YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/2524
KARAR NO : 2022/6557
KARAR TARİHİ : 03.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 29/07/2015 gününde verilen dilekçe ile muhdesatın aidiyetinin tespiti talebi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 08/12/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili ve … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili, 111 ada 5 nolu parsel sayılı taşınmazda bulunan yeri 1970 yılından beri kullandığını, taşınmaz üzerinde 70 tane ceviz ağacı, 70 tane ayva ağacı, 100 adet hurma ağacı ve 7 adet armut ağacı diktiğini, dava konusu alanın 2/B çalışmalarına göre orman dışına çıkarıldığını ancak Kadastro Müdürlüğünde 22/A çalışmaları beklenildiğinden dolayı bu alanın ilan edilerek kesinleştirilmediğini açıklayarak, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan bu ağaçların kamulaştırmaya esas olmak üzere davacıya aidiyetinin tespitini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın orman parseli olduğunu zilyetliğe değer verilemeyeceği gibi muhdesatın aidiyetinin tespitinin de istenemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, fen bilirkişisi raporunda taşınmazlar üzerindeki ağaçların 111 ada 5 nolu orman parseli içerisinde kaldığının, yine celbedilen amenajman planında dava konusu yerin bozuk orman sahası içerisinde kaldığının belirlendiği, orman olan yerlerde mülkiyet ve zilyetlik söz konusu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.01.2020 tarih ve 2016/10097 E., 2020/415 K. sayılı ilamıyla; “çekişmeli, orman nitelikli 111 ada 5 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tapuda kayıtlı olduğu, fen ve ziraat bilirkişisinin raporlarında davacı tarafından meydana getirildiği iddia edilen “A” harfi ve “B” harfi ile gösterilen meyve bahçesi niteliğindeki alanların taşınmazın içerisinde kaldığı, “B” harfi ile gösterilen kısmın ise kamulaştırma sınırları içinde kaldığının belirlendiği, mahkemece, muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın orman parseli içinde kaldığından ormanların özel mülkiyete konu olamayacakları, gerekçesi ile davanın reddine kararı verilmiş ise de, özellikle mülkiyet hakkının varlığı ve ihlali bakımından da inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılarak mahkeme görüşünün ortaya konulması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda mahkemece, davanın kısmen kabulüyle, 111 ada 5 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişi tarafından tanzim olunan 08/12/2015 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide kırmızı renk ile boyalı ve B harfi ile gösterilen 2035,51 m²’lik kısım üzerinde bulunan, 17/12/2015 havale tarihli ziraat mühendisi bilirkişinin raporunda belirtilen 55 adet ayva, 15 adet Trabzon Hurması ve 20 adet ceviz ağacın davacı … tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı Hazine vekili ve davalı … vekili temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı TMK m. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki … ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK m.718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir.
Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK m.722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatın taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK m. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK m. 114/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma … tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyeceği, bu nedenle de bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesata hukuki değer verilemeyeceği göz önüne alınmalıdır.
Somut olayda: Dava konusu 111 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tesis kadastrosu ile 15/06/1999 tarihinde orman vasfıyla 4.209,96 m² olarak Hazine adına tescil edildiği, fen ve ziraat bilirkişisi raporlarında davacı tarafından meydana getirildiği iddia edilen “A” harfi ve “B” harfi ile gösterilen meyve bahçesi niteliğindeki alanların orman niteliğindeki taşınmazın içerisinde kaldığının belirlendiği, ziraat bilirkişisinin 17/12/2015 tarihli raporunda ise B harfi ile gösterilen kısımda kalan ayva ve hurma ağaçlarının 11-15 ceviz ağaçlarının ise 8-10 yaşları arasında olduğunun tespit edildiği, ağaçların dava konusu taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tescil edildiği tarihten sonra dikildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu ağaçların dikildiği ve yetiştirildiği süre içerisinde ilgili kurumun işlemsiz ve hareketsiz kalması gibi bir gerekçede olaya oluşa uygun olmadığı bu nedenle de davacının ağaçların mülkiyeti ile ilgili meşru bir beklentisinin oluştuğunu söylemek mümkün değildir.
Meşru beklenti, objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp, belirli bir kanun hükmüne yahut yerleşik yargı içtihadına dayalı somut nitelikte bir beklentidir (AYM Selçuk Emiroğlu B No:2013/5660).
Üzerindeki orman bitkisi yok edilmiş olsa bile salt orman toprağı orman sayılan yer olarak kabul edileceğinden, süresi ne olursa olsun zilyetlik ile kazanılması mümkün değildir. Aynı husus orman içi ağaçlar için de geçerlidir.
Davacı tarafından ağaçların dikildiği sırada taşınmaz, özel mülkiyete konu olamayacak şekilde orman vasfı ile çapa bağlanmıştır. Herhangi bir kanun hükmü yahut yerleşik içtihada göre, zilyetlik ile mülkiyetinin kazanılması söz konusu değildir. Ağaçların yaşı nazara alındığında, geçen süre içerisinde davacı tarafta meşru bir beklentinin oluştuğunu söylemeye imkan bulunmamaktadır.
Bu durumda mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekili ve davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, hükmün taraflara tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.