Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2014/13056 E. 2014/21107 K. 18.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13056
KARAR NO : 2014/21107
KARAR TARİHİ : 18.11.2014

Mahkemesi : Ankara 12. İş Mahkemesi
Tarihi : 27/05/2014
Numarası : 2013/910-2014/374

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde çalışırken iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının davalı şirket çalışanı olmadığını, dava dışı … … … Şirketi çalışanı olduğunu, davalı şirketin işveren vekili konumunda olduğunu, davalı şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, davacıya ibraname karşılığı kıdem tazminatının ödendiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava dışı … … … Ltd. Şirketinin, davalı şirketin Suudi Arabistan’da iş yapabilmesi için Suudi Arabistan yasalarına göre kurulmuş bir şirket olduğu, aralarında işveren-işveren vekili ilişkisi bulunmadığı, ancak dosya içerisindeki sözleşmesine göre iş ilişkisinden kaynaklanan ihtilaflarda işveren ve işveren vekilinin birlikte sorumlu olduğu, davalının husumet ve yetki itirazının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizin 04.04.2013 tarihli ilamı ile özetle, “2-…Somut olayda; davalı tarafından davacının davalı şirketi ibra ettiği beyan edilerek Türkçe düzenlenen ve miktar içermeyen bir kısım ibranamelerle, yabancı dilde düzenlenen ve miktar içeren ödeme belgeleri sunulmuştur. Hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda yabancı dilde düzenlenen ödeme belgesindeki yabancı cinsten paranın Türk Lirası karşılığı davacının kıdem tazminatı alacağından mahsup edilmiştir. Ancak söz konusu ödemenin neye ilişkin olduğu dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Mahkemece yapılması gereken hem Arapça hem de İngilizce bilen konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden yabancı dilde düzenlenen bu belgelerdeki ödemelerin hangi alacağa ilişkin olduğu hususunda denetime elverişli rapor alınarak tarafların ödeme belgelerine ilişkin itirazları hakkında, davalının ödeme savunması ile ilgili belgelerin tümü birlikte değerlendirilerek ve mahkemece tereddüte meydan vermeyecek şekilde değerlendirilme yapılarak mahsup yapılıp yapılmayacağı hususunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.
Öte yandan işçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli nedenlerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda, işyeri ya da işyerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar yasal faiziyle birlikte mahsup edilmelidir. Dairemizin Kararlılık kazanmış olan uygulaması bu doğrultudadır.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacıya kıdem tazminatı karşılığında ödeme yapıldığı kabul edilerek mahsup yapılmış ise de söz konusu ödemelerin avans niteliğinde kabul edilerek faizi ile birlikte mahsup edilmesi gerektiğinin düşünülmemeside kabul şekli bakımından hatalı olmuştur.
3-Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının yemek ve barınma ücreti olarak 200,00 TL hesaplanmıştır. Ancak bu miktar varsayıma dayanmaktadır. Mahkemece davacının fesih tarihinde barınma ve yemek giderinin ne olabileceği Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla ilgili ülkelerin büyükelçiliğine sorulup gerçek rakamın tespiti ile kıdem ve ihbar tazminatına esas giydirilmiş ücretin belirlenmesi gerekmekte olup eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır.
4-Davacı davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde 05.02.1998 – 20.08.1998,09.09.1998 – 04.12.1999 ve 27.01.2000 – 01.12.2005 tarihleri arasında çalıştığını ileri sürmüştür. Davalı ise davacının 24.02.2000-04.05.2003, 30.06.2003-30.07.2004 ve 26.11.2004-30.11.2005 tarihleri arasında çalışması olduğunu savunmuştur. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının tasfiye edilmeyen 27.01.2000-01.12.2005 tarihleri arasında 5 yıl 10 ay 4 gün çalışması olduğu kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Davacının iddia ettiği çalışma dönemine ilişkin olarak SSK kayıtlarına göre 09.09.1998 tarihinde davalı işyerinde çalışmaya başladığına dair işe giriş bildirgesi ile 09.09.1998-04.12.1999 tarihleri arasında davalı işyerinde çalışma kaydı olduğu görülmektedir. Mahkemece davacının yurda giriş çıkış kayıtları getirtilerek iddia, savunma ve tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle davacının hizmet süresinin tespiti ile davacının bu süreye göre alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.” gerekçeleri ile bozulmuştur.
Mahkeme bozma kararına uymuş, yapılan ödemelere ilişkin banka hesap kayıtlarının getirtilmesi bakımından davalı vekiline kesin süre vermiş, verilen kesin süre içinde davalı vekilinin banka hesaplarına ilişkin bilgi vermemesi üzerine bozma öncesi rapora göre yeniden davanın kabulüne karar vermiştir.
Öncelikle belirtilmelidir ki; 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça vurgulandığı üzere;
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, mahkeme yönünden; bozma kararında gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, kararda açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde hüküm kurmak yükümlülüğü doğar. Bu hukuki aşama “usulü kazanılmış hak” olarak adlandırılır. Bu hukuki kurum mahkemeye; hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esaslar ve yerine getirilmesi istenilen hususlar kapsamında, yargılama usulünün, davanın sürüncemede kalmaması ve en az maliyetle bir an önce bitirilmesi amacına yönelik “usûl ekonomisi ilkesi” çerçevesindeki hükümleri ışığında, uyulan bozma kararı gereğinin yerine, tam olarak getirilmemesi gerekçesiyle ikinci kez “BOZULMASINA” sebebiyet vermeyecek şekilde, özenle işlem yapmak ve hüküm kurmak zorunluluğunu getirir.
Uzun yıllardan beri Yargıtay’ın kökleşmiş, sapma göstermeyen uygulamaları ve öğretide benimsenen usulü kazanılmış hak müessesesi, usul hukukunun dayandığı vazgeçilmez ana temellerinden biridir.
Somut olayda; mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen bozma ilamının 2 numaralı bendi uyarınca yabancı dilde hazırlanan ödeme belgeleri ile ilgili bilirkişi incelemesi yaptırılıp ödeme savunması değerlendirilmediği gibi, avans olarak ödendiği kabul edilen miktarların faizi ile birlikte mahsubu konusunda hiçbir işlem yapılmamış ve giydirilmiş ücrete eklenen yemek ve barınma gideri ve hizmet süresi ile ilgili hiçbir işlem yapılmamıştır. Mahkemenin başka dosyalardaki o dosyalara özgü yapılan bozmaları dikkate alarak sadece banka hesap kayıtlarının celbi bakımından işlem yapmakla yetinip hükmüne uyduğu bozmanın gereklerini yerine getirmemesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş, hükmüne uyulan bozma ilamının gereklerini eksiksiz olarak yerine getirmek, gerekirse ek hesap raporu aldıktan sonra tüm delilleri birlikte değerlendirerek -kararın davalı vekilinin temyizi üzerine davalı lehine bozulduğu dikkate alınarak oluşan kazanılmış haklar ihlal edilmeden çıkacak sonuca göre karar vermek olmalıdır.
O halde davalı vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz olunan karanın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 18/11/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.