Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/6526 E. 2021/4245 K. 23.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6526
KARAR NO : 2021/4245
KARAR TARİHİ : 23.12.2021

7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21/10/2014 gününde verilen dilekçe ile mirası reddin iptali, ıslahla tasarrufun iptali istenmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 25/03/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, mirası reddin iptali, ıslahla tasarrufun iptali isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin davalıdan 30.07.2004 düzenleme, 30.09.2004 vade tarihli ve 5000TL bedelli bono nedeniyle derdest Tavas İcra Müdürlüğünün 2013/ 272 Esas sayılı takip dosyası kapsamında alacaklı olduğunu, davalının borca yeter malvarlığının olmadığını, davalının murisi ve annesi 28.04.2013 tarihinde ölen Ayşeana Otru’nun mirasını Tavas Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/ 361 Esas, 2013/433 Karar sayılı dosyasında reddettiğini, davalının mirası reddinin kötüniyetli olduğunu, terekeye konu taşınmazları kullandığını belirterek mirası reddin iptalini istemiştir.
Davacı vekili 24.06.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile, davalının icra dosyasında aciz halinin açık olduğunu, davayı Türk Medeni Kanununun mirasın reddi hükümlerine göre açmış olmalarına karşın dava sebebini İcra İflas Kanununun 277. maddesi uyarınca tasarrufun iptali olarak ıslah ettiklerini, davalının ivazsız mirası reddinin İcra İflas Kanununun 278. maddesinde düzenlenen ivazsız tasarruf niteliğinde olduğunu belirterek mirasın reddine ilişkin tasarrufunun iptalini istemiştir.
Davalı vekili, murisin terekesinin borca batık olduğunu, murisin tek taşınmazını …’ye vasiyet ettiğini, mirası reddetmeseydi de davalıya kalacak herhangi bir malvarlığının olmadığını, davalının eşi …’nun, murisin terekesindeki taşınmazı sahibinden kiraladığını, müvekkilinin de bu nedenle taşınmaza pancar ektiğini, pancar mahsulünün … tarafından şeker fabrikasına verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin davanın reddine dair verdiği karar, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 24.12.2020 tarih, 2017/420 Esas, 2020/8832 sayılı Kararı ile, tasarrufun iptali niteliğindeki davada İcra İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerinde belirtilen koşulların değerlendirilmesi gerektiği vurgulanarak bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulmasına dair ara karar verilmiş ve dava reddedilmiştir.
Davacı vekili, hükmü temyiz etmiştir.
Vermiş olduğu bir hüküm, Yargıtay tarafından bozulan ve Yargıtay’ın bozma kararına gerek iradi gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. maddesi gereğince, taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Davacı, davasını tamamen ıslah ederek davayı veya dava sebebini değiştirebilir (Kuru Baki, Aydın Burak, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt II, 2. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2021, s. 1215 ).
2004 sayılı İcra İflas Kanununun 277. maddesinde, elinde geçici ya da kesin aciz belgesi bulunanın tasarrufun iptali davası açabileceği; 105. maddesinde, haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağının 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmünde olacağı; 280. maddesinde, malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebileceği, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olması gerektiği, üçüncü şahsın, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun malî durumunu ve zarar verme kastını bildiğinin farz olunacağı, bu durumun aksinin üçüncü şahıs tarafından ancak 279’uncu maddenin son fıkrasına göre ispat edilebileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, davacı 21.10.2014 tarihinde açılan davada Türk Medeni Kanununun 617. maddesine dayalı mirası reddin iptali davası açmış ise de, 24.06.2015 tarihinde davasını tamamen ıslah ederek İcra İflas Kanununun 277. ve devamı maddesinde düzenlenen tasarrufun iptali davasına tahvil etmiştir. Davacı açıkça dava sebebini ıslah yoluyla tasarrufun iptali olarak belirlediğine göre, davanın Türk Medeni Kanununun 617. maddesi kapsamında açılan bir dava niteliğinde olduğu düşüncesi ile reddedilmesi özel kanun niteliğinde olan İcra İflas Kanununun sözü edilen maddeleri karşısında isabetli görülmemiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve ilgili kanun hükümleri uyarınca tahkikat yapılması gerekirken ıslah gözetilmeden davanın yanlış hukuki nitelendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olduğundan hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de,
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.