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarihli ve 2011/777 Esas, 2012/1819 Karar sayılı, 31.01.2017 tarihli ve 2016/982 Esas, 2017/29 Karar sayılı ilâmlarında da açıklandığı üzere; bozmanın sirayetinin, hükmü temyiz etmeyenlerin veya temyiz isteği reddedilenlerin, temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaları adaletsizliğini gidermek amacıyla 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8 inci maddesi gereği halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 325 inci ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 306 ncı maddelerinde düzenlendiği, bu suretle hükmü temyiz edenler lehine oluşacak durumdan temyiz etmeyenlerin de yararlandırıldığı, sirayetin söz konusu olduğu durumlarda, bozma ilâmı üzerine verilen uyma kararı ile hükmü temyiz etmemiş sanık
hakkındaki kesin hükmün kaldırılıp yeniden hüküm kurulmasının gerektiği, bozmanın sirayetinde yerel mahkeme hükmünün, hükmü temyiz etmeyen sanık yönünden bozulmamakla birlikte sanığın bozma kararının sonucundan yararlandırılmakta olduğu, ancak, hükmü temyiz etmişcesine bozmanın sonucundan faydalanmanın kabul edilmesinin, bu kimsenin bozmadan sonra yeniden verilecek yeni ve son kararları da temyiz edebilmesine olanak tanımayacağı, lehe bozmadan yararlanan sanığın, bozmadan sonra yeniden kurulan hükümleri temyize yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle Dairemizin 27.11.2013 tarihli, 2013/16654 Esas, 2013/22835 Karar sayılı bozma ilamı sirayet ettirilerek hakkındaki yargılamaya devam edilerek hüküm tesis edilen sanık …’nın hükmü temyize hakkı bulunmadığı anlaşılmıştır.
B.Sanık … Yönünden;
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Özalp 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.09.2008 tarihli, 2008/66 Esas, 2008/478 Karar sayılı kararı ile sanıklar …, … ve temyiz dışı sanık … hakkında 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun (5015 sayılı Kanun) Ek 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği 2 yıl hapis ve 100,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve müsadereye karar verilmiştir.
2.Özalp 1. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıdaki anılan kararının sanık … ve temyiz dışı sanık … tarafından temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 27.11.2013 tarihli, 2013/16654 Esas, 2013/22835 Karar sayılı ilâmıyla; “Olay yeri tespit tutanağında, olay günü İran sınırından yasal olmayan yollardan yurda giriş yapmaya çalışan bir grup atlının görüldüğü, şahısların dur ihtarına uymayarak kaçtıkları, takip sonucu sanıklar ve yanlarında yedi adet ata yüklenmiş 840 litre akaryakıt ele geçirildiği yazılı olmasına ve sanıkların alınan savunmalarında kaçak akaryakıt almak için İran sınırına gittiklerini, ancak askerlere yakalandıklarını belirtmeleri karşısında, sanıkların üzerlerine atılı eylemin 5607 sayılı yasaya muhalefet suçunu oluşturduğu gözetilmeden 5015 sayılı Yasaya muhalefetten yazılı şekilde hüküm tesisi,” nedeniyle bozulmasına, bozma kararının hükmü temyiz etmeyen sanık …’ya sirayetine karar verilmiştir.
3.Özalp 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.06.2016 tarihli, 2014/46 Esas, 2016/282 Karar sayılı kararı ile temyiz dışı sanık … hakkında açılan kamu davasının 20.08.2013 tarihinde vefatı nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 64 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca düşürülmesine, sanık … hakkında kaçakçılık suçundan, suç tarihinde yürürlükte bulunan 6111 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri, dördüncü maddesinin ikinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 54 üncü
maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları gereği 1 yıl 12 ay hapis ve 1.980,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, müsadereye karar verilmiş, sanık … hakkında ise hüküm tesisi sehven unutulmuştur.
