Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2022/6400 E. 2023/393 K. 23.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6400
KARAR NO : 2023/393
KARAR TARİHİ : 23.01.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki ecrimisil davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 22.06.2022 gün ve 2021/4223 Esas, 2022/4457 Karar sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve Dairemizce de benimsenen mahkeme kararının gerekçesine göre hüküm usul ve yasaya uygun bulunmuş, temyiz istemi bu gerekçelerle karşılanarak onanmıştır.

Dairemizin onama ilâmında düzeltilmesi gereken bir yön bulunmadığından, HUMK’un 440 ıncı maddesindeki nedenlerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.

SONUÇ
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, HUMK’un 440 ıncı maddesinde öngörülen hususlardan hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,

Aynı Yasa’nın 442/son ve 4421 sayılı Kanun’un 2 ve 4/b-1 inci maddeleri delaletiyle takdiren 1.470,00 TL para cezası ile bakiye 206,80 TL karar düzeltme ret harcının düzeltme isteyenden tahsiline,

23.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dava, kat mülkiyeti tesis edilmiş taşınmazda ortak alana vaki haksız elatma nedeniyle ecrimisil istemine ilişkindir.

Davacının davalı aleyhine elatmanın önlenmesi, projeye aykırılığın giderilmesi ve ecrimisil istemli olarak açtığı ilk dava sonucunda … Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 25.03.2008 tarih ve 2006/1576 Esas, 2008/512 Karar sayılı davanın kabulüne dair verilen karar Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi’nin 09.10.2008 tarih ve 6427-10175 sayılı ilamıyla onanmış; davacının 2006 yılı sonrası dönem için açtığı ecrimisil istekli ikinci dava sonucunda …. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 15.06.2017 tarih ve 2015/1047 E. 2017/903 K. sayılı davanın reddine ilişkin karar da Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi’nin 18.03.2019 tarih ve 2018/3367 E. 2019/1814 K. sayılı ilamıyla onanmıştır. Eldeki davada da davacı, davalının ortak alanın 29.50 m2’lik kısmını kapatıp ofislerine dahil etmek suretiyle haksız müdahalesini sürdürmesi nedeniyle 01.04.2012 tarihinden dava tarihine kadar olan dönem itibariyle ecrimisil talep etmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, Kat mülkiyeti kurulu bir taşınmazın ortak alanına müdahale halinde, müdahale eden kişiye karşı elatmanın önlenmesi, yıkım, ecrimisil gibi davaları açmak, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 35.maddesine göre, kat maliklerinin olurlarının alınması halinde apartman yöneticisinin görevleri arasındadır. Somut olayda bu yönden alınmış kat malikleri kurulu kararı dosyaya sunulmuştur.

Ne var ki, dosyada mevcut tapu kaydına göre, 1221 ada 192 parsel sayılı taşınmazda kat mülkiyeti tesis edilmiş olup, 14. kat 436, 437 ve 438 bağımsız bölüm numaralı büroların … Alçı Maden Sanayi A.Ş. adına kayıtlı olduğu görülmektedir. Davalı şirket ile kayıt maliki farklı şirketler olup, kayıt maliki ile davalı şirket arasında nasıl bir bağ olduğu anlaşılamadığı gibi, davalının bağımsız bölüm maliki olup olmadığı da kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulmamıştır. O halde, davalının kat maliki mi yoksa kat maliki olmayan üçüncü kişi mi olduğu hususu öncelikle açıklığa kavuşturulmalıdır.

Diğer taraftan, çekişme konusu yerin kat mülkiyeti tesisli taşınmazın ortak alanı olduğu ve davalının bu ortak alana yaptığı müdahalenin haksızlığı yukarıda belirtilen mahkeme kararıyla hükmen belirlenmiştir. Davalının çekişme konusu yeri, anılan davanın dava tarihi olan 2006 yılından beri haksız işgali nedeniyle de ecrimisil davalarının açılıp farklı kararlar ile sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Davalı, elatmanın önlenmesi kararından sonra işgaline son verdiğini savunmamıştır. Öyle ise, davalının çok uzun süredir çekişmeli yeri haklı ve geçerli bir neden olmaksızın kullandığı dosya kapsamıyla sabittir.

Hemen burada haksız işgal tazminatı(ecrimisil) kavramı üzerinde durulması gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.04.2015 tarih ve 2013/18-1849 E. 2015/1164 K. sayılı ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere “…zilyetliğinin haksız olduğunu bilen veya duruma göre bilmesi gereken kimse kötü niyetlidir. Bu tanıma göre bir eşyayı çalan hırsız kötü niyetli zilyet olduğu gibi, onu hırsızdan satın alan, fakat gerekli özen ve dikkati gösterseydi çalınmış eşya olduğunu anlayabilecek durumda olan kimse de kötü niyetli zilyettir. Ayrıca başlangıçta iyi niyetli zilyet olan bir kimse, gerçek durumu öğrendikten sonra artık kötü niyetli zilyet haline gelir.

Kötü niyetli zilyedin gerek iade, gerek tazmin yükümlülüğü bakımından durumu iyi niyetli zilyedinkine nispetle daha ağır takdir edilmiştir. Aynı şekilde, masrafları talep bakımından da kötü niyetli haksız zilyet, iyi niyetli haksız zilyede göre daha elverişsiz bir konumda bulunmaktadır.
Fiili hakimiyeti altında bulunan şeyi kiraya vermeyerek bizzat kullanan kötüniyetli haksız zilyet, ondan semere almayı ihmal etmiş sayılır. Böylece ihmal edilen semere, o eşyanın emsaline göre getireceği kira bedeline denktir. İşte, gayrimenkul eşyanın haksız işgali (fuzuli işgal) sebebiyle alınan bu bedele eski hukukumuzdan gelen bir alışkanlıkla “ecrimisil” denmektedir.

Mecellenin 526.maddesinde sahibinin izni olmadan kullanılan eşya için bu kullanma karşılığında bir ecrimisil öngörülmüş idi. Ecrimisil eşyanın kiraya verilmesi halinde getireceği kira bedeline denk olan getirisi demektir ve hesabı da buna göre yapılır. Bununla birlikte, Mecelle, haksız zilyetlikte ecrimisil ödenmesini istisnai hallerde kabul etmişti. Bundan dolayı kiraya verilmesi adet olmayan eşya, sahibinin izni olmadan kullanılsa bile, ecrimisil talebine hak vermezdi. Bunun için malikin eşyasını kiralama iradesine sahip olması gerekiyordu.

Öte yandan, ecrimisil kavramı halen yürürlükte bulunan bazı kanunlarda da kullanılmaktadır. Nitekim gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(MK), gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) malike zarar vermeyen kullanmalardan doğabilecek alacak haklarına yer vermiş bulunmaktadır. Mesela, MK. m. 765, TBK. m. 260/I’e göre satılan malın iadesini isteyen satıcı, kullanma karşılığında alıcıdan bir bedel isteyebilir. Bunun gibi, TBK. m. 465 ‘e göre de saklatan, malı izinsiz kullanan saklayandan kullanma karşılığında bir tazminat talep edebilir. Ayın şekilde, cezai şart (TBK. m. 180/I), para borçlarında temerrüt faizi (TBK. m. 120) ve caiz olmayan vekaletsiz iş görme (TBK. m. 530) halleri de zarar gerçekleşmeden tazminat istenebilen hallerdendir. İşte anılan bu haller de göz önünde bulundurularak MK. m. 995’in de, hak sahibine, başkasının eşyasını kötüniyetle kullanan zilyede karşı böyle bir alacak hakkı tanıdığını kabul etmek yerinde olur(Ünal, Mehmet/Başpınar, Veysel: Eşya Hukuku, Giriş Zilyetlik Tapu Sicili, 4.Baskı, Ankara 2008 s.262 vd).

Eski hukukumuzda olduğu gibi bugün de, gerek doktrinde, gerek uygulamada kötüniyetli haksız zilyedin eşyayı bizzat kullanma karşılığı ödeyeceği tazminata ecrimisil adı verilmektedir(HGK’nun 30.03.1974 gün ve 1974/1-56 E., 1974/312 K.; HGK’nun 13.01.1982 gün ve 1982/2-66 E., 1982/1 K. sayılı ilamları).

Nitekim 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararında “…fuzuli işgalin kiraya benzetilemeyeceği; …haksız bir eylem sayılması gerektiği…bir zarar meydana gelirse bunun tazmin ettirileceği,…Medeni Kanunun (eski) 908’inci maddesi anlamında zilyedin faydalanmasından doğan bir istem olduğu…” vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır.  

Hak sahibi, kötü niyetli zilyetten haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklindeki (olumlu) zararını, kullanmadan doğan (olumlu) zararını ve yoksun kaldığı faydayı (olumsuz zarar) isteyebilir. Haksız işgal, haksız eylem niteliğinde olup, bu durumda ecrimisilin tahsili için genel mahkemelerde genel hükümlere göre dava açılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır (HGK’nun 06.10.2004 gün ve 2004/1-433 E., 2004/483 K. sayılı ilamı).”  

Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler ile somut olay birlikte değerlendirildiğinde, 4721 Sayılı Yasanın 683 ve devamı maddeleri ile 995. maddesi hükümleri itibariyle davacının haksız elatma nedeniyle ecrimisil isteminde bulunabileceğinden davacının karar düzeltme isteğinin kabulü ile Yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun karar düzeltme isteğinin reddi kararına katılamıyorum.
K A R Ş I O Y

Davacı vekili, davalı şirketin, hakkı olmadığı halde 29,50 m2 (ortak) alanı ofislerine katttığı, Bunun üzerine Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/1576 Esas sayılı dosyası ile, koridora yapılan müdahalenin önlenmesi, yapının kaldırılarak eski hale getirilmesi ve işgal tazminatı talepli davayı açtıklarını, davanın lehlerine sonuçlandığını, mahkemece, müdahalenin men’ine ve 2.499,000 TL haksız işgal tazminatına hükmedildiğini ve kararın kesinleştiğini, davalının işgalinin devam etmesi nedeniyle bu defa Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/161 Esas sayılı dosyası ile, 14/12/2006-30/03/2012 tarihleri için haksız işgal tazminatı talepli dava açtıklarını ve karar aşamasına geldiğini, ancak davalının tecavüzünün devam ettiğini, bu nedenle 23 aylık sürede işleyen 21.644,19 TL haksız işgal tazminatına hükmedilmesi için görülmekte olan davayı açmak zorunda kaldıklarını beyan etmiştir.

Davalı vekili davanın reddini savunmuştur.

Yapılan yargılama sonunda toplanan delillere göre davalı şirketin, Kat Mülkiyetine tabi bulunan taşınmazda, ortak alan olan koridoru kapatarak diğer kat maliklerinin kullanımını engellediği yapılan yargılama sırasında toplanan delillerle sabittir. Buna rağmen ilk derece mahkemesi, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 18/03/2019 tarih, 2018/3367 Esas 2019/1814 Karar sayılı onama kararını gerekçe göstererek davanın reddine karar vermiş, bu karar, Dairemizin 22/06/2022 tarih 2021/4223 Esas 2022/4457 Karar sayılı kararı ile onanmıştır. Ancak; ilk temyiz incelemesini yapan Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 29/11/2016 tarih 2015/22633 Esas 2016/12630 Karar sayılı kararında, “…dava, ortak alana yapılan müdahale neticesinde kullanımdan kaynaklanan salt ecrimisil istemine ilişkin olup, 6100 sayılı HMK 2/1. Maddesi gereğince malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olduğundan; mahkemece davaya bakma görevinin asliye hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken…” şeklindeki gerekçesi ile, taraflar arasındaki ihtilafın Kat Mülkiyeti hükümlerine göre değil, genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiğine vurgu yaparak, Kat Mülkiyeti Kanunun’dan kaynaklanan ihtilaflarda görevli mahkeme olan Sulh Hukuk Mahkemesi’nin değil, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğuna hükmetmiştir. Buna rağmen, temyize konu ilk derece mahkemesince Kat Mülkiyeti Kanunu’na atıfta bulunularak davayı reddetmesi ve kararın Dairemizce de onanması çelişkidir; Zira, 18. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki ihtilafta Kat Mülkiyeti Kanunu’nun uyulanamayacağından söz ederek görevli Mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi değil, Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna hükmetmiş, ancak işin esasını inceleyen Asliye Hukuk Mahkemesi ise, davayı Kat Mülkiyeti Kanunu’na dayanarak reddetmiştir. Bu durumda, 18. Hukuk Dairesi’nin görev bozması da anlamını yitirmiştir.

İkinci olarak; ilk derece mahkemesince, Kat Mülkiyeti’ne tabi taşınmazlarda ortak alanların kiraya verilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, davanın tarafları arasında bir kira ilişkisi bulunmadığı gibi, tarafların da böyle bir iddia ya da savunmaları bulunmamaktadır. Davanın konusunu, ortak alana haksız el atmadan kaynaklanan ecrimisil talebi oluşturmaktadır. İhtilafın, 18. Hukuk Dairesi’nin yukarıda numarası belirtilen kararında da belirtildiği gibi, genel hükümlere göre çözümlenmesi gerekmektedir.

Davacının, davalının ortak alana haksız müdahalesinin men’i için daha önce Sulh Hukuk Mahkemesi’ne müracaatta bulunduğu, mahkemece müdahalenin men’ine karar verildiği, buna rağmen davacının bu kararı infaz ettirmeyerek kira talebinde bulunmasının, Kat Mülkiyeti Kanunu’na karşı hile oluşturacağı düşünülebilir ise de; kesinleşmiş men kararının icraya konulması ya da konulmaması, diğer kat malikleri ile davacı arasındaki bir iç ilişkidir ve dosyaya yansıyan ihtilafa bir etkisi bulunmamaktadır. Dolayısı ile, davalının haksız el atmasının hukuki yaptırımdan uzak tutulmasının gerekçesi olamaz. Davalının haksız el atması sabit olduğuna göre, haksız el atmadan kaynaklanan ecrimisile de hükmedilmesi gerekir.
Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19/03/2014 tarih, 2013/3-752 Esas, 2014/334 Karar sayılı kararında, projesinde ortak kullanım alanı olan sığınağı bodrum katla birlikte ekonomik amaçla kullanan kişinin haksız işgal tazminatı ödemesi