YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3852
KARAR NO : 2022/7439
KARAR TARİHİ : 05.12.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 15/10/2015 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, ıslahla tazminat istenmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 23/12/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Mahkemece, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak verilmiş olan karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/12/2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Taraflar arasındaki çekişme, Bismil, … Mah. 141 ada 1 parsel ile, 142 ada 1 parsel sayılı taşınmazlardan kaynaklanmaktadır. Davacılar vekili, dava dilekçesindeki tescil talebini 24/02/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile bedel talebine dönüştürmüştür. Çekişmeli taşınmazlar ise, davalı tarafından üçüncü kişiye devredilmiştir.
Ancak ilk derece mahkemesince, davanın tarafları arasında sulh protokolü düzenlendiği, protokolün davanın tarafları için bağlayıcı olduğu, davalı tarafın protokol yükümlülüğünü yerine getirmek için irade gösterdiği, ancak davacı tarafın, tescile ilişkin ifayı kabul yükümlülüğünden kaçındığı gerekçesi ile davacıların bedel talebinin reddine karar verilmiştir.
HMK’nun 125/1. maddesi “(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.” şeklindeki düzenlemeyi içermektedir.
Sulh sözleşmesi, sözleşmenin tarafları için bağlayıcıdır. Çekişmeli taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesinden sonra davacıdan, sulh sözleşmesine göre ifayı kabul etmesi istenemez ve sırf bu gerekçe ile dava reddedilemez. Bu nedenle, davanın çekişmeli kısmının HMK’nun 125. maddesine göre çözümlenmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim.
Kaldı ki; … … tarafından davacı …’a keşide edilen 25/01/2021 tarihli ihtarnamede, ihtilaflı taşınmazların satışı için tapu müdürlüğüne gelmesi ihtar edilmiştir. Taraflar arasında, gerçekte bedeli ödenerek yapılacak bir satış olmayacağı halde, davacıdan, bu şekilde yapılacak işlemi kabul etmesini istemek de, dürüstlük kuralına aykırıdır. Davacının bu davete uyarak, satış olmayan bir işlemi satış gibi kabul etmesi halinde, davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde de belirttiği gibi, ön alım davasına muhatap olma ihtimalini doğuracaktır. Davacıdan, böyle bir külfete katlanması da istenemez.
Kabule göre de;
HMK’nun 315/1. maddesi “Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.” şeklindeki düzenlemeyi içermektedir. Taraflar arasındaki sulh sözleşmesinin davanın tarafları için bağlayıcı olduğu kabul edilse dahi, davacı taraf sulhe göre karar verilmesini istemediğine göre, HMK’nun 315/1. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm oluşturacak şekilde “davanın reddine” karar verilmesi de yanlıştır. Hem davanın tarafları, hem de ilamı infaz edecek olan merciler için bağlayıcı olan, ilamların hüküm kısmıdır. İlamın gerekçesinde “bedel yönünden davanın reddedilmiş olmasının protokolün geçerliliğine ve davacıların tescil taleplerine ilişkin taleplerini yinelemelerine, davacılar talep ettiğinde davalıların tescil yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde davanın tazminat davasına o zaman dönüşebileceğinin bilinmesi gerektiği vurgulanmalıdır.” şeklinde açıklama yapılması, ilamın hüküm kısmının bağlayıcılığını ortadan kaldırmaz. Dolayısı ile, taraflar arasında sonra ermeyen bir ihtilafta kesin hüküm oluşturacak şekilde red kararı verilmesi usule aykırı olduğu gibi, yeni ihtilafların doğmasına da yol açacaktır.
HMK’nun amacı, taraflar arasındaki ihtilafın en kısa sürede ve en az masrafla sonuçlanmasını sağlamaktır. Ancak, dairemizce onanmasına karar verilen ilam, ihtilafı sonlandırmak bir yana, yeni ihtilafların doğmasına yol açabilecektir.
Bu gerekçelerle, temyize konu ilk derece mahkemesinin kararının bozulması gerektiği kanaatindeyim. Bu nedenle sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne iştirak etmiyorum.