YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/4318
KARAR NO : 2023/232
KARAR TARİHİ : 17.01.2023
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen muhdesatın tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.01.2023 günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Belli edilen günde davacı vekili Av. Evrim Özlem Arslan ile davalı … Genel Müdürlüğü vekili Av. Gülüstan Kara ve davalı Hazine vekili Av. Ayşe Ümit Yeğenoğlu geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, Hazine adına orman vasfıyla kayıtlı 47 parsel sayılı taşınmazın da içerisinde bulunduğu alanda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce Çetintepe Barajı yapımı için kamulaştırma çalışması yapıldığını belirterek taşınmazdaki ev ve ağaçların müvekkilince meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Hazine vekili, taşınmazın DSİ Genel Müdürlüğüne tahsis edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekili, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve 2017/487 Esas, 2017/521 Karar sayılı kararıyla; davanın reddine hükmedilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 14.01.2020 tarih ve 2018/9331 Esas, 2020/106 Karar sayılı ilâmı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
B.Karar Düzeltme Kararı
1. Yargıtay Dairesinin yukarıda belirtilen ilâmına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 05.10.2020 tarihli ve 2020/3422 Esas, 2020/5791 Karar sayılı ilâmında; “Mahkemece uzman fen bilirkişi tarafından düzenlenen raporda taşınmazın tapulama çalışmaları sırasında orman sahası olarak tescil harici bırakıldığı belirtilmesine rağmen orman niteliği usulüne uygun olarak araştırılmamış, muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmaz hakkında kamulaştırma ile ilgili kayıt ve belgelerle kamulaştırma haritası getirtilip uygulanmamış, muhdesatların bulunduğu taşınmazın kamuya ait orman niteliğinde olup olmadığı hususu ile kamulaştırma sahası içinde kalıp kalmadığı belirlenmemiştir. Davada sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle orman tahdit haritası, kamulaştırma haritası ve kadastro paftası getirilmesi, taşınmaz başında uzman bilirkişiler eşliğinde keşif yapılması, yöntemine uygun biçimde orman araştırması yapılarak taşınmazın niteliğinin belirlenmesi, özel mülkiyete konu olamayacak bu gibi yerlerde meydana getirilen muhtesatlara değer verilemeyeceğinin ve bu muhtesatların tespitinin istenemeyeceğinin gözden uzak tutulmaması, yerel bilirkişi yardımı ve fen bilirkişi eliyle kadastro paftası ve kamulaştırma haritası ölçekleri eşitlenerek zemine uygulanması, bu yolla muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın gerçekten kamulaştırma alanı içinde kalıp kalmadığının, davacı tarafın tespit davası açmakta hukuki yararı bulunup bulunmadığının belirlenmesi, yukarıda açıklandığı üzere bu muhdesatlara hukuken değer verilemeyeceğinin dikkate alınmasının yanında, özellikle yukarıda yazılı mülkiyet hakkının ihlali bakımından da inceleme ve araştırma yapılarak; davalı mülkiyet hakkı sahibi Hazine’nin, davacının bu haksız kullanımına karşı suskunluk ve eylemsizliği var ise bunun davacıyı meşru bir beklenti içerisine sokup sokmayacağının değerlendirilmesi; bu hususları gösterir denetime elverişli rapor alınması, toplanan ve toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde (yetersiz fen, inşaat ve ziraat bilirkişi raporları doğrultusunda) hüküm verilmesi usul ve Yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir” gerekçesiyle Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14.01.2020 tarih ve 2018/9331 Esas, 2020/106 Karar sayılı onama ilâmının ortadan kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi, taşınmazın kamuya ait olan ve özel mülkiyete konu edilemeyecek olan orman niteliğinde bulunduğu, müdahalenin ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere 3 alt ilkesi ile bütün olarak gözetildiği, taşınmazın niteliğinin tespitinin herkesçe yapılabileceği, kamu kurumlarının ihlallere karşı pasif tutum sergilemediği, bu kapsamda kamu yararı ile davacının iddia ettiği muhdesat mülkiyetinin aidiyeti hakkı arasındaki adil dengenin bozulmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Muhdesatların vekil edeni tarafından meydana getirildiğini,
2. Dosya Kapsamında sözlü yargılama ihtarı yapılmadığı gibi bilirkişi raporuna karşı itirazları ile diğer beyanlarının değerlendirilmeden karar verildiğini,
3. Yerel Mahkeme kararının kamu yararı ile davacının iddia ettiği mülkiyet hakkı arasındaki dengeyi vekil edeni aleyhine bozduğunu,
4. Emsal sunulan Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda muhdesatların zilyetliğinin müvekkilde olduğunun tespiti gerektiğini,
5. Vekil edeni ile aynı durumda bulunan İsmail Uyan tarafından açılan dava sonucu ile mevcut davada verilen karar arasında çelişki oluştuğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, muhdesatın tespiti talebinin reddine dair kararının eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Bütünleyici parça” kenar başlıklı 684 üncü maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur…”
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Taşınmaz mülkiyetinin içeriği” ve “Kapsam” kenar başlıklı 684 üncü maddesi şöyledir:
“Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar.
Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.”
3. 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Kavak ve söğüt ağaçları, kendiliğinden yetişebilen ya da ekonomik amaçla yetiştirilen ve kesilip satılabilen ağaçlar olması nedeniyle muhdesat niteliğinde kabul edilmemektedir. Muhdesat şahsi bir hak olup (TMK mad.722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
4. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tescili ve zilyedin hakları” başlıklı 19 uncu maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir…”
5. 26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19 uncu maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması hâlinde, taşınmazda malik olmayan ancak, üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara da hukuki değer verilemeyeceği gözönünde bulundurulmalıdır.
6. Bunun yanında, davacının talebinin bir yandan da mülkiyet hakkının ihlali açısından incelenmesi gerektiğinden (Anayasa Mahkemesinin 29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 numaralı Mehmet Emin Öztekin başvurusu), davacının, Hazineye ait ve özel mülkiyete konu olamayacak bir taşınmazı kullanması sebebiyle haksız zilyet durumunda olduğu açık olmakla birlikte, mülkiyet hakkı sahibinin davalıyı taşınmazdan tahliyesi yoluna gidip gitmediğinin, ecrimisil bedeli tahsil ettirilip ettirilmediğinin, davacının ağaç dikerek ve yetiştirerek taşınmazı kullanması nedeniyle ağaçların davacı yararına ekonomik bir değerinin bulunduğundan, ağaçlar yönünden davacının Anayasa’nın 35 inci maddesi kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığı, yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığı, müdahalede kamu yararına dayalı bir amaç olup olmadığı hususları yanında davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, bu değerlendirmede ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğunun gözetilmesi, özellikle kamusal makamların tutum ve davranışlarının inceleme konusu yapılması, olayın gelişiminde kamu makamlarının edilgen tutumu sebebiyle bütün zarara tek başına davacının katlanması sonucuna yol açılıp açılmayacağının, şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yükleyip yüklemeyeceğinin, davacının mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulup bozulmadığının ve müdahalenin ölçülü olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 161 ada 47 parsel sayılı taşınmazın 2.979.524,39 m² alanlı olduğu, orman vasfıyla 1997’de tesis kadastrosuyla davalı Maliye Hazinesi adına kayıtlı olduğu sabittir.
2. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davaya konu muhtesatların 161 ada 47 numaralı orman parselinin içinde kaldığı belirtilmiştir.
3. Somut olayda, davacı hakkında Orman Muhafaza Memurları tarafından 04.01.2007 tarihli suç tutanağı düzenlendiği anlaşılmaktadır.
4. Yapılan suç duyurusu üzerine ilgili hakkında 6831 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan dolayı kamu davası açıldığı, Gölbaşı (Adıyaman) Sulh Ceza Mahkemesinin 13.10.2010 tarihli ve 2010/203 Esas, 2010/330 Karar sayılı kararı ile davacının atılı suçu işlediği kabul edilerek mahkûmiyetine hükmedildiği, akabinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması karar verdiği görülmektedir.
5. Benzer şekilde, dava dışı Orman İdaresi tarafından dosyamız davacısı aleyhine Gölbaşı (Adıyaman) Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde maddi tazminat davası açıldığı, 15.10.2011 tarihli ve 2011/478 Esas, 2011/1127 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
6. Dava konusu edilen muhdesatların orman parselinde bulunması, “3.3”, “3.4” ve “3.5” başlıklı bölümlerinin nazara alınması ve Daire uygulaması gözetildiğinde, davacıyı meşru bir beklenti içerisinde sokacak herhangi bir suskunluk ve eylemsizliğin bulunmadığı görülmektedir.
7. Bu şekli ile, muhdesatlara yönelik yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
8. Temyizen incelenen Gölbaşı (Adıyaman) 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Mahkemece, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilâmı doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak verilmiş olan karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Yargıtay duruşma vekalet ücreti 8.400,00 TL’nin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
17.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.