4.Özalp 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.06.2016 tarihli, 2014/46 Esas, 2016/282 Karar sayılı kararı sanıklar … ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 10.11.2020 tarihli, 2018/10761 Esas, 2020/16146 Karar sayılı ilâmıyla; sanık …’nın temyiz isteğinin, sanığın bozmanın sirayetinden yararlanılarak hakkında kurulan hükmü temyize yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle reddine, hakkında hüküm kurulmayan sanık … ile ilgili olarak mahallinde karar verilebileceği belirtilerek sanık … hakkındaki hükmün ise o yer Cumhuriyet savcısının temyizine istinaden “hükümden sonra yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun ile 5607 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin sanık lehine hükümler içermesi nedeniyle lehe kanunun belirlenerek uygulama yapma görevinin yerel mahkemeye ait olduğu, kazanılmış hak ihlali yapıldığı, toplu kaçakçılıktan hüküm kurulmuş ise de eylemin bireysel kaçakçılık kapsamında bulunduğu ve sair” nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir.
5.Özalp 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.05.2022 tarihli, 2021/70 Esas, 2022/191 Karar sayılı kararı ile sanıklar … ve … hakkında kaçakçılık suçundan lehe olan 6545 ve 7242 sayılı Kanunlar ile değişik 5607 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri, aynı maddenin onuncu fıkrası, aynı maddenin yirmiikinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 50 inci maddesi, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 54 üncü maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları gereği 6.000,00 TL hapisten çevrili adlî para cezası ve 40,00 TL gün karşılığı adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, müsadereye karar verilmiştir
6.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 05.12.2022 tarihli, 2022/119370 sayılı, zamanaşımı nedeniyle düşme görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık …’un temyiz isteği; mahkemece verilmiş usûlüne uygun bir arama kararı ya da gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından verilmiş bir yazılı arama izni veyahut Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri bulunmadan arama yapıldığından arama işleminin usûlsüz olduğuna, dava zamanaşımı süresinin tahakkuk ettiğine, eşya miktarına göre ticari amacı da bulunmadığından hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesi gerektiğine, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme hükümlerinin uygulanması gerektiğine, katılan kurum vekili duruşmalara girmediğinden katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğuna, re’sen gözetilecek sebeplere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Kolluk görevlilerince sanıklar …, … ve …’ın 29.08.2007 tarihli saat 00.10 sıralarında Özalp İlçesi Değirmendere Mevkiinde 256-257 nht arasında icra edilen pusu faaliyeti sırasında İran İslam Cumhuriyeti’nden ülkemize üzerlerindeki bidonlarda kaçak motorin yüklü olan 7 at ile birlikte giriş yaptıktan sonra yakalandıkları, atlarla birlikte 840 litre kaçak motorin ele geçirildiği anlaşılmıştır.
2.Kaçak eşyaya mahsus tespit varakası dava dosyasında bulunmaktadır.
3.Sanıkların aşamalardaki savunmalarında; kaçak motorini ülke içerisinde satmak amacıyla İran ülkesinden getirdiklerini, kendi nam ve hesaplarına hareket ettiklerini beyan ederek üzerlerine atılı kaçakçılık suçunu ikrar ettikleri anlaşılmıştır.
4.Sanık …’un adli sicil kaydı dosyada bulunmaktadır.
