Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/762 E. 2021/4048 K. 20.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/762
KARAR NO : 2021/4048
KARAR TARİHİ : 20.12.2021

7. Hukuk Dairesi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 31/12/2014 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 17/03/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, imar uygulaması sırasında tescil harici yerden ihdasen davalı … adına tescil edilen taşınmaz hakkındaki kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı; çekişme konusu Kahramanmaraş ili, Ferhuş Mahallesi çalışma alanında 1961 yılında yapılan tapulama sırasında tespit harici bırakılan ve 29.01.2009 yılında yapılan ihdas işlemi ile 9999 ada 1 parsel numarası alarak Hazine adına tescil edilen, 3194 sayılı Yasanın 18. madde uygulaması ile de 1019 ada 1 ve 2 parsel, 1020 ada 1 parsel, 1054 ada 3 parsel, 1066 ada 1 ve 2 parsel olarak Hazine adına şuyulandırılan taşınmaz hakkında tarım arazisi olarak ve ev inşa ederek kırk yıla yakın süredir murisinden eklemeli zilyetlik yoluyla nizasız fasılasız kullandığını ileri sürerek; taşınmazların tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 1066 ada 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın reddine, diğer parseller yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin olağanüstü zamanaşımı veya başka bir yoldan kazanılması ve tapu siciline tescil edilmeleri mümkün değildir. Ancak Devletin hüküm ve tassarrufu altındaki yerlerle ilgili düzenlemeye yer veren Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 715. maddesinin son fıkrasında, sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılmasının özel kanun hükümlerine tabi olduğu açıklanmıştır.
Nitekim 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu (KK)’nun 17. maddesinde imar ve ihya kurumuna yer verilmiş ve bu yolla taşınmaz kazanılması imkanı getirilmiştir.
3402 sayılı Kanununun “ihya edilen taşınmaz mallar” başlığını taşıyan 17. maddesi:
“Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.
İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz.” hükmünü içermektedir.
Anılan madde gereğince, orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin, aynı Kanunun 14. maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi halinde imar ve ihya yoluyla kazanılması mümkün bulunmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; 3402 sayılı Kanunun 17. maddesi aynı Kanunun 33/3. maddesi gereğince genel hüküm niteliğinde olup Kadastro Kanununun uygulandığı yerler dışında bulunan taşınmazlar hakkında da uygulanır.
Bir yerin imar-ihya ile kazanılabilmesi için öncelikle taşınmazın orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan arazilerden olması gerekir. Kamu hizmetine tahsis, hukuken olabileceği gibi fiilen de olabilir. Kamu hizmetine tahsis edilmeyen,
Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık, orman sayılmayan çalılık, makilik ve fundalık gibi topraklar imar ve ihyaya müsait olan yerlerdir. Makilik ve fundalık yerler orman toprağı ise imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir. Zira kanun koyucu Anayasa’nın 169. ve 170. maddelerini gözeterek ormanların imar ve ihya ile kazanılmasını yasaklamıştır.
Aynı ilkenin bir sonucu olarak, 3402 sayılı Kanunun 16/A maddesinde belirtilen hizmet malları, 16/B maddesinde belirtilen orta malları, yollar, meydanlar ile 16/C ve 16/D maddelerinde belirtilen taşınmazların imar ve ihya ile kazanılması mümkün bulunmamaktadır.
Bunun yanı sıra, nehir ve çay gibi akarsuların eski (terk edilmiş, metruk) yatakları, kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Ancak bu yerlerin koşulları oluştuğu takdirde imar ve ihya ile kazanılması mümkündür. Buna karşılık aktif nehir, çay yatakları etki alanında bulunan yerlerin imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir (HGK’nın 02.10.1996 tarihli ve 1996/20-429 E., 1996/643 K.; 18.02.1998 tarihli ve 1998/4-122 E., 1998/138 K. sayılı kararları).
Taşınmazın imar ve ihya ile edinilebilecek yerlerden olma niteliği yanında, tapu sicilinde kayıtlı olmaması da gerekmektedir. Tapuda Hazine ya da gerçek ve tüzel kişiler adına kayıtlı taşınmazların imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir. Ayrıca il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmazlar da imar ve ihya ile kazanılamazlar.
