YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3582
KARAR NO : 2022/6772
KARAR TARİHİ : 09.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.06.2009 gününde verilen dilekçe ile miras payı devir sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.06.2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, miras payı devir sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı … vekili; davacı ve davalıların murisi … Berut’un 23.02.1975 tarihinde vefat ettiğini, geride davacı …, davalıların murisleri … ve … ile murisin dava dışı diğer çocuklarının kaldığını, mirasçılardan …’ın 05.02.1976 tarihli hisse satış senedi ile … ‘nin ise 15.10.1977 tarihli hisse satış senedi ile tüm miras haklarını davacıya devrettiğini, ancak bu devirler dikkate alınmaksızın davalılar tarafından tapuda paylaşım yapılması istendiğinden bu davayı açmak zorunda kaldıklarını belirterek Ortaklı Köyü Andalla Mevkii 91, 93, 115 parsel, … Mevkii 129, 185, 186, 187, 189 ve 190 parsel, Köyiçi Mevkii 1 ve 63 parsel sayılı taşınmazlardaki davalıların miras hisselerinin iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Davalılar … ve Cennet vekilleri aracılığı ile; kesin hüküm ve derdestlik itirazında bulunmuş, hisse satış senetlerindeki imzaların davalılara ait olmadığını, davanın reddini istediklerini dile getirmiştir.
Mahkemece, “dava konusu senetlerin yazılı düzenlenmiş olması ve 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde ifasının istenmemesi nedeniyle davanın reddine” karar verilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 tarih ve 2013/865 Esas, 2014/4258 Karar sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamında; “… dava konusu 1, 63, 91, 93 ve 115 parsel sayılı taşınmazların Afşin Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/9 Esas, 1996/-264 Karar sayılı dosyasına da konu olduğu, o davada adi senetlere dayalı olarak tapu iptali ve tescil talep edildiği, davanın reddedildiği ancak dosyanın kesinleşmediği, söz konusu dosyadaki kararın taraflara varsa mirasçılarına yöntemine uygun olarak tebliğ edilmesi, temyiz süresinin beklenmesi, temyiz edilirse yargı yolunun beklenmesi, temyiz edilmezse kesinleşen dosyanın değerlendirilmek üzere dosya içerisine alınması, bunun dışında eldeki davada harici satış senetleri TMK’nın 677. maddesine göre düzenlendiğinden ve bu senetlerdeki parmak izlerine itiraz edildiğinden bu konunun da araştırılmasının zorunlu olduğu, parmak izlerinin tatbikatı mümkün olmayacağından senet mümzilerinden hayatta olanlar mahkemeye çağrılarak senetler ve imzalar gösterilmek suretiyle satıcıların parmak izlerinin ya da imzalarının huzurlarında atılıp atılmadığı konusunda bilgileri alındıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğine” değinilmiştir.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece, “senet mümzilerinden bir kısmı, senedin kendi huzurlarında hazırlanmadığı, kendilerine hazır olarak getirilen senedin altına imza attıklarını, bir diğer kısmının ise senedin huzurlarında hazırlandığını ancak imzalarının huzurlarında atılmadığını ifade etmeleri nedeniyle senetler altındaki parmak izinin davalılar murisine ait olduğunun kanıtlanamadığı ve davacının da davasında haklı olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine” karar verilmiştir.
Hükmü, davacı … mirasçıları vekili temyiz etmiştir.
1- Mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle terekesi elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabidir. TMK’nın 701. maddesine göre elbirliği mülkiyetinde mirasçıların tereke malları üzerinde belli pay veya payları olmayıp hakları taşınmazın tamamı üzerine yayılmıştır ve terekenin tamamını kapsar. Aynı Kanun’un 702. maddesinde, topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerektiği belirtilmiştir. Dava açıp yürütmek de tasarrufi bir işlemdir. Dava, tapu iptali ve tescil davası niteliğinde olduğundan TMK’nın 640. maddesindeki koruma kapsamında da değildir.
Türk Medeni Kanununun 640. maddesi hükmü gereğince birden çok mirasçının bulunması halinde, mirasın intikaliyle paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Böylece, mirasçılar terekeye elbirliği mülkiyeti ile sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan … temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Genel olarak mirasbırakanın alacakları, hakları ve malları mirasçıya geçer. Bu nedenle dava sırasında taraflardan birisi ölürse, istek şahsa bağlı bir hak değilse dava mirasçılar tarafından yürütülür.
Dava devam ederken davacının ölmesi halinde mirasçıları arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan mirasçıların tümünün davayı birlikte yürütmeleri gerektiği HMK’nın 60. maddesi gereğidir. Mirasçıların tümünün davaya muvafakatı sağlanamaz ise TMK’nın 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması için süre verilir. Temsilci atanırsa davaya temsilci huzuru ile devam edilir.
Somut olaya gelince; davacı …, yargılama sırasında ölmüş, mirasçılarından bir kısmı davacı … ile aynı kişiye vekaletname vermek suretiyle davaya dahil olmuş, ancak mirasçılarından Songül Böke (Berut) diğer davacılarla birlikte vekaletname sunmamış, adına tebligat çıkarılmaksızın yokluğunda hüküm kurulmuştur. Mahkemece, bu mirasçıya da tebligat yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.
