YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2021
KARAR NO : 2022/151
KARAR TARİHİ : 05.01.2022
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
…
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 28/11/2012 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 06/05/2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili; müvekkilinin …,… parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalıların taşınmaz sınırına fidan diktiklerini, bu fidanların taşınmaza gölge yaptığını ve taşınmaz üzerindeki mahsullere zarar verdiğini belirterek, davalıların müdahalelerinin men’ine, dikilen fidanların kal’ine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davalılara ait olan ağaçlardan sınıra yakın olanlarının hali hazırda gölge yapmak suretiyle davacının taşınmazına zarar verdiği, 150 cm uzaklıktaki ağaçların da büyüyüp gelişmelerine bağlı olarak gölge yapacağının muhakkak olduğu, bu ağaçların gölge yaptıktan sonra kesilmesinin ise davacıya daha fazla zarar vereceği gerekçesiyle halihazırda davacının taşınmazına gölge yapan ağaçlar ile birlikte diğer ağaçların da kaldırılmasına karar verilerek 476 parsel numaralı taşınmazın sınırına ağaç dikmek suretiyle ve 475 parsel numaralı davacıya ait taşınmaza gölge yapmak şeklinde gerçekleşen müdahalelerin önlenmesine, taşınmaz sınırına yakın yerlere dikilen 4 adet elma ve 1 adet kayısı ağacının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.
TMK m. 683 deki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nin “komşu hakkı” başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir.
Elatmanın önlenmesi davası açılabilmesi için kural olarak zararın doğmuş olması gerekir. İleride zarar doğacağından bahisle dava açılamayacağından bu şekilde açılan davalar reddedilmelidir. Ancak, istisnai durumlarda, henüz zarar doğmadığı halde, yakın gelecekte zarar doğacağı pek muhtemel veya muhakkak ise, davacıya zarar tehlikesinin önlenmesi davasını açma hakkı tanınmalı, zararın doğması beklenmemelidir.
Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, elatmanın önlenmesi davasına etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dahi, elatmanın önlenmesine, eski hale getirme ve tazminata hükmedilebilir. Kural olarak davacının zararının doğmaması için bir önlem almaması da elatmanın önlenmesi davasını etkilemez.
Davaya konu olayda uygulama imkanı bulunan TMK’nın 740. maddesi, başkasının mülküne geçip zarar veren dal ve köklerin, zarar gören mülk sahibi tarafından kesilebileceği hükmünü içermektedir. Malikin kendi taşınmazı üzerine diktiği ağaçların dalları ve kökleri komşunun taşınmazına geçip zarar verdiği takdirde, ikaz üzerine münasip bir müddet içerisinde bu dal ve köklerin kesilmesi gerekir. Malik tarafından kesilmediği takdirde, komşunun bu dal ve kökleri kesip zaptetmek hakkı doğar. Ancak tüm ağaçların kesilmesine ilişkin hüküm kurulmamalıdır.
Davalının kendi taşınmazı içerisine diktiği ağaçların gölge yapmak suretiyle davacının taşınmazı üzerindeki bitkilere, katlanma sınırını aşacak şekilde zarar verdiği yapılan keşif ve uzman bilirkişi raporu ile belirlendiği takdirde, bu zarar ağaç dallarının budanması veya seyreltilmesi ile giderilebiliyorsa bu önlemlere, buna rağmen davacının zararı önlenemiyorsa ağaçların kökten kesilmesine veya sökülmesine karar verilmelidir.
Ancak davalının kendi taşınmazı içerisine diktiği ağaçların, ileride büyüyüp davacının taşınmazına gölge yapıp zarar vereceği iddiası ile açılan davaların reddi gerekir. Uzun zaman sonra doğacak muhtemel zararlar için mülkiyet hakkının kısıtlanması, mülkiyetin genel kurallarına ve bizzat Medeni Kanunun 737. maddesi hükmüne ters düşer.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu madde uygulamasında doğrudan bir tecavüz söz konusu olduğundan, ayrıca katlanma sınırını aşan bir zararın bulunup bulunmadığını, mülkiyetin taşkın kullanılıp kullanılmadığını araştırmaya gerek yoktur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; mahallinde 25.11.2013 tarihinde yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda, davacı taşınmazına 50 cm yakında olan ağaçların halihazırda gölgeleme yapmak suretiyle zarar verebileceği, 150 cm mesafedeki ağaçların halihazırda zarar vermeyeceği, ancak gelecek yıllarda büyüyüp gelişmelerine bağlı olarak gölgeleme yapmak suretiyle zarar verebileceği bildirmiştir. Mahkemece bu rapor doğrultusunda ağaçların kal’ine karar verilmiştir.
Görüldüğü üzere yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda zarar konusunda ve katlanılabilir olup olmadığı hususunda yeterli değerlendirme bulunmamaktadır. O halde, mahkemece, dava konusu ağaçların davacıya zarar verip vermediğinin ve katlanılabilir sınırlar içinde olup olmadığının bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bilirkişi marifetiyle tespit edilerek açıklığa kavuşturulması, zarar varsa bunun giderimi yönünden alınacak önlem ya da önlemlerin saptanması, ağaçların budanması yolu ile zararın giderilmesi mümkün ise öncelikle bu yolun tercih edilmesi, muhtemel oluşabilecek zarar nedeniyle müdahalenin önlenmesine karar verilemeyeceği hususu da gözetilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu husus gözetilmeden yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/01/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…