YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/208
KARAR NO : 2021/2229
KARAR TARİHİ : 25.10.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Asıl davada davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14/02/2006 gününde verilen dilekçe ile mal rejiminin tasfiyesi, birleştirilen davada davacı vekili tarafından davalılar aleyhine 29/05/2006 gününde verilen dilekçeyle tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair verilen 09/06/2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi birleştirilen davada davacı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl dava, mal rejimi tasfiyesi, birleşen dava tapu iptal tescil istemine ilişkindir.
Asıl davada davacı …(Bilgin) vekili, 2006/97 Esas sayılı dosyası ile evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenilmeyecek derecede temelinden sarsılmış olması nedeniyle tarafların boşanmaları, nafaka, velayet, manevi tazminat talep etmiş, 19/06/2007 tarihinde tefrik kararı ile mal rejiminin tasfiyesine ilişkin talep tefrik edilerek 2007/451 Esas sayısı alarak yargılamaya devam edilmiştir.
Birleşen davada davacı … vekili, İstanbul ili, Gaziosmapaşa ilçesi 3. Tapu Sicil Müdürlüğü Cebeci Mahallesi, 2221 ada, 8 parselde bulunan arsa ve üzerindeki binanın babasından tüm davalılara 1/4 oranında eşit şekilde bağışlama suretiyle paylaştırıldığını, ancak yurt dışında olması sebebiyle kendi hissesinin kardeşi davalı … adına tescil edildiğini, iktisap sebebinin bağışlama olarak tesciline ve … adına kayıtlı 2/4 hissenin iptali ile 1/4’nün … adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleştirilen davada davalılar …, … ve … birleşen davayı kabul etmiştir.
Asıl davada davacı birleştirilen davada davalı …(Bilgin) vekili birleştirilen davada cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın muvazaalı şekilde davacıya geçirilmek istendiğini, asıl amacın …’in aktifini azaltmak olduğunu, dava konusu taşınmazın kendine ait taşınmazın satılıp karşılığında alındığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, birleştirilen davada davacı … vekili temyiz etmiştir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İcra ve İflas Kanununun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İcra ve İflas Kanununun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İcra ve İflas Kanununun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İcra ve İflas Kanununun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir.
6100 sayılı HMK’nun 308. maddesinde kabulün, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesi olduğu belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK’nun “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309. maddesi hükmüne göre de feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır.
Yukarıda belirtildiği üzere kabulün kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği hükme bağlanmıştır. Yine belirtmek gerekir ki kabulün geçerliliği karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir. Etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; birleşen dava davalılarından …(Bilgin) asıl davada verilen mal rejiminin tasfiyesi hükmü ile davalı Refet Bilgin aleyhine tazminata hak kazanmış ise de, davalı …’in ödemeden aciz halinde olduğu dosya kapsamından belli olmadığından, davayı kabulünün mal rejiminden kaynaklanan alacağın tahsilinin engellenmesi amacıyla yapıldığı söylenemez. Davalılardan Rafet’in kabul beyanı gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle birleştirilen davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, birleştirilen davada davacı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.10.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.