YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6269
KARAR NO : 2023/438
KARAR TARİHİ : 24.01.2023
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen muhdesatın tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, davacı vekilinin duruşma talebinin değerden reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; tarafların 200 ada 7 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduklarını, dava konusu yerin 01.01.1993 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile paydaş Rubabe’den kiralandığını, daha sonra payı 21.03.1993 tarihli harici satış sözleşmesi ile satın aldığını, Rubabe’nin vefatı sonrası mirasçılarının noterden verdiği muvafakatnamelere dayanarak bina ve eklentilerinin davacı tarafından yapıldığını belirterek, muhdesatın aidiyetinin tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı … vekili; dava konusu taşınmaz hissedarlarının uzun yıllar öncesinden bu yana fiili paylaşım esasıyla kullandıkları birçok yapı olduğunu, herkesin kendine ayrılan yeri kullandığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalılar Süleyman, Ömer, Hüseyin vekili ve davalı …; taşınmaz üzerinde 5 adet birbirinden bağımsız balık lokantası olup, vekil edenlerinin lokantasının (A) harfi ile işaretlenmiş olan Hani Balık Lokantası (Yeni adı Kaçan Balık Lokantası) olduğunu ve bu lokantayı muvaffakatnamede imzası olan Leyla’dan hissesi ile birlikte satın aldıklarını, davacının iddiasının (E) harfi ile gösterilen Gönül’ün kullanımındaki “Balıkhane” isimli lokantaya yönelik olup, davalı sıfatlarının bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
3. Davalı … vekili; hissedarlar arasında fiili taksim haritası yapıldığını ve zaman içinde bir takım paydaş değişikliği olsa bile, ana taşınmazı bu taksim haritasına sadık şekilde kullanıldığını, davacının da bu fiili taksim haritasına göre Emine tarafından kullanılan yeri satış vaadiyle satın aldığını, hatta davacı aleyhine açılan şufa davasında davacının taşınmazda fiili taksimin mevcut olduğunu bildirmesiyle davanın reddolduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
4. Davalı … vekili; vekil edeninin hissesini 14.04.1998 tarihinde Musa’dan satın aldığını, davacının ise hükmen 21.07.2003 tarihinde malik olduğunu, kayıt malikleriyle aralarında fiili taksim krokisi yaptıklarını, kullanımın buna göre sürdürüldüğünü, davacının fiili taksim haritasına göre Emine’nin kullandığı yeri aldığını belirterek, davanın husumetten reddine kararı verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 23.11.2017 tarih ve 2015/185 Esas, 2017/546 Karar sayılı kararıyla; davanın sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 26.04.2018 tarih ve 2018/199 Esas, 2018/355 Karar sayılı kararıyla; istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarih ve 2018/13921 Esas, 2021/1605 Karar sayılı kararıyla, taraflar arasında ortaklığın giderilmesi davası açılmakla hukuki yarar şartının tamamlanmış olduğunu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf tanıklarının İlk Derece Mahkemesince dinlenildiği, istinaf dilekçesinde ileri sürülen davacı delilleri daha önce taşınmazın muhtelif paydaşlarıyla taraf olunan dava dosyalarının getirtilerek incelendiği, dava konusu yapının bilirkişi raporunda A harfiyle gösterilen yapı olduğu, gerek tanık anlatımlarına, gerekse delil dosyaları kapsamına göre, dava konusu edilen yapının davacı tarafından meydana getirildiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde dava dilekçesindeki beyanlarını tekrar ederek, dava konusu yapının davacı tarafından yapıldığına dair tanık beyanları bulunduğunu, dosya içerisinde bulunan belediye tarafından tesis edilen evraklar ve delil olarak sunulan dosyaların dikkate alınmadığını belirtmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, muhdesatın tespiti talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı TMK m.684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK m.718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK m.722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
3. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilâmın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK m.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hâllerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hâkim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti hâlinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK m.114/1-h ve 115).
4. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Taşınmaz üzerindeki muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğinin tespitine ilişkin davalarda, mahkemece araştırılması gereken husus; muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle ve özellikle kimin adına ve hesabına yaptırıldığıdır. Dosya kapsamında bulunan deliller doğrultusunda davacı mevcut yapının kendisi tarafından kendi nam ve hesabına yaptırdığını ispat edememiştir.
3. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.