YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1037
KARAR NO : 2023/3296
KARAR TARİHİ : 12.06.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 25. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki adi yazılı sözleşmeye dayalı tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun reddine, davalılar vekilinin avukatlık ücreti yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; tarafların murisi ….’nin 25.03.2013 tarihinde vefat ettiğini, muris adına tapuda kayıtlı Üsküdar, ….. Mahallesi, ….. Sokak 1193 ada 7 parselde kayıtlı 142/696 hisse ve yaklaşık 163 m² büyüklüğündeki arsa üzerinde arsa tapulu 3 katlı ve her katında ikişer daire bulunan 6 daireli bir bina olduğunu, muris …..’nin sağlığında 29.01.1999 tarihinde davaya taraf tüm kişilerin de imzaları bulunan belge ile bu binanın 3 üncü katındaki 5 ve 6 No.lu dairelerin müvekkil tarafından yapılmasına muvafakat edildiğini ve ona ait olduğunun kabul edildiğini, tarafların baba – oğul olması sebebiyle de müvekkil tarafından bu sözleşme dışında herhangi bir hukuksal işlem yapılmadığını ancak son zamanlarda diğer davalıların, müvekkilin hakkını inkar etmeye başladıklarını belirterek 1193 ada 7 parselde muris adına tapuda kayıtlı 142/696 hisseden ve 2 adet daireye düşen arsa payının hesaplanarak bu hisse kadarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar ….,….. ve ….. vekili; davacıya sadece inşaat için izin verildiğini, hiçbir zaman tapuda değişiklik hedeflenmediğini, taşınmaz üzerindeki mülkiyetin devrini gerektirecek işlemlerin tapu memurunun huzurunda yapılmadığı sürece batıl olduğunu, bu hususun re’sen gözetildiğini, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin de noterde düzenleme şeklinde yapılmadığı için geçersiz olduğunu, sonuç olarak davada taşınmaz üzerindeki mülkiyetin naklini gerektiren neden bulunmadığını savunarak, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yasa gereği taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması resmi şekilde düzenlenmiş olmasına bağlı kılındığından davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili ile davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı İstinafı
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki iddialarını tekrarlayarak, dayanak sözleşme imzalandığı tarihte kat mülkiyetinin henüz oluşmadığını, kaldı ki tarafların kardeş olduğunu, sırf şekil eksiği nedeniyle davanın reddinin hukuka aykırı olacağını, sözleşmede tarafların imzaları ve davalıların da sözleşme içeriğinde kabul beyanları varken şekil eksiğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olacağını, zaten davaya konu dairelerin vekil edenince yapıldığının davalılarca da inkar edilmediğini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü, aksi halde dairelerin bedellerinin faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
2. Davalı İstinafı
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; davanın niteliğine göre lehlerine nispi avukatlık ücreti yerine maktu ücrete hükmedilmesinin hatalı olduğunu savunarak, karardaki bu yanlışlığın düzeltilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin başvurusunun reddine, davalılar vekilinin avukatlık ücreti yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından somut olayda dayanılan sözleşmenin miras hukukuna dahil geçerli sözleşme olmadığı, geçerli şekil şartını taşımadığı gerekçesiyle davanın reddi kararı verilmesinin doğru olmadığını, gerekçe içerisinde çelişkiler bulunduğunu, somut olaya dayanak yapılan sözleşmenin niteliğinin yanlış değerlendirildiğini, murisin ve diğer mirasçıların katılımıyla yapılan geçerli bir miras paylaşım sözleşmesi olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davaya dayanak yapılan adi yazılı sözleşmenin nitelendirilmesi ile tapu devri için geçerli olup olmadığının tespitine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 33 üncü maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un 706 ncı maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 12, 26, 27 ve 237 nci, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 89 uncu maddesi, 05.02.1947 tarih ve 20/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, 07.10.1953 tarih ve 8/7 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33 üncü maddesinde öngörülen “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü uyarınca, bir davada hukuki nitelendirmeyi yapma görevi hâkime aittir. Hâkim, tarafların hukuki nitelendirmeye ilişkin beyanlarıyla bağlı değildir. Taraflar, olayları (maddi vakıaları) bildirmekle yükümlü olup, hâkim bildirilen maddi vakılara uygun yasal düzenlemeyi tayin ve tespit ederek uygulamakla görevlidir.
3. Hemen belirtilmelidir ki; taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin (satış, bağış, trampa, vb) geçerli olabilmesi için, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 706 ncı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 237 inci (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26 ncı maddelerinde öngörüldüğü üzere akdin resmi şekilde yapılmış olması gerekir. Diğer taraftan; tapu sicilinin tutulmasının prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenilirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır.
4. Öte yandan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26 ncı maddesi, “sözleşme özgürlüğü” başlığı altında, “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda sui generis (kendine özgü yapısı olan) sözleşmelerin yaratılması imkân dâhilindedir. “Kanunda düzenlenmemiş herhangi isimli bir sözleşmenin unsurunu içermeyen, tamamen yeni unsurların yeni bir sözleşme yaratmak amacıyla bir bütünlük içinde bir araya getirilmesiyle oluşan sözleşme” (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2020, s.961) olarak tanımlanması mümkün olan bu sözleşmelerden biri de inançlı işlemlerdir (Fahrettin Aral/Hasan Ayrancı: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Ankara, 2021, s.63).
5. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
6. 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
7. İnanç sözleşmesi anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
8. Somut olayda; davaya konu 5 ile 6 numaraları dairelerin davacıya ait olduğuna, ilerde kat mülkiyetine geçilmesi halinde davacıya verileceğine ilişkin taraflar arasında yapılan sözleşmeye dayalı olarak davacının tapu iptal ve tescil isteminin 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre; taraflar arasında adi yazılı şekilde inanç sözleşmesi yapılmış olması geçerlidir.
9. Ancak, her ne kadar sözleşme geçerli olsa da, sözleşmede belirtilen dairelerin ileride kat mülkiyeti kurulması durumunda davacıya verileceği hususu kararlaştırılmış olup, dava konusu yerde henüz kat mülkiyeti kurulmadığından sözleşmenin uygulanabilirliğinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Varlığı yasal zemine dayanmayan, tarla vasfındaki taşınmaz üzerine yapılan, dava konusu dairelerin arsa paylarının hesaplanıp da taşınmazda hissedar olan murisin payından ayrılarak davacıya verilmesi de mümkün değildir.
10. Mahkemece, davaya dayanak gösterilen sözleşmenin, inanç sözleşmesi olarak geçerli bir sözleşme olduğu kabul edilip, bu aşamada sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin geçersiz olduğu kabulüyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
11. Ne var ki, Bölge Adliye Mahkemesince sonuç itibariyle dava reddedilmiş olup dayanılan gerekçenin yanlış olması bozmayı gerektirse de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin yukarıda açıklanan şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Davacı tarafın Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesi DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.