YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1296
KARAR NO : 2023/2653
KARAR TARİHİ : 17.05.2023
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/654 E., 2022/50 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/1 E., 2021/122 K.
Taraflar arasındaki inançlı işlem hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil ikinci kademede tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve asli müdahil tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve asli müdahil tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı, dava konusu taşınmazı 1989 yılında Silifke Sulh Hukuk Mahkemesinden ihale ile satın aldığını, tüm paraları ödediğini, kardeşleri … ve … ile birlikte çalıştıklarından üç ortak olmak istediklerini ancak ihaleye üç kişi girilmez dendiği için ihaleye kendisinin girdiğini, aralarında anlaşarak taşınmazı ortanca kardeşleri olan ve davalı durumda bulunan …’nın üzerine yaptıklarını, 1989 yılından bu yana üç kardeşin kendilerine düşen hisseleri kullandığını, şimdi ise davalının kendisini ve diğer kardeşi Abdullah’ı ortak tarlaya sokmadığını, taşınmazı kullanamadıklarını, 128 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile 1/3 hissesi …, 1/3 hissesi …, 1/3 hissesi … adına olacak şekilde tapuya kayıt ve tescilini talep ve dava etmiştir.
2. Davacı vekili aracılığı ile verdiği cevaba cevap dilekçesinde; 1/3 hissenin davacı adına tescili kabul edilmediği takdirde ödenen ihale bedelinin iadesini talep etmiştir.
3. Davacı vekili ıslah dilekçesinde; tapu iptali ve tescil ikinci kademede bilirkişi raporunda belirtilen 1/3 hissenin değeri olan 269.959,38 TL’nin ödenmesini talep etmiştir
4. Asli müdahil ….. ise, taşınmazın 1/3 hissesinin aslında kendisine ait olduğunu belirterek tapu iptali ve tescili ikinci kademede 1/3 hissenin dava tarihi itibariyle değerinin ödenmesi isteminde bulunmuş; ıslah dilekçesinde ise tapu iptali ve tescil ikinci kademede bilirkişi raporunda belirtilen 1/3 hissenin değeri olan 269.959,38 TL’nin ödenmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, kardeşi….’a taşınmazın bir kısmını sözlü olarak icarlayarak kullandırdığını ancak davacının taşınmazı kullanma ve faydalanma durumu hiç olmadığını, davacının ….adına böyle bir talepte bulunamayacağını, ihale alacaklısının başka ödemeyi yapanın başka biri olmasının ihale ile satışlarda mümkün olmadığını, müvekkilinin ihale alacaklısı olarak taşınmazı alıp ödemeyi yaptığını, davacının, dava konusu alacağın doğduğunu iddia ettiği satışın 1989 yılında düzenlendiğini, davanın açıldığı tarihin 10.12.2018 olduğunu, satışın gerçekleştiği tarihle davanın açıldığı tarih arasında 30 yıl geçtiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davanın esastan incelemesine girilmeksizin usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında “..her ne kadar davacı tanıkları dava konusu taşınmazın davacı, davalı ve asli müdahil tarafından birlikte kullanıldığını beyan etmiş, bilirkişi raporunda belirtilen hava fotoğraflarında taşınmazın kısımlı kullandığı tespit edilmiş ise de; inanç sözleşmeleri sadece yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı ile ispat edilebilecek olup davacının iddialarını ispatlar yazılı delil veya delil başlangıcı sunamadığı, davalının da kendi nam ve hesabına taşınmazı aldığına dair yemin eda ettiği gerekçesiyle davacı tarafça ispat edilemeyen davanın reddine” karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve asli müdahil istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili ve asli müdahil ayrı ayrı verdikleri istinaf dilekçelerinde, yakın akrabalar arasında yazılı delille ispat zorunluluğunun olmadığını, davanın kabulü gerektiğini dile getirmişlerdir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili ve asli müdahilin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve asli müdahil temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı ve asli müdahil, istinaf dilekçelerindeki beyanlarını tekrar etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, inançlı işlem hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil ikinci kademede tazminat davasına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
2 .İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
3. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
4. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
5. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
6. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202 nci maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
7. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarihli, 2014/14-516 Esas, 2015/2838 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
8. Öte yandan, inanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi (818 s. BK md.125.) gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Türk Borçlar Kanununun 149 uncu maddesi (BK md.128) gereğince de zamanaşımı alacağın istenebilir hale geldiği, başka bir deyişle iddiada bulunanın ferağ umudunu yitirdiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.