IV. GEREKÇE
A.Sanık …’nın Temyiz İstemi Yönünden;
Ön inceleme bölümünde ayrıntılarıyla izah edildiği üzere Özalp 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.09.2008 tarihli, 2008/66 Esas, 2008/478 Karar sayılı kararı ile verilen mahkûmiyet hükmünü temyiz etmeyen ancak Dairemizin 27.11.2013 tarihli, 2013/16654 Esas, 2013/22835 Karar sayılı ilâmı ile 1412 sayılı Kanun’un 325 inci maddesi uyarınca diğer sanıklar … ve … hakkındaki mahkemece de uyulmasına karar verilen bozmadan yararlandırılan sanık …’nın bozmadan sonra yeniden kurulan hükümleri temyize yetkisi bulunmadığından temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B.Sanık …’un Temyiz İstemi Yönünden;
1.Sanığın eyleminin suç tarihinde yürürlükte bulunan 6111 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 5607 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri kapsamında gümrük vergileri ödenmeksizin, gümrük kapısı dışından kaçak eşya sokulması suçunu oluşturduğu, suçun daha ağır ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâllerinin de 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereği dava zamanaşımı sürelerinin hesabında dikkate alınması gerektiği nazara alınarak, atılı kaçakçılık suçu bakımından 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasına göre hesaplanan 15 yıllık olağan ve 22 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımı sürelerinin henüz tahakkuk etmediği anlaşılmakla, bu nedenle tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak olunmamış, sanığın bu yöndeki temyiz sebebi de yerinde görülmemiştir.
2.5607 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasındaki ”Gümrük bölgesine, Gümrük Kanunu gereğince belirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden girmek, çıkmak veya geçmek yasaktır. Bu yerlerde rastlanacak kişi ve her nevi taşıma araçları yetkili memurlar tarafından durdurulur ve kişilerin eşya, yük ve üzerleri ile varsa taşıma araçları aranır. Yapılan arama sonucunda tespit edilen kaçak eşyaya derhal elkonulur.” şeklindeki düzenleme uyarınca Gümrük bölgesine, Gümrük Kanunu gereğince belirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden girmeye çalışırken yakalanan kimselerle ilgili olarak yetkili memurlara arama ve el koyma hususunda yetki verilmiş olup, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3.Sanığın yasal olmayan yollardan ülkeye kaçak akaryakıt soktuktan hemen sonra yakalandığı, tüm aşamalardaki savunmalarında ele geçen 840 litre kaçak motorinden 260 litresinin kendisine ait olup, kaçak akaryakıtı ülke içerisinde satmak amacıyla getirdiğini beyan etmesi karşısında; eylemin sübuta erdiği belirlenmekle, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
4.5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinde; “Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması” hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tatbiki yönünden aranan kanunî bir koşuldur. Sanığın adlî sicil kaydında engel sabıkasının bulunduğu anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
5.Sanık hakkında hükmedilen kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre adlî para cezasına çevrildiği, hapis cezasının ertelenmesi müessesesini düzenleyen 5237 sayılı Kanun’un 51 nci maddesinin birinci fıkrasına göre ertelemenin hapis cezalarında mümkün olup, adlî para cezalarının ertelenmesinin söz konusu olamayacağı anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
6.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.09.2011 tarihli, 2011/3-167 Esas ve 2011/194 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, sanığın mahkûmiyetiyle sonuçlanan ceza davasında katılan kendisini vekille temsil ettirdiğinde, vekil duruşmalara katılmasa dahi karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca katılan lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi zorunlu olup, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
7.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık …’un yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
8.Mahkemece her 2 sanığın da mahkûmiyetine karar verilmiş olması karşısında; katılan … İdaresi lehine hükmolunan vekalet ücretinin, sanıklardan eşit olarak alınacağının hükümde belirtilmemesi hukuka aykırı bulunmuş, söz konusu hukuka aykırılığın Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
V. KARAR
1.Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle sanık …’nın temyiz isteğinin karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Sn. …’ın karşı oyu ile oy çokluğuyla REDDİNE,
2.Gerekçe bölümünde (B-8) paragrafında açıklanan nedenle Özalp 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.05.2022 tarihli, 2021/70 Esas, 2022/191 Karar sayılı kararına yönelik sanık …’un temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasında katılan … İdaresi lehine vekalet ücretine hükmedilen paragraftan ”sanıktan” ibaresinin çıkartılarak yerine gelmek üzere hükme ”sanıklardan eşit olarak” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.02.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Yerel Mahkemece verilen hükmü temyiz etmeyen, ancak diğer sanığın temyizi üzerine, hükmün temyiz eden sanık lehine bozulmasıyla temyiz etmeyen sanığa sirayetine karar verilen durumda, ilk hükmü temyiz etmeyen sanığın yeniden verilen hükmü temyiz edip edemeyeceği heyetimizin sayın çoğunluğu ile aramızdaki görüş ayrılığının nedenini oluşturmaktadır.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması başlığını taşıyan Anayasamızın 13 üncü maddesi; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” şeklindedir.
