YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6109
KARAR NO : 2023/293
KARAR TARİHİ : 18.01.2023
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen asıl davada elatmanın önlenmesi, kal ve tazminat ile birleştirilen davada tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı – birleştirilen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili, davacının Tekirdağ İli, Malkara İlçesi, Yenice Köyü 384 parsel taşınmazın maliki olduğunu, bitişik 387 parsel sayılı taşınmazı ise davalının kullandığını, davalının 27.09.2011 tarihinde iki taşınmaz arasındaki tel örgüyü kaldırıp sınırı değiştirecek şekilde taşınmazına duvar ördüğünü ve müvekkiline ait 5 adet ağacı keserek müdahale ettiğini, müvekkilinin Malkara Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğunu ve Kaymakamlık makamının 3091 sayılı Kanun gereğince işlem yapılmasını talep ettiğini, buna rağmen tecavüzün önlenmediğini ve müdahalenin devam ettiğini, davacıya ait 384 parsel sayılı taşınmaza duvar yaparak tecavüzde bulunan davalının haksız tecavüzünün önlenmesini, duvarın kaldırılmasını ve kesilen ağaçların bedelinin ödenmesini talep ve dava etmiştir.
2. Davacı vekili birleştirilen davaya verdiği cevap dilekçesinde, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
II. CEVAP
1. Davalı vekili; davacının ileri sürdüğü hususları kabul etmediklerini, söz konusu duvarın 387 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığını, sınırın değişmediğini ve sınırda ağaçların bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
2. Davalı vekili birleştirilen dava dilekçesinde; asıl davada iki parsel arasında çizilen sınırın hatalı çizildiğinin bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, yıkım masrafları arsa değerinden fazla olduğundan tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, “asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine” karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Kapatılan Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 26.03.2019 tarih ve 2016/16188 Esas, 2019/2736 Karar sayılı ilamıyla 384 parsel maliki Emine Arslantürk’ün davaya dahil edilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece, “asıl davanın kabulüne, davalı …’ın davacılara ait (eski 9 pafta 384 parsel) 101 ada 46 parsel sayılı taşınmaza yapmış olduğu tecavüzün önlenmesine, 11.11.2015 tarihli rapor ekinde A harfi ile gösterilen 22,20 m2 duvar ve B harfi ile gösterilen 7,23 m2’lik zemin betonun yıkılmasına, davacının maddi tazminat talebinin taleple bağlılık ilkesi gereğince kabulü ile 1.000,00TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine; birleştirilen davanın reddine” karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-birleştirilen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı-birleştirilen davada davacı vekili, tazminat talebinin kabul edilmesinin haksız olduğunu, parsel sınırlarında kayma olması nedeniyle davalının kötüniyetli kabul edilemeyeceğini, birleştirilen davanın da kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi, kal ve tazminat birleştirilen davada tapu iptali ve tescil istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
2. Yasal ayrıcalıklar dışında, TMK’nın 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. TMK’nın 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş, böylece muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine bazı koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
3. Bunun için, tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
4. Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
5. Bu tür davalarda taşkın yapıyı yapan kişinin taşınmazı lehine, taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkı yoksa durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde taşkın yapıyı yapan kimse, taşan kısım için uygun bir bedel karşılığında irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
6. TMK’nın 725. maddesine dayanılarak tescil talebinde bulunulabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.
TMK’nın 725. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur.
Bu kural, taşkın inşaatı yapan kimsenin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da taşkın inşaat yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
İyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan taşkın inşaat sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir.
İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. Değerlendirme
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiş, hükmün onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Uyulan bozma kararı gereğince tesis edilmiş İlk Derece Mahkemesi kararında hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik olmamasına göre yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.