Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2014/12335 E. 2014/20774 K. 12.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/12335
KARAR NO : 2014/20774
KARAR TARİHİ : 12.11.2014

Mahkemesi : Antalya 5. İş Mahkemesi
Tarihi : 26/05/2014
Numarası : 2013/546-2014/325

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, 24.08.2002-02.09.2013 tarihleri arasında davalı idarenin alt işverenlerinde aralıksız şekilde çalıştığını, iş akdinin kendisi tarafından emekli olması nedeniyle feshedildiğini, emekli olunca kıdem tazminatının bir kısmının bankaya yatırıldığını, fakat hesaplamalarda tüm haklarının hesaba dahil edilmediğini bildirerek eksik ödenen kıdem tazminatı alacağının tahsilini talep etmiştir.
Davalı idare davanın reddini istemiştir.
Davalı … Ltd. Şti.; davacıya ibraname çerçevesinde kıdem tazminatı alacağının ödendiğini, davacının kendilerini ibra ettiğini savunarak davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece davacıya dosyaya sunulan ibraname ve banka dekontlarına göre kıdem tazminatı alacağının ödendiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420’nci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Yukarıda detaylı şekilde açıklandığı üzere 6098 sayılı TBK. 420. maddesinin 2. bendinde “İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.” hükmü, 3. bendinde ise “Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.” hükmü düzenlemiştir.
Somut olayda davacının iş akdinin 02.09.2013 tarihinde sonlandığı, dosyaya iki adet davacının imzasını taşıyan tarihsiz ibraname ile davacı adına 5.300,59 TL. miktarlı “kıdem tazminatı ödemesi” ibareli Finansbank’a ait banka dekontu sunulduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar dosyaya sunulu iki adet ibraname tarihsiz ise de, davacının el yazısı ile yazmış olduğu “08.10.2013 tarihinde 5.300,59 TL. banka hesabıma yattı” ibaresi mevcut olmakla, bu ibranamelerin kanunda belirtilen fesih tarihinden 1 ay sonra düzenlenme şartını taşıdığı açıktır. Diğer yandan davacı 26.05.2014 tarihli duruşmada mahkemeye verdiği beyanda “ibranamelerdeki imzanın kendisine ait olduğunu, fakat ibranamelerin üzerine el yazısı ile düştüğü notta da belirttiği gibi kıdem tazminatı alacağından 5.300,59 TL.’yi bankadan aldığını, elden yapıldığı iddia edilen 5.600,00 TL.’yi ise almadığını” ifade etmiştir. O halde davacının elden aldığı iddia edilen 5.600,00 TL.’lik miktar yönünden, davacı ödemeyi inkar ettiğinden 6098 sayılı TBK. 420. maddesinin 3. bendi çerçevesinde bu ödemenin banka kanalından yapılmadığı da açık olmakla dosyaya sunulu ibranameler hükümsüz olup, sadece banka kanalı ile yapılmış olan 5.300,59 TL. yönünden makbuz hükmündedir. Yapılacak iş dosyanın bilirkişiye tevdi edilerek, davacının kıdem tazminatı hesap ettirilip, çıkacak miktardan davacıya banka kanalı yapılmış olan 5.300,59 TL.’nin de mahsup kurallarına uyulmak suretiyle mahsubu ile çıkacak sonuca göre karar vermektir. Mahkemece bu husus gözetilmeksizin dosyaya sunulu geçersiz olan ibranameler geçerli kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.11.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.