YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1676
KARAR NO : 2022/1753
KARAR TARİHİ : 08.03.2022
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : … vd.
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 12.04.2012 gününde verilen dilekçe ile mirasta denkleştirme ve istihkak talebi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair verilen 17.01.2020 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 08.03.2022 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Av. … ile davalı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildi. Açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
K A R A R
Dava, mirasta istihkak ve mirasta denkleştirme nedenlerine dayalı alacak istemlerine ilişkindir.
Davacılar, 23.08.2010 tarihinde vefat eden tarafların ortak murisi …’a ait banka hesaplarındaki paraların davalı ile açılan ortak hesaba aktarıldığını, ortak hesaba davalının katkısı bulunmadığı halde murisin sağlığında ortak hesaptaki mevduatı da kendi hesabına aktardığını belirterek, Türk Medeni Kanununun 637. maddesi gereği fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere miras hisseleri oranında muristen intikal eden miras haklarına tekabül eden 770.000.00 TL bedelin davalıdan hakkın doğum tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, ortak hesapta murisin iradesine uygun işlemler yapıldığını, ortak hesapta bulunan 600.000.00 TL bedelin mirasçılara payları oranında dağıtıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 22.12.2015 tarih, 2015/11367 Esas-11879 Karar sayılı ilamıyla, 1.180.000.00 TL’nin muris tarafından davalı …’a miras hissesine mahsuben verilip verilmediğinin tespit edilerek, miras hissesine mahsuben verildiğinin anlaşılması halinde terekeye iadesine karar verilmesi, miras hissesine mahsuben verildiğinin kanıtlanamaması halinde ise bu miktar yönünden davanın reddine karar verilmesi; diğer taraftan, muris ile davalının ortak banka hesabının ilk açılış tarihinden dava açma tarihine kadar olan döneme ait tüm hesap hareketleri getirilerek davalının ortak hesaptan payını aşacak biçimde para çekip çekmediği hususu değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme istemi Dairenin 27.12.2016 tarih, 2016/6733 Esas-10905 Karar sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine; 59.935,41 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte davalıdan alınarak …’ın mirasçıları olan davacılara veraset ilamındaki payları doğrultusunda ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.
1)Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2)Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Yargılama Giderlerinin Kapsamı” başlıklı 323. maddesinde, karar ve ilam harçları yargılama giderleri arasında sayılmış, “Yargılama Giderlerinden Sorumluluk” başlıklı 326. maddesinde, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği düzenlenmiştir.
492 sayılı Harçlar Kanununa ekli (I) sayılı tarifenin yargı harçları başlığını taşıyan kısmında, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden tarifede gösterilen oranda nispi karar ve ilam harcı alınacağı, bölge adliye mahkemelerinin tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları için de bu oranda karar ve ilam harcı alınacağı hükme bağlanmıştır.
Somut olayda; hüküm altına alınan alacak miktarı 59.935,41 TL olduğuna göre, nispi harcın bu bedel üzerinden 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli (I) sayılı tarifede belirtilen binde 68.31 oranında hesaplanarak 4.094,18 TL olarak tespit edilmesi gerekirken, mahkemece ne şekilde hesaplandığı anlaşılamayan bedelin nispi karar ve ilam harcı olarak hüküm altına alınması ve hükmün 4. bendinde peşin alınan 11.434,50 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesi şeklinde hüküm tesisi edilmesi doğru görülmemiş ve bu hususlar kararın bozulmasını gerektirmiş ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438/7. maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) numaralı bent uyarınca davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; hüküm sonucunun 2 numaralı bendi hükümden çıkarılarak yerine, “Alınması gereken 4.094,18 TL nispi karar ve ilam harcının dava açılırken peşin olarak alınan 11.434,00 TL harçtan mahsubu ile fazla yatan 7.339,82 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,” ibaresinin yazılmasına; hükmün 4 numaralı bendi hükümden çıkarılarak yerine, “Davacı tarafından yapılan ve aşağıda masraf dökümü yazılı bulunan 2.786,80-TL yargılama giderinden kabul edilen kısma isabet eden 617,61 TL yargılama gideri ve 4.094,18 TL harç olmak üzere toplam 4.708,79 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, geri kalan masrafın davacılar üzerinde bırakılmasına,” ibaresinin yazılmasına, hükmün HUMK’nun 438/7. maddesi uyarınca DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, Yargıtay duruşma vekalet ücreti 3.815,00 TL’nin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, peşin alınan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.03.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
(Muhalif)
K A R Ş I O Y
Bozma sonrasında alınan 28/05/2018 tarihli bilirkişi raporunda da atıf yapılan 26/08/2013 tarihli, Bankacı Bilirkişi …tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; “(…) talimat üzerinde rakam ve tarih kısmı boş bırakılmak suretiyle mudi imzasının alınması ve daha sonra işlem gerçekleştirildiğinde tarih ve rakam kısımlarının işlemi yapan banka elemanınca doldurulmasının, bilirkişiliğimizce bankacılık uygulamalarına ve mevzuata aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Yapılan 1.180.000 TL’lik fon bozumuna ilişkin bir talimatın varlığından söz edilemeyeceğine..” şeklinde görüş bildirilmiştir. Müşterek hesaptaki 1.180.000 TL’nin tamamının, müteveffaya ait fonların bozdurulması ile ortak hesaba girdiği ihtilafsızdır. Müteveffanın iradesi, bu paranın ve ortak hesaba yatırdığı diğer paraların tamamını davalıya bağışlama olsa idi, bunu, doğrudan davalının kişisel hesabına aktarmak suretiyle de yapabilirdi. Ancak, ortak hesaba aktarmakla, yarısının diğer mirasçılara ait olduğunu göstermiştir. Ortak hesaptan davalının hesabına aktarılması ise, bilirkişinin yukarıda özetlenen raporunda belirttiği şekilde, bankacılık uygulamalarına aykırı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bakiye 393.377.38 TL’nin kim tarafından ortak hesaba yatırıldığı raporda açıklanmamakla birlikte, tamamı ortak hesap olmasına rağmen davalı tarafından çekilmiştir. Murisin vefat ettiği 23/08/2010 tarihinde müşterek hesapta bulunan 256,24 TL nakit dışındaki paranın tamamı ise fon değerleridir. Murisin ölümünden sonra da, ortak hesapta bulunan 318.346,28 TL ve 28.876,50 TL yine davalı tarafından çekilmiştir.
Yapılan yargılama sonunda toplanan bu deliller; müteveffaya ait paranın önce davalı ile açtığı ortak hesaba aktarıldığı, bu şekilde yarısından diğer mirasçıların mahrum bırakıldığı, bilahare, ortak hesapta bulunan 1.180.000 TL’nin bankacılık uygulamalarına aykırı şekilde davalının hesabına aktarılmak suretiyle tamamının diğer mirasçılardan kaçırıldığını kanıtlamaktadır. Bozulan, İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30/12/2014 tarih 2012/546 Esas, 2014/519 Karar sayılı ilamında da tespit bu şekildedir.
Şunun da belirtilmesinde fayda vardır ki; TMK’nun 669. Maddesinde, 22/12/2015 tarih 2015/11367 Esas, 2015/11879 Karar sayılı bozma ilamında belirtildiği gibi, “altsoy mirasçısı-alt soy dışındaki mirasçı” ayrımı yapılmamıştır. Madde metnine göre yasal mirasçılarının tamamının, miras paylarına mahsuben elde ettikleri karşılıksız kazandırmaların tamamını terekeye iade etmeleri gerekir.
Bu gerekçelerle davanın kabul edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu nedenle sayın çoğunluğun düzelterek onama yönündeki görüşüne iştirak etmiyorum.