Hak arama hürriyeti başlığını taşıyan Anayasamızın 36 ıncı maddesinin 1 inci fıkrası; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” şeklindedir.
Temel hak ve hürriyetlerin korunması başlığını taşıyan Anayasamızın 40 ıncı maddesinin 2 inci fıkrası; “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” şeklindedir.
1412 sayılı CMUK’nın hükmün bozulmasının diğer maznunlara sirayeti başlıklı 325 inci maddesi; “Hüküm, cezanın tatbikatında kanuna muhalefet edilmesinden dolayı maznun lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunamamış olan diğer maznunlara da tatbiki kabil olursa bu maznunlar dahi temyiz talebinde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından istifade ederler.” şeklindedir.
5271 sayılı CMK’nın hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi başlıklı 306 ncı maddesi; “Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar.” şeklindedir.
Anayasamızda düzenlenen temel haklar konusunda kanunlarla bir sınırlama getirilmiş ise bu sınırlamalar dar yorumlanırlar. Temel haklar konusunda kanunlarda açıkça bir sınırlama getirilmiş ise bu sınırlamalar
dışında kalan kısma izin verilmiş demektir. Gerek 1412 sayılı kanunda gerek 5271 sayılı kanunda hükmün bozulmasının diğer sanıklara sirayeti düzenlemesinde, temyiz talebinde/isteminde bulunmuşçasına hükmü temyiz etmeyen sanıkların hükmün bozulmasından yararlanacakları ifade edilmiştir. Hükmü temyiz etmeyen ancak sirayet nedeniyle hükmün bozulmasından yararlanan sanıkların yeniden verilen hükmü temyiz edemeyeceklerine dair bir sınırlama 1412 sayılı kanunda ve 5271 sayılı kanunda bulunmamaktadır. Temyiz davası, Anayasamızda düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında bulunan temel haklardandır. Hükmün bozulmasından sirayet nedeniyle yararlanan sanıkların yeniden verilen hükmü temyiz edemeyeceklerine ilişkin kararlar bir kanun maddesine dayanmadan yorum yoluyla verilen kararlar olup, bu kararlar hak arama hürriyetini sınırlayıcı niteliktedir.
Yeniden verilen hükmün sirayetten yararlanan sanık tarafından temyiz edilemeyeceğini söylediğimizde, erteleme, paraya çevirme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi sınırlara gelen cezalardaki müesseselerin yanlış uygulanması dışında, suçun takibinin zamanaşımına uğramış olmasına rağmen davaya devam edilerek mahkumiyet kararı verilmesi hallerinde bile sanığın temyiz hakkının olmamasının ağır sonuçları karşımıza çıkacaktır.
Gerek 1412 sayılı kanunda, gerek 5271 sayılı kanunda bozma sirayet ettirilen sanıkların açıkça hükmü temyiz etmişçesine bundan yararlanacakları belirtilmesine rağmen, sonradan verilen hükmü temyiz edemeyeceklerini söylemek, usul kanunları gereğince devam eden bir davanın yanında, aynı zamanda kesinleşmiş bir kararın varlığı anlamına gelecektir.
Hükmü temyiz etmeyen, ancak diğer sanığın temyiz etmesi nedeniyle bozulan hükümden sirayet nedeniyle yararlanan sanığın, yeniden verilen hükmü temyiz edebileceğini bunda hukuki yararı olduğunu düşündüğüm için heyetimizin aksi yöndeki düşüncelerine katılmıyorum.