Yargıtay Kararı 7. Ceza Dairesi 2022/6146 E. 2022/14147 K. 17.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/6146
KARAR NO : 2022/14147
KARAR TARİHİ : 17.10.2022

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na muhalefet suçundan sanık …’in, anılan Kanun’un 81/4, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 80,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine dair Bakırköy 2. Fikri Sınai Haklar Mahkemesinin 10/11/2015 tarihli ve 2012/593 esas, 2015/634 sayılı kararının 31/12/2015 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın 14/08/2010 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum olduğunun ihbar edilmesi üzerine, hakkındaki hükmün açıklanmasına ve 5846 sayılı Kanun’un 81/4, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1 ve 52. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 80,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin BAKIRKÖY 2. Fikri Sınai Haklar Mahkemesinin 11/12/2019 tarihli ve 2018/422 esas, 2019/795 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 20.05.2022 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.06.2022 tarihli ve KYB. 2022-80928 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre,
1- 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. maddesinin, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun’u uyarınca öncelikle bilinen son adrese normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi hâlinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, tebligata 7201 sayılı Kanun’un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği nazara alındığında,
Somut olayda, sanığın yakalama neticesinde Bakırköy 5. Asliye Ceza Mahkemesince 05/07/2015 tarihinde alınan ifadesinde adresini “… Cad. İkbal Sok. A Blok No:1 Bahçelievler/İstanbul” olarak bildirdiği, sanığın anılan adres haricinde dosya kapsamında yer alan başkaca bir adresinin mevcut olmadığı ve söz konusu ifadesi haricinde bir daha beyanının alınmadığı, Bakırköy 2. Fikri Sınai Haklar Mahkemesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararının ise “Mevkıı 3 Küme Evleri No:30 Köprüyolu Karaağıl Bulanık/Muş” …Yeni Mah. Semavi Sk. No:12 İç Kapı No:2 Kartal/İstanbul” adresine “mernis şerhi” düşülmek suretiyle doğrudan 7201 sayılı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca tebliğ edildiği anlaşılmakla, öncelikle bilinen son adrese anılan Kanun’a göre normal tebligat çıkarılması ve bu tebligatın “iade gelmesi halinde” ise bu kez aynı Kanun’un 21/2. maddesine göre tebliğ yapılması gerektiği halde doğrudan mernis adresine tebliğ işlemi yapılması sebebiyle anılan tebliğin usulsüz olduğu, bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
2-Sanığın eylemine uyan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na muhalefet için öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre olağan dava zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, dava konusu olayda sanığın ilk savunmasının alındığı tarihin 28/11/2011 tarihi olduğu, sanığın savunmasının alındığı 28/11/2011 tarihi ile kararın verildiği tarih arasında zamanaşımını kesen başkaca bir sebep bulunmadığı anlaşılmakla, 5237 sayılı Kanun’un 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin sanığın savunmasının alındığı tarihten, kararın verildiği 11/12/2019 tarihine kadar gerçekleştiği gözetilmeden, düşme kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesinde,
3-Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 30/05/2019 tarihli ve 2018/15421 esas, 2019/9453 karar sayılı ilamında yer alan “…Hükmün açıklanmasına esas kabul edilen, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 23/10/2014 gün ve 2013/125 esas, 2014/351 karar sayılı dosyasına konu eylemlerle ilgili olarak mahkumiyet kararı verilmeyip, CMK’nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi ve bu kararın aynı maddenin son cümlesi uyarınca sanık hakkında hukuki sonuç doğurmayacak olması karşısında, denetim süresi içerisinde kasten işlenmiş bir suçtan verilmiş mahkumiyet hükmü bulunmadığından hükmün açıklanma koşullarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hükümlerin açıklanmasına karar verilmesi…BOZULMASINA” şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, somut olayda hükmün açıklanmasına esas kabul edilen, Gaziosmanpaşa 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 12/12/2017 tarihli ve 2015/409 esas, 2017/588 sayılı dosyasına konu eylemle ilgili olarak mahkumiyet kararı verilmeyip, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereği “hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı” verildiği, bu kararın aynı maddenin son cümlesi uyarınca sanık hakkında hukuki sonuç doğurmayacak olduğunun anlaşılması, yine bu davanın suç tarihinin de 14/08/2010 tarihli olup, inceleme konusu davanın kesinleşme tarihi olan 31/12/2015 tarihinden sonra olduğunun anlaşılması karşısında, denetim süresi içerisinde kasten işlenmiş bir suçtan verilmiş mahkumiyet hükmü bulunmadığından, hükmün açıklanma koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün açıklanmasına karar verilmesinde, isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarnamesinin (1) ve (2) numaralı maddeleri içeriğindeki hususlar yerinde görüldüğünden, Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 11/12/2019 tarih, 2018/422 Esas – 2019/795 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nun 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı sebebiyle DÜŞMESİNE, bozma nedenine göre kanun yararına bozma ihbarnamesinin (3) numaralı maddesi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, 17/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.