YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4467
KARAR NO : 2021/3341
KARAR TARİHİ : 30.11.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10/03/2015 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın görev yönünden reddine dair verilen 14/04/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, müvekkiline ait (eski) 133 ada 122 parsel sayılı taşınmazın 164 m²’lik kısmının davalı idare tarafından yol ve istinat duvarı yapımı için kamulaştırıldığını, yol genişletme çalışması sırasında çıkan toprağı kamulaştırma dışında kalan kısma boşalttığını, bu nedenle dava konusu taşınmazda akma ve toprak kayması oluştuğundan arsanın kullanılamaz hale geldiğini belirterek; müdahalenin önlenmesine, meydana gelen zararın tespiti ile (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla) şimdilik 20.000,00TL’nin haksız fiilin başlangıç tarihi olan istinat duvarının yapıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yargı yolu itirazında bulunarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, “..somut olayda davacının taşınmazında meydana geldiği ileri sürülen bedel düşüklüğü idarenin yapmış olduğu kamulaştırma işleminden değil, planlanmış olarak yapılan Kiriçhane- Geçit- Akyazı- Beşirli yolu muhtelif km.lerde toprak işleri, sanat yapıları yapılması işi kapsamında yapılan işlemden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle ihtilafın 2577 sayılı Yasanın 2. maddesi kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi…” gerektiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine dair karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2’nci maddesine göre, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları, idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.
Kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler ise özel hukuk alanına ilişkin olduğundan, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler.
Kamu idare ve kurumlarının, kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde veya ondan doğan eylemlerinde hizmet unsuru söz konusu olduğu halde, özel hukuk tüzel kişisi olarak yürütülen faaliyetler sırasında meydana gelen zararlardan ötürü ilgili kamu tüzel kişisinin sorumluluğunun özel hukuk hükümleri ve ilkeleri uyarınca belirlenmesi gerekir.
Davalı idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu yol ve istinat duvarı yapım çalışması sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görülmesi ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza çalışma sonucu ortaya çıkan toprağın boşaltıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Somut olayda, dava dosyasına ibraz edilen 22.10.2015 tarihli fen bilirkişi raporunda; “… Karayolları Genel Müdürlüğünün yol çalışması sırasında yapılan harfiyat ve bunun içerisinde döşenen atık su borusunun fazla yağmurlar sebebi ile patlaması sonucu 1250,08 m² büyüklüğündeki taşınmazın tamamı toprak harfiyatı ile kaplandığı ve daha sonra bu parselin krokide sarı ile boyalı A harfi ile işaretli 184,88 m²’lik kısmı kanal yapılarak açıktan tekrar su borusu döşenmiş…” olduğunun belirtildiği, aynı şekilde 05.11.2015 tarihli İnşaat-Ziraat Bilirkişi raporunda da “…yol ve istinat duvarı yapımı esnasında çıkan toprağın davaya konu taşınmaz üzerine dağıtıldığı görülmüş, bu durum taşınmazın toprak ve topoğrafik yapısının bozulmasına sebep olmuştur. Bu bozulmasına bağlı olarak taşınmazda heyelan ve kayma meydana gelmiştir. Taşınmazın kaymaya maruz kalan kuzey bölümünde çökme ve oturma nedeniyle iki kesim arasında yaklaşık 2 metre yükseklikte kot farkı oluşmuş ve taşınmazın topoğrafik yapısı bozulmuştur…” tespitine varıldığı anlaşılmaktadır. Bu şekli ile, kamulaştırma dışında kalan alana haksız eylem oluşturacak şekilde yol ve istinat duvarı yapımı sonucu ortaya çıkan toprağın döküldüğü görülmektedir.
Bu durumda, haksız eylem sonucu meydana gelen zararın tazmini ve elatmanın önlenmesi istemiyle açılan davaya bakma görevinin adli yargıya ait olduğu gözetilerek, işin esasına girilmesi, taraf delilleri toplanarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 30.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.