YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/23977
KARAR NO : 2015/13059
KARAR TARİHİ : 25.06.2015
Mahkemesi : İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı … dışındaki taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre hükmü temyiz eden davalıların tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı vekili, davalı şirketlerin grup şirketi olduğunu, ortak yöneticilerin aynı aileden olduklarını, davalı …’ın ise bu şirketlerin uzun zamandan beri serbest muhasebecesi ve mali müşaviri olduğunu, davalıların yanında 20.09.1999 tarihinden 09.12.2009 tarihine kadar devamlı ve kesintisiz çalıştığını ve iş akdinin haksız olarak feshedildiğini öne sürerek; kıdem ve ihbar tazminatları ile ücret, fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalı şirketler vekili; davacının davalılardan .. ‘ye ait işyerinde hiç bir zaman istihdam edilmediğini, bu durumun .. kayıtları ile sabit olduğunu, bu davalı aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davalı şirketler ve davalı gerçek kişi arasında organik bağ bulunmadığı gibi, davalılar arasında hizmet akdinin devrinin de sözkonusu olmadığını, davacının davalı .. ‘de ve ..’deki çalışmalarının kıdem ve ihbar tazminatı gerektirmeyecek şekilde sona erdiğini savunarak, davalı … vekili; davalının serbest mali müşavir olduğunu kendisine ait büroda çalıştığını, işyerinde bir çok kişinin çalışmış ve halen çalışmakta olduğunu, kişi ve kuruluşlara mali müşavirlik hizmeti verildiğini, müvekkilinin diğer davalılarla tek ortak yönünün bu firmalara mali müşavirlik yapılması olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini,davacının bir dönem kendi yanında çalıştığını ve kendi isteğiyle ayrıldığını,herhangi bir alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece, davalı …’a açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, ihbar tazminatı, bakiye ücret alacağı ve hafta tatil ücreti alacağı taleplerinin reddine, kıdem tazminatı, fazla çalışma, genel tatil ve yıllık izin ücreti alacağının ise kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, davacının 01/04/2009 – 09/12/2009 tarihleri arasında davalı şirketlerin dışarıdan mali muşavirlik hizmetini yürüten davalı … tarafından sigortalı olarak gösterilerek istihdam edildiği; davacının bu dönemde de davalı şirketlerin işini yaptığı, davalı …’ın kayden işveren olduğu, duruşmada dinlenen davalı tanığı ..’nın ayrıca .. isili işçinin davalı şirketler yanında çalışırken aynı gün 01/04/2009 tarihinde davalı … yanında sigortalı olarak gösterilmesi husususunun bu üç elemanın da davalı şirketlerin işini, davalı …’ın bürosunda yaptığının göstergesi olduğu, davalı ….’ın bu anlamda davacı ve dava dışı ..’yı ve ..’ü kayden sigortalı olarak gösteren konumunda olduğu ancak davacı ve dava dışı ..ve ..’ün davalı şirketlerin işini yapan işçiler konumunda olduğu, bir başka anlatımda davalı …’ın davacıyı sigortalı olarak göstermesinin gerçek işveren olarak kabulünü gerektirmediği, davacı ve bu kişilerin gerçek işverenlerinin davalı şirketler olduğu bu nedenle davacının hesaplanacak tazminat ve alacaklarından davalı şirketlerin sorumlu olduğu, davalı …’ın gerçek işveren konumunda olmadığından sorumlu olmadığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur.
Davacının davalı gerçek şahıs bünyesinde çalıştığı sürede davalı şirketlerin işlerini yaptığı tanıklarca beyan edildiği ve davalı şirketlerin de bu konuda bir temyiz itirazının bulunmadığı dikkate alındığında, davalı şirketlerin davacının ..’ya davalı gerçek şahıs işyerinden bildirilen çalışma süresi bakımından da sorumlu tutulmaları isabetli ise de; davalı gerçek şahıs ….’ın 01/04/2009 – 09/12/2009 tarihleri arasında kayden işveren olması ayrıca davacının kendi nezdinde çalıştığını kabul etmesi nedenleriyle kendi dönemi ile sınırlı olarak diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmaması doğru olmamıştır.
Mahkemece, davacının 01/04/2009 – 09/12/2009 tarihleri arasındaki hizmet süresi ve bu süre için talep edilen alacaklar bakımından davalıların tümünün müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilerek hüküm kurulması gerekirken, davalı … aleyhine açılan davanın kayden işveren olduğu gerekçesiyle reddi hatalıdır.
3- Davacı işçinin hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
4857 sayılı İş Kanununun 46 ncı maddesinde, işçinin tatil gününden önce aynı Yasanın 63 üncü maddesine göre belirlenmiş olan iş günlerinde çalışmış olması koşuluyla, yedi günlük zaman dilimi içinde yirmidört saat dinlenme hakkının bulunduğu belirtilmiş, işçinin hafta tatili gününde çalışma karşılığı olmaksızın bir günlük ücrete hak kazanacağı da 46 ncı maddenin ikinci fıkrasında hüküm altına alınmıştır.
Hafta tatili izni kesintisiz en az yirmidört saattir. Bunun altında bir süre haftalık izin verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatili izni kullandığından söz edilemez. Hafta tatili bölünerek kullandırılamaz. Buna göre hafta tatilinin yirmidört saatten az olarak kullandırılması halinde hafta tatili hiç kullandırılmamış sayılır.
2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunun 3 üncü maddesine göre, hafta tatili Pazar günüdür. Bu genel kural mutlak nitelikte olmayıp, hafta tatili izninin Pazar günü dışında da kullandırılması mümkündür.
Hafta tatili gününde çalıştığını iddia eden işçi, norm kuramı uyarınca bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan hafta tatili ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde, işçi hafta tatilinde çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.
Hafta tatillerinde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. Hafta tatili çalışmalarının yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
İmzalı ücret bordrolarında hafta tatili ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından daha fazla çalışıldığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin hafta tatili alacağının bordroda görünenden daha fazla olduğu yönünde bir ihtirazi kaydının bulunması halinde, hafta tatili çalışmalarının ispatı her türlü delille yapılabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin bordroda yazılı olanın dışında hafta tatillerinde çalışmaların yazılı delille kanıtlaması mümkündür. Hafta tatili ücretlerinin tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt yoksa ödenen tutarın dışında hafta tatili çalışması yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerekir.
Hafta tatili çalışmalarının uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Dairemizce son yıllarda taktiri indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak, hafta tatili çalışmasının taktiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda, böyle bir indirime gidilmemesi gerekir.
Somut olayda, davacının hafta tatilinde çalıştığını ispatlayamadığı gerekçesiyle hafta tatili ücret alacağı talebi reddedilmiştir. Davacının 01.04.2009-09.12.2009 tarihleri arasındaki çalışma şekline yönelik dinlenen tek tanık, bu dönemde 6 gün çalışıldığını beyan etmiş olduğundan bu döneme yönelik hafta tatili talebinin reddi yerinde ise de; davacının 20.09.1999 tarihinden 31.03.2009 tarihine kadar olan çalışmasına yönelik beyanları alınan davacı tanıkları davacının bu dönemde ayda 2-3 kez hafta tatilinde çalıştığını bildirdiğinden, 20.09.1999-31.03.2009 tarihleri arasında davalıların dava ve ıslaha karşı zamanaşımı savunması dikkate alınarak ayda 2 kez hafta tatilinde çalıştığı kabulü ile hesaplama yapılması gerekirken talebin tümden reddi isabetli değildir.
Mahkemece bu hususlar gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine, 25.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.