Bir yerin imar ve ihya ile kazanılması için taşınmazın emek ve para sarfedilerek tarım arazisi haline getirilmesi gerekir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bir taşınmazın emek ve masraf sarfı ile tarım arazisi hâline getirilmesi halinde imar ve ihyadan söz edilebilir. Ekime, dikime ve ürün yetiştirmeye müsait olmayan yerler ihya edilecek taşınmazlardır.
Emek ve masraf gerektirmeyen, zilyetliğin sürdürülmesi seviyesindeki, taşınmazın daha verimli hale getirilmesi gibi çalışmalar imar ve ihya sayılmaz. Bu tür yerlerin imar-ihyaya gerek olmaksızın, TMK’nın 713/1 ve KK’nın 14. maddeleri gereğince kazanılmaları mümkündür.
Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bir yerin emek ve para sarf edilerek tarım toprağı haline getirdikten sonra güçlendirmek amacıyla yapılan işlemler ihya olgusu içinde kabul edilmelidir.
Taşınmaza tarım arazisi niteliği kazandırmayan uğraşlar, meydana getirilen eserler KK.’nın 17. maddesi kapsamında imar ve ihya olarak kabul edilemez.
Maddi olgu olan imar ve ihya, her türlü delil ile kanıtlanabilir. Her somut olayın özelliğine göre, yerel bilirkişi, tanık beyanları, teknik bilirkişi raporları gibi deliller imar ve ihyanın kanıtlanmasında kullanılabilir.
İmar ve ihya tek başına taşınmazın mülkiyetinin kazanılması için yeterli bir olgu değildir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesindeki yollama gereğince aynı Kanunun 14. maddesinde belirtilen zilyetliğin nizasız fasılasız ve malik sıfatıyla 20 yıldan fazla sürmesi gerekmektedir. 20 yıllık süre imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren hesaplanır.
Öte yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilemeyen hallerde zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemeyecektir.
Somut uyuşmazlıkta; 17.11.2015 tarihinde fen, orman ve ziraat bilirkişileri refakatiyle yapılan keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişiler dava konusu taşınmazı 20-25 yıldır davacının kullandığını, öncesinde davacının murisinin kullandığını, ölümü ile çocukları arasında rızai taksim yapıldığını ve dava konusu alanın davacıya verildiğini, o zamandan beri davacının kullanmaya devam ettiğini, davacının kullanımına itiraz edilmediğini belirtmiştir. Dosyaya sunulan 30.11.2015 tarihli ziraat bilirkişisi raporunda, dava konusu taşınmazda yaşları 15-25 arasında değişen çeşitli meyve ağaçlarının bulunduğu belirtilmiş, taşınmaz ve muhdesatlar ile ilgili kıymet takdiri yapılmıştır. 07.12.2015 tarihli orman bilirkişisi raporunda, dava konusu taşınmazların 1956 ve 1988 tarihli eski memleket haritasında herhangi bir orman ağaç sembolü bulunmayan açık alanda kaldığı, 2002 tarihli memleket haritasında ise 1019 ada 2 parsel ile 1020 ada 1 parsellerin ev olarak görüldüğü, diğer kısımların orman ağaç sembolü bulunmayan açık alan içerisinde kaldığı belirlenmiştir. Hava fotoğraflarının incelenmesi sonucu ise, 1948 tarihli hava fotoğrafında dava konusu parsellerin herhangi bir orman ağacı bulunmayan alanda bulunduğu, 1985 tarihli hava fotoğrafında ise kültür arazisi olarak gözükmekte olduğu, 1020 ada 1 parsel ile 1066 ada 2 parsellerde ev bulunduğu tespit edilmiştir. 18.11.2015 tarihli fen bilirkişisi raporunda ve 09.02.2016 tarihli ek fen bilirkişisi raporunda taşınmaz ve üzerindeki yapı krokilendirilmiştir.
O halde mahkemece, dava konusu taşınmazlar hakkında eski memleket haritası ve hava fotoğraflarının görünümü ile dava konusu taşınmazlar üzerindeki ağaçların yaşları dikkate alındığında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği için yeterli zilyetlik süresi dolmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.