YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/11928
KARAR NO : 2014/20733
KARAR TARİHİ : 12.11.2014
Mahkemesi : Dörtyol 1. İş Mahkemesi
Tarihi : 11/03/2014
Numarası : 2010/447-2014/65
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, davalı Yeşil Halk Ekmek Fabrikası işyerinde ve davalıya ait Dörtyol Unlu Mamulleri ve Aydoğdu Unlu Mamulleri isimli işyerlerinde işçi olarak 15.06.1998-08.05.2010 tarihleri arasında ara vermeksizin çalıştığını, normal çalışmasına devam ederken 08.05.2010 tarihinde gerekçe gösterilmeksizin davalı tarafından işten çıkarıldığı gibi Dörtyol 1. Noterliğinin 12.05.2010 tarih ve 5786 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sanki işe iki gün üst üste gelmemiş gibi ihtar gönderildiğini, işçinin özlük haklarının verilmemesinin işçi açısından haklı fesih sebebi olduğu gibi davalı işverenin iş akdini feshettiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil, hafta tatili ve ücret alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının 08.05.2010 tarihinden itibaren devamsızlık yapması nedeniyle iş akdinin haklı nedenlerle feshedildiğini, davacının fırın işletmesi açmak amacı ile işi kendi isteği ile bıraktığını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş akdinin işveren tarafından işe gelmeme gerekçe gösterilerek feshedildiği, davalı tarafça ileri sürülen bu gerekçenin tam olarak kanıtlanamadığı, iş akdinin feshinden önce yapılması gereken bir takım usuli işlemlerin yerine getirilmediği, işçinin savunması alınmadan akdin feshedildiği, bu şekilde yapılan feshin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden gözönünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 nci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı Yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir. Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 ncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def’i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı def’i ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/son maddesi uyarınca zamanaşımı def’i davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def’ine davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı def’i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def’inin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir.
Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı def’inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür.(Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/9-629 E. 2011/70k.)
Somut olayda; hükme esas alınan bilirkişi raporunda ıslaha karşı zamanaşımı savunması nedeniyle ıslah tarihinden geriye doğru 5 yıl için fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacakları için hesaplama yapılmış ise de davacının dava dilekçesinde talep ettiği miktarların ıslaha karşı zamanaşımı savunmasından etkilenmediği ve hesaplamada dikkate alınması gerektiği anlaşılmakla bu hususun dikkate alınmaması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Davacı dava dilekçesinde ücret alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek ücret alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı tarafça ücret ödemelerine ilişkin belge sunulmamıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ücret alacaklarının hangi döneme ait olduğunun belirtilmediği ve tanık beyanlarında bu hususa değinilmediği gerekçesiyle hesaplama yapılamadığı belirtilmiştir. Mahkemece davacının ücret alacağına hak kazanamadığı gerekçesiyle ücret talebinin reddine karar verilmiş ise de ücretin ödendiğini ispat yükü davalı taraftadır. Bu nedenle mahkemece öncelikle davacının ücret talebinin hangi döneme ait olduğu ve miktarı hususunda davacı tarafa talebi açıklattırılmalı, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle davacının ücret talebi hakkında bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
4- Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut olayda; davacı fazla mesai alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, çalışma saatleri konusunda dava dilekçesinde bir açıklama yapmamıştır.
Davalı taraf davacının işinin bayilere ekmek dağıtımı olduğunu, işyerinde çalışmaların gece 24:00’te hamur karma yapan işçilerin işe başlaması ile başladığını, hamurların karılıp kesime hazır hale gelmesinin sabah 02:00-03:00 saatlerini bulduğunu, kesici ve pişiricilerin takriben o saatte işyerine geldiğini ve sabah 06:00-06:30’a kadar çalıştıklarını ve kesicilerin işyerinden ayrıldıklarını, pişiricilerin saat 07:00 sularında hamur karanların ise sabah 04:00 sularında işten ayrıldığını, dağıtıcının ise sabah 04:00-05:00 saatlerinde işyerine geldiğini, sabah 09:30 sularında dağıtım işini tamamlayarak evine gittiğini, öğleden sonra 14:00 sularında sabah dağıttığı ekmek paralarını topladığını bu işini 15:30’da bitirdiğini, bu çalışmadan anlaşılacağı üzere davacının fazla çalışması olmadığını savunmuştur.
Davacı tanığı Şahin Alkan davacının kendisinin amcasının oğlu olduğunu, davalı işyerinde birlikte çalıştıklarını, iş akitlerinin aynı zamanda feshedildiğini, davacının günlük çalışmasının 10-12 saat sürdüğünü beyan etmiştir. Davalı tanıkları Ekrem Sarıdağ ve Mustafa Can davacının araçla ekmek dağıtım işi yaptığını, gece saat 04.00 gibi gelip gündüz 10.00’a kadar çalıştığını, haftanın 7 günü çalıştığını, bunun dışında çalışması olmadığını beyan etmişlerdir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda tanıklardan Şahin’in günde 10-12 saat çalıştıklarını, Ekrem ve Mustafa’nın davacının 04:00-10:00 arasında çalıştığını, Mustafa Özkan’ın 23:00-06:30 arasında, Derviş’in 22:00-05:00/05:30 arasında çalıştıklarını, Mükerrem ve Mehmet’in gece çalışıldığını beyan ettikleri, davalının ise davacının 04.00/05.00 gibi işe başladığını, 09.30’a kadar çalıştığını, öğleden sonra ise 14:00-15:30 arasında çalıştığını beyan ettiği, buna göre davacının 22:00- 06:30 arasında ve 14:00-15:30 arasında çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapıldığı, davacının bu çalışma saatlerine göre haftada 9 saat fazla mesai yaptığı kabul edilmiştir.
Ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda tanık beyanı olarak kabul edilen Mustafa Özkan, Derviş, Mükerrem ve Mehmet’in bu dosyanın tanıkları olmadığı, bu dosyada tanık olarak dinlenmiş gibi kabul edilerek hesaplamada dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca söz konusu dosyadaki işçinin yaptığı işin davacının yaptığı işten farklı olduğu, söz konusu davadaki işçinin ekmek yapım işinde çalıştığı, bu nedenle davacı ile çalışma saatlerinin aynı olmayacağı, diğer dosyadaki beyanların bu dosya için dikkate alınamayacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı ekmek dağıtım işinde çalıştığından davacının bilirkişi kabulünde olduğu gibi saat 22.00’de işe başlaması da mümkün değildir. Davacının tek tanığının ise davalıya karşı davası olup husumetlidir. Tüm bu hususlar dikkate alınarak davacının fazla mesai alacağının değerlendirilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 12/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.