Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2022/5393 E. 2023/1675 K. 21.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5393
KARAR NO : 2023/1675
KARAR TARİHİ : 21.03.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Yargıtay 1. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararın bozulmasına karar verilmiştir.

…. Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 21.03.2023 günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.

Belli edilen günde duruşmaya gelen olmadı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili; mirasbırakan babasından intikal eden 21 adet bağımsız bölüme ilişkin kiraların 01.09.2001 tarihinden beri davalı annesi Azize tarafından alındığını, elde edilen kira gelirlerinden 1/3 payına isabet eden bedelin davalılar tarafından verilmediğini ileri sürerek; geriye dönük 5 yıllık 7.000,00 TL ecrimisil tutarının yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiş, yargılama sırasında davalı … hakkındaki davasından feragat etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2014 tarihli ve 2006/100 Esas, 2014/58 Karar sayılı kararıyla ; iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.06.2017 tarihli ve 2015/17671 Esas, 2017/3193 Karar sayılı ilamıyla; davacının temyiz itirazlarının reddine, yapılan soruşturma sonucu davalı …’in kira bedellerini tahsil ettiğine ilişkin iddia davacı tarafından ispatlanamadığından anılan davalı bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davalı …’in yönünden davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu, davalı …’den talep edilen ecrimisil miktarı yönünden ise davacının ıslah talebi bulunmadığı dikkate alınmadan sonuca gidilmesinin de doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 17519 ve 10991 parsel sayılı taşınmazlarda davacı …, davalılar Saffet ve Tuncay’ın 1/3’er oranda hissedar olduğu, davalı …’nin mülkiyetten kaynaklı herhangi bir hakkının bulunmadığı, söz konusu parsellerde bulunan dairelerin kiralarının Azize tarafından toplandığı, Saffet tarafından toplandığının ispat edilemediği, davalılardan …’a yönelik davadan feragat edildiği, …’a yönelik davanın ecrimisile ilişkin şartın ispatlanamadığı, Azize yönünden ise davacı tarafça yapılan ıslahın sadece Saffet yönünden dava değerinin tamamı üzerinden yapıldığı ve onun yönelik herhangi bir talebin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde (özetle),

1. Yerel mahkemenin direnme kararı vermesine rağmen 17.05.2021 tarihinde davanın reddine karar verildiği gibi gerekçeli kararda da bu hususa değinilmediğini,

2. Direnme kararı verildikten sonra müvekkil bakımından usuli kazanılmış hak oluştuğunu,

3. Bu aşamadan sonra dosyanın gereklerinin yapılması gerekirken direnme kararına aykırı olarak davanın ret edilmesinin hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmadığını,

4. Dosya kapsamında dinlenen bazı tanıkların yalancı şahitlikten ceza aldığını ve beyanların dikkate alınamayacağını,

5. Vekil edeninin Almanya ülkesinde ikamet ettiğini ve dava konusu dairelerin hiçbirini kullanamadığını,

6. Eyüp 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/946 Esas sayılı dosyası kapsamında dinlenen Anne Azize’nin ihtilaf konusu yerlerin davalı …’ın kullanımında olduğunu ve davacı … tarafından bir sene önce boşaltıldığını beyan ettiğini,

7. Dava konusu yerlerin yıllar önce davalının kullanımına geçtiğini ve bu yerlerin onun tarafından kiraya verildiğini,

8. Davalı …’in 11 adet gayrimenkule yönelik kira beyannamesi verdiğini ileri sürmüştür.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ecrimisil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası,

2. Direnme kararları bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Direnme kararı ile mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararın direnme doğrultusunda yazılmasından ibarettir. Bu bakımdan direnme kararından dönme (rücu) mümkün değildir. Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardandır. Nitekim bu kurala yasa koyucu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı HMK/HMK) 294. ve 297. maddeleriyle hayatiyet kazandırmıştır.

3. Gerçekten de HMK’nın 294. ve 297. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 381. ve 388. maddeleri) maddeleri emredici hükümlerden olup kamu düzeni amacı ile getirilmiştir. Bu madde hükümlerine göre kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni bir hüküm kurulamaz. Aksinin kabulü mahkemelere olan güveni sarsacağı için hiçbir suretle mümkün görülemez.

4. Bilindiği üzere, HMK’da (mülga 1086 sayılı HUMK) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

5. Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

6. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına karşı direnme kararı vermesi ile direnme kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).

7. Burada hemen belirtmek gerekir ki, usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerektiği de gözden kaçırılmamalıdır.

3. Değerlendirme
1. Somut olayda, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.06.2017 tarihli bozma ilamı üzerine yeniden yapılan yargılama sırasında 13.11.2019 tarihli celsede bozma ilamına davalı … yönünden uyulmasına, davalı … yönünden ise direnilmesine karar verilmesine rağmen 17.05.2021 tarihli karar ile davanın reddine karar verilmiştir.

2. Her ne kadar bozma ilamına kısmen uyulup kısmen direnilmesine karar verilmesi mümkün ise de, Mahkemece bu karar gereğinin yerine getirilmeyerek (davalı … yönünden) bozma ilamı doğrultusunda sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.

3. Şöyle ki, az yukarıda da izah edildiği üzere, Yerel mahkemelerce verilen direnme kararları davayı sona erdiren kararlardandır. Direnme kararı ile mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Davaya sonradan bakan hakim direnme kararını uygun bulmasa dahi artık direnme kararından dönülerek uyma kararı verilmesi mümkün değildir. Direnmeye ilişkin karar ile karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşur.

4. Hal böyle olunca mahkemece, bozma ilamına kısmen direnme kararından tamamen dönme sonucunu doğuracak şekilde bozma ilamı doğrultusunda karar verilmesi, kısmen direnme kararı ile kazanılmış bulunan usuli hakları zedeleyici nitelikte bulunduğundan, önceki bozma ilamına kısmen uyulup kısmen direnilmesine dair karar doğrultusunda hüküm tesis edilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde yatırana iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

21.03.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.