Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/909 E. 2021/3717 K. 09.12.2021 T.
Yayınlanma Tarihi: 30.01.2024 08:51
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/909
KARAR NO : 2021/3717
KARAR TARİHİ : 09.12.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.06.2016 tarihinde verilen dilekçeyle intifa hakkının terkini olmazsa mirasta denkleştirme talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07.03.2018 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davalı vekili tarafından talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, dosya içeriğine, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 09/12/2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava, hata ve hile hukuki nedenlerine dayalı intifa hakkının terkini, olmadığı takdirde mirasta denkleştirme isteğine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin ...'ın İstanbul ili, Gaziosmanpaşa ilçesi, 5660 ada 1703 parselde bulunan taşınmaza oğlu ... ...adına velayeten malik olduğunu, ilgili yerin intifa hakkının ise davalı ...'a ait olduğunu, müvekkili küçük ...'in babası ...'ın 01/08/2015 tarihinde vefat ettiğini, murisin vefatından yaklaşık bir ay önce ikamet ettiği eşi ...ve oğlu ... ile aile konutu olarak kullandığı İmrahor Mahallesi, Sevban Mehmet Caddesi No:220 Arnavutköy/İstanbul adresindeki müstakil tek taşınmazını 535.000,00TL'ye sattığını, murisin taşınmazın satış bedelini umreye gidecek olması ve başka yerden satın almak için daire bulununcaya kadar ilk evliliğinden olan oğlu davalı ...'a taşınmaz bedelinin tamamını emaneten verdiğini, murisin umreden döndükten sonra 01/08/2015 tarihinde vefat ettiğini, sonrasında davalı ...'in "babamın bana verdiği paradan yaklaşık 70.000,00TL'si ile babamın borcunu kapattım ve umre masraflarına yaklaşık 10.000,00TL verdim" dediğini, yaklaşık 450.000,00TL para kaldığını, üvey annesine ve kardeşi küçük ...'e miras paylarına karşılık gelecek bedelde bir daire alacağını sonra kalan parayı bölüştüreceğini beyan ettiğini, müvekkili ...’ın oğlu ...'in üzerine bir daire alınmasını kabul ettiğini ve bir gün sonra tapuya gidildiğini ve dava konusu yerin ...'in adına satın alındığını, satın alınan taşınmazın su aboneliği için İSKİ'ye gittiğinde davalının taşınmazda intifa hakkını aldığını öğrendiğini, davalının müvekkilinin oğlunun ve kendisinin cahilliğinden faydalanarak, davalının tapudaki hileli ve yanıltıcı beyanlarıyla, iradesi sakatlanarak oğluma daire alınıyor küçük olduğu için benim imza vermem gerekiyor düşüncesiyle hiç istemediği bilmediği intifa sözleşmeli bir taşınmaz alımına imza attığını, davalının, müteveffanın 535.000,00TL'yi adeta kendi parası gibi kullandığını, öncelikle iradesi sakatlanan müvekkilinin dava konusu taşınmazdaki intifa hakkının terkinini, olmadığı takdirde mirasçı davalının murisin emanet olarak verdiği 535.000,00TL'den, müvekkili ... ve ... Yeşilbağ'ın toplam miras payı, kabul anlamına gelmemek kaydıyla umre masrafları, hastane masrafları, cenaze masrafları, murisin borçları, davalının beyanına göre bu bedelle düşüldükten sonra 450.000,00TL olup şimdilik 450.000,00TL'den mirastan eş ve ortak çocuğun toplam miras payına karşılık gelen 170.000,00TL'sinin davalıdan alınarak müvekkillerine verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde özetle; İstanbul ili, Gaziosmanpaşa ilçesi, 5660 ada 1703 parsel sayılı taşınmazı satın alanın müvekkili ... olduğunu, çıplak mülkiyetini kardeşi ... ...üzerine tapu ferağı verenin müvekkilin ... olduğunu, bunun bir miras ilişkisi olmadığını, bu işlemi yapmaktaki amacının babalarının vefatı ile yetim kalan kardeşi ...'e yardım saik ve kastı olduğunu, müvekkili ve davacı ...'in babası ...'ın 01/08/2015 tarihindeki vefatının doğru olduğunu, vefat eden ...'ın miras bırakmadığını, davacı vekili anne ... tarafından dava konusu yapılmaya çalışılan İmrahor Mahallesi, Sevban Mehmet Caddesi, No:220 Arnavutköy/İstanbul adresindeki 105 ada 6 parsel sayılı taşınmazın hissesinin iddia edildiği gibi 535.000,00TL'ye satılmadığını, satış bedelinin 400.000,00TL olduğunu, bu paranın muris tarafından borçlarına istinaden 400.000,00TL olarak müvekkilinin hesabına EFT ettirildiğini, bunun sebebinin murisin tüm harcama ve borçlanmalarının müvekkili tarafından finanse edilmesinin olduğunu, murisin müvekkili ve bazı 3. şahıslara borçlu olduğunu, buradaki gayesinin borçlarını temizlemek olduğunu, ölüme bağlı tasarruf yapmadığını, şayet böyle olsaydı eşi ... ve diğer çocuklarını düşünerek bu bedeli kendisinin taksim edeceğini, müvekkiline aktarılan paranın emanet olmayıp borç ödeme kastı olduğunu, murisin sağlığında müvekkiline birçok finansal borçlarını karşıladığı için 400.000,00TL verdiğini, davacı ...'ın bu durumdan istifade ile haksız edinim elde etme gayretiyle bu davayı ikame ettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, davacının dava konusu taşınmazın tescilinin oğlu adına yapılması amacıyla tapuya gittiği, intifa hakkının sonuçlarını anlayamadığı, intifa hakkının sonuçlarını bilseydi tapuda intifa hakkına yönelik işlem yapmayacağı, gerçek iradesinin eşinden gelen miras hakkına mahsuben oğlu adına dava konusu taşınmazın tescilinin olduğu, bu hususun dinlenen tanıklar ... , ..., ...'ın beyanlarıyla sabit olduğu ancak gerçekte dava konusu taşınmazın 27/08/2015 tarihinde davacının oğlu ... ...adına tescil edildiği ve aynı zamanda davalı lehine aynı tarihte intifa hakkı tesis edilmiş olduğundan davacının iç iradesi ile açıklanan iradesi arasında bilmeyerek yapılan uyumsuzluk nedeniyle davacının esaslı hataya düştüğü anlaşılmakla davanın kabulü ile İstanbul ili, Gaziosmanpaşa ilçesi, Küçükköy Mahallesi, Yeniaçılan Yol mevkiinde kain tapunun 5660 ada 1703 parsel numarasında 2. kat 7 No’lu bağımsız bölümde kayıtlı taşınmazda 27/08/2015 tarih 15475 yevmiye numarası altında ... lehine tesis edilen intifa hakkının terkinine dair karar verilmiştir.
Davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 794. maddesindeki tanıma göre intifa hakkı; taşınırlar, taşınmazlar hatta haklar veya bir mal varlığı üzerinde tesisi mümkün olan ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir irtifak türüdür. Bu tanımdan anlaşılabileceği gibi intifa hakkı, hak sahibine mülkiyet hakkından sonra en çok kullanma imkanı sağlayan ayni bir haktır.
Bilindiği üzere, sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın (yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Hile (aldatma) ise; genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı gibi; taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse, yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz.
Öte yandan, hata ve hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Ne var ki; hata ve hilenin ispatında yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, dava konusu taşınmazdaki intifa hakkı davalıya tapuda resmi senet düzenlenerek geçirildiğinden, davacı tarafın hataya düştüğünün aynı güçte delille kanıtlaması gereklidir. Resmi işlem olan intifa hakkına ilişkin ait tablosuna karşı, davacının dinlettiği tanık beyanlarıyla da dava tam olarak ispatlanamadığından reddi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.