YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3402
KARAR NO : 2022/6453
KARAR TARİHİ : 01.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29/11/2013 gününde verilen dilekçe ile muhdesatın aidiyetinin tespiti istenmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 21/12/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili; ortaklığın giderilmesi davasına konu 304 ada 5 sayılı parsel üzerinde bulunan muhdesatların müvekkili tarafından meydana getirildiğini açıklayarak aidiyet talebinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece (ilk kararda), davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili ve kayyım vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 11.06.2020 tarih ve 2016/18507 Esas, 2020/3309 Karar sayılı ilamında; “…dava konusu taşınmazın tüm tedavülleriyle birlikte tapu kaydının ve geçmişinin dosya arasına alınarak yukarıda belirtilen ilkeler kapsamında hak düşürücü süre yönünden değerlendirme yapıldıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyulduktan sonra mahkemece; hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 305 ada 4 parsel sayılı taşınmazın davacı, davalı … ve kayyım atanan kişiler adına arsa vasfı ile kayıtlı olduğu, çekişmeli taşınmazın eski 76, 4 ve 131 nolu parsellerden (27.08.1979 tarihinde) şuyulandırma ile oluştuğu, eski 76 parselin “Arsa” vasfı ile eski 4 nolu parselin “Bahçe” vasfı ile ve eski 131 nolu parselin ise “Müfrez Ahşap Ev” vasfı ile imar işlemine tabi tutulduğu, eski 76 ve 4 nolu parsellerin kök parsel kayıtları olup, geldilerinin bulunmadığı, eski 4 nolu kadastro parselinin (tapu kütüğüne göre,) Ağustos 1928 tarihinde kayıt edildiği, eski 131 parselin (199 m² üzerinden) 11.12.1956 tarihinde eski 117 parselden “Hükmen İfraz” yolu ile meydana geldiği, eski 117 parselinde “Bahçe” vasfı ile (kök kayıt) eski 75 numaralı parselden Denizli Sulh Hukuk Mahkemesinin 1953/869 Esas sayılı İzaley’i Şu’yu kararı ile ifrazen (25.11.1953 tarihinde) oluştuğu ve kök kayıt eski 75 parselin Nisan 1927 tarihinde “Bir Ev” vasfında tapuya kayıt ve tescil edildiği anlaşılmaktadır. Denizli Sulh Hukuk Mahkemesinin 1953/869 Esas sayılı izaley’i Şu’yu kararı ile eski 75 parselin ev dahil 216 m²’si dava dışı Hafize’ye, geri kalan arsa kısmı ise 614 m² üzerinden … Oğlu … … adına bırakılmıştır. … Oğlu … … adına kayıt edilen parsel eski 117 parsel olup, uyuşmazlık konusu 305 ada 4 parselin tedavül kayıtları arasında yer almaktadır. Ayrıca 19.09.1957 tarihinde (davacının babası olduğu ifade edilen) … … adına elektrik abonelik numarası verildiği bildirilmiştir.
Somut olayda, dosya kapsamında bulunan mevcut tedavül kayıtları birlikte değerlendiğinde, kök kayıtlardan eski 4 ve 76 parselin zaten “ev” vasfında olmadığı, eski 131 parselin ise her ne kadar “Müfrez Ahşap Ev” vasfı ile tapuya 1956 yılında kayıt edilmiş ise de, ifrazen oluştuğu eski 117 parselin de 1953 yılında “Bahçe” vasfı ile tapuya tescil edildiği, 1953 yılında taşınmaz üzerinde herhangi bir evin bulunmadığı ve kök kayıt eski 75 parsel üzerinde bulunan evin de (hükmen ifraz sonucu) farklı bir parselde kaldığı görülmektedir.
Gerek davacı ve tanık beyanları, gerekse davalı … ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında dava konusu muhdesatların kadastro tespitinden sonra davacının babası tarafından meydana getirildiği ve taksim yolu ile davacıya bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu muhdesatların kadastro tespitinden sonra inşa edildiği anlaşıldığından, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Bu nedenle mahkemece işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine dair yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün açıklanan bu gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 01.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.