2- Bilindiği üzere usul hukukunda senet bir ispat vasıtasıdır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, senedin kesin delil sayılabilmesi için borç altına giren kimse tarafından imza edilmiş olması gerekir. Kural bu olmakla beraber imza atmaya muktedir olmayan veya okuma yazma bilmeyen bir kimse HUMK 297. maddesi gereğince imza yerine parmak izi kullanabilir. Ancak bu durumda, senetteki parmak izinin borçluya aidiyeti ve bizzat borçlu tarafından basıldığının ihtiyar kurulunca ve o yerde tanınmış iki tanık tarafından onaylanması gerekir. Bu madde hükmünün parmak izli belgenin düzenlenme şekli ve şartları konusunda öngördüğü kural, geçerlilik şekli olmayıp ispat koşuludur. Bu nedenle anılan madde hükmüne uygun biçimde onaylanmamış olan bir senetteki parmak izinin borçlu tarafından kabul (ikrar) edilmesi halinde, senet yine geçerli sayılır ve kesin delil teşkil eder ( HGK 18.01.1978 gün 7/228 E. 12 K.S.K.). Çünkü böyle bir halde senet içeriği (muhtevası) borçlu tarafından kabul edilmiş ve benimsenmiş demektir. Buna karşılık senetteki parmak izinin inkarı halinde, onama işleminin yasanın gösterdiği şekilde yapılmış olması gerekir. Aksi halde bu senedin hiçbir ispat değeri olmaz ve usulce geçerli kabul edilemez, yani yok sayılır (HGK 11.12.1971 gün 4/937 E.740 K.; HGK 20.11.1974 gün 7-830 E. 1226 K.)
Hal böyle olunca, inkar edilen senetteki parmak izinin borçluya ait olup olmadığı konusunda parmak izi incelemesi yapılması da mümkün değildir. Aksi görüşün kabulü Yasanın amacına da aykırı düşer. Çünkü, HUMK 297. maddesinde öngörülen şeklin amacı senet içeriğinin borçlu tarafından bilinmesini sağlamaktır. Yasa koyucu bu yolla okuma yazma bilmeyen bir kimsenin içeriğini bilmediği bir belge ile borç altına sokulması tehlikesinden korunmasını sağlamak istemiştir. Gerçekten senet altındaki parmak izinin usulün 297. maddesi doğrultusunda onanmış olması, senet içeriğinin borçlu tarafından bilindiğine karine teşkil eder. Oysa inceleme sonucu parmak izinin borçluya aidiyetinin tesbit edilmiş olması kesin olarak senet içeriğinin de borçlu tarafından bilindiği anlamına gelmez. Bu durum, parmak izinin borçlu tarafından ikrarı (kabulü) haline de benzetilemez. Zira yukarıda da değinildiği gibi böyle bir kabul senet içeriğinin bilindiği ve benimsendiği anlamını taşır. Kaldı ki usulünce onanmış olmayan ve inkar edilen böyle bir belgenin borçlunun iradesinin tesbiti amacı ile düzenlenmiş olup olmadığının araştırılması için usul kanunu mahkemeye bir inceleme imkanı da sağlamış değildir. Usulün inkar edilen imzalara
ilişkin inceleme sağlayıcı hükmünü genişleterek, parmak izli belgeler içinde uygulamak buyurucu hükümleri yasa koyucunun amacına aykırı olarak genişletmek sonucunu doğurur ki, bu mümkün değildir. Gerçekten imza incelemesi (istiktab) usulde yalnız imzalar için tanınmış bir yoldur. Diğer taraftan usulün 297. maddesine uygun biçimde onaylanmamış olan bir borçlu tarafından inkar edilen parmak izli senet yazılı delil başlangıcı da sayılamaz. Bu halde davacı, iddiasını tanık ile de ispat edemez (Baki Kuru- Hukuk Muhakemeleri Usulü 4. baskı cilt II- 1980 Ankara- Sayfa 1486) (HGK. 30.3.1938, 4/106-27 S.K.).
Bundan ayrı, bir adi senedin ispat gücü kazanmasında; senetteki borçlu imzasının inkar edilmesi ve bilirkişi incelemesinde de kesin bir sonuç elde edilemediği takdirde; taraflar dışındaki diğer senet imzacıları varsa bunların tanıklığına başvurulmalı ve sonucuna göre karar verilmesi gereklidir.
Somut olaya gelince; Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 tarihli bozma ilamına uyularak karar verilmiş ise de; bozmaya uygun inceleme yapıldığı söylenemez.
Mahkemece dinlenen tanıkların bir kısmı, 15.12.1986 tarihli … ‘ye vekaleten … ‘nin satıcı olarak yer aldığı adi yazılı ferağ vaadi satım senedine ilişkin beyanda bulunmuş, … ‘nin satıcı olarak yer aldığı ve parmak izini içeren 15.10.1977 tarihli senette yer alan senet mümzilerinden herhangi birisinin beyanına başvurulmamıştır. Bu senet mümzilerinin beyanlarına başvurulamama sebebi de dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.
Bu nedenle bozma ilamında belirtildiği üzere dava konusu edilen senetlerde, senet mümzi olarak imzası yer alanlardan hayatta olanların tamamı mahkemeye çağrılarak senetler ve imzalar gösterilmek suretiyle satıcıların parmak izlerinin ya da imzalarının huzurlarında atılıp atılmadığı hususunda açık ve net olarak beyanları alındıktan sonra dava konusu senetlerdeki parmak izlerinin davalıların murisi … veya … tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı konusunda bir karar verilmek suretiyle talep hakkında hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ile hüküm tesisi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı … mirasçıları vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.