Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2022/3315 E. 2022/7109 K. 22.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3315
KARAR NO : 2022/7109
KARAR TARİHİ : 22.11.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 10.04.2007 (bozmadan sonra birleştirilen davada 15.12.2016) tarihinde verilen dilekçelerle elatmanın önlenmesi talep edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda asıl davanın davalı … yönünden kabulüne, davalı … yönünden reddine; birleştirilen davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 03.11.2021 tarihli hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 22.11.2022 günü için yapılan tebligat üzerine gelen olmadı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra iş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
_K A R A R_
Asıl ve birleştirilen dava, paydaşlar arasında görülen elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Davacı, paydaşı olduğu 269 ada 232 parsel (eski 1934 parsel) sayılı taşınmazda davalıların kendisine ait paya müdahale ettiğini, bu nedenle taşınmazı kullanamaz hale geldiğini, kendisinin kullanabileceği kısım bulunmadığını belirterek davalıların payına vaki elatmasının önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davalı …’in dava konusu taşınmazla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, davalı Said’in ise kendisine ait yeri kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazda 20.07.2009 tarihli fen bilirkişisi raporu ve ekli krokisinde … ve yeşil renkle gösterilen toplam 9.729 m2 alanı kullanan davalı …’in, payından fazla 3.584,57 m2 yer kullandığı tespit edildiğinden davacının payına vaki müdahalesinin önlenmesine; davalı … yönünden ise davanın ispat edilemediği gerekçesiyle reddine dair verilen kararın, davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14.02.2013 tarihli 2013/1119 Esas, 1940 Karar sayılı ilamıyla özetle; somut olayda, çekişmeli taşınmazda tüm paydaşları bağlayıcı bir harici taksim bulunmadığı gibi paydaşlar arasında fiili kullanım biçiminin de oluşmadığı, davacının kullanımında olan bir bölümün bulunmadığı, davalı …’in ise toplam 9.729 m2’lik bir kısmı tasarruf ettiği, dava konusu taşınmazın ise 204.933 m2 yüz ölçümünde olup 36 adet paydaşının bulunduğu ve tanıklarca da bazı paydaşların kullanımlarının bulunduğunun ifade edilmiş olmasına göre taşınmaz içerisinde davacının tasarruf edebileceği bir alanın bulunup bulunmadığı hususunun açıklığa kavuşturulmadığı, bu durumda mahkemece, dava konusu taşınmazda davacının kullanabileceği bir bölüm bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanması, daha sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, dava konusu taşınmazın paylı mülkiyete tabi olup davacının 24624/345600 payının bulunduğu, doğal ürün veren bağ niteliğinde olduğu, mahallinde icra edilen keşifler esnasında yapılan gözlemler, tanzim edilen bilirkişi raporları, dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi anlatımlarına göre davacının, taşınmazda kullandığı bir yer bulunmadığı gibi kullanımına ayrılan boş bir alanın da söz konusu olmadığı, birleştirilen davada davalı …’in daha önceden kullandığı bir kısım olduğu, ancak payını sattığı ve taşınmazda keşif tarihi itibariyle kullandığı bir alan bulunmadığı, bu durumda elatma olgusunun birleştirilen dosya davalısı yönünden kalmadığı gerekçe gösterilerek birleştirilen davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına; asıl dava yönünden, taşınmazda davalı …’in başka ilde ikamet etmesi nedeniyle bu yerlerin bakımının amcası olan … tarafından yapıldığı, bu durumda davalı …’in kendi ad ve hesabına kullandığı bir kısım olmadığı; davalı …’in ise kullandığı kısım ölçüldüğünde 20.05.2021 havale tarihli fen bilirkişisi raporu ve ekli krokisinde (A) harfi ile gösterilen 3.750,95 m2’lik fazla kullanımı olduğunun tespit edildiği ve bu kullanımının meşru bir hakka dayanmadığı gerekçe gösterilerek asıl davada davalı …’in fazladan kullandığı kısma davacının payı oranında müdahalesinin önlenmesine; davalı … yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili ve davalı … vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş; bu nedenle reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin vekil edeni lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
6100 sayılı HMK’nın 326. maddesinde, kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiştir. HMK’nın 323/ğ maddesi uyarınca, vekalet ücreti de yargılama giderleri arasında yer alır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13/1. maddesinde de “Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7’nci maddenin ikinci fıkrası, 10’uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12’nci maddenin birinci fıkrası, 16’ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.” hükmü düzenlenmiştir.
Somut olaya gelince; davanın davalı … yönünden kabulüne karar verildiğine göre, yargılamada kendisini vekil ile temsil ettiren davacı yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin 13. maddesi uyarınca maktu vekalet ücreti altında kalmamak kaydıyla vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, dava değeri olarak belirlenen 1.603,53 TL tutarında vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş ise de bu husus kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK’nun 438/7 maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) No’lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) No’lu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm sonucunun “ortak hükümler” başlıklı (C) bendinin 4. maddesinde yer alan “7/2. maddesi uyarınca 1.603,53 TL” ibarelerinin hükümden çıkarılarak yerine “13/1. maddesi uyarınca 4.080,00 TL” ibarelerinin yazılmasına; hükmün DÜZELTİLMİŞ ve DEĞİŞTİRİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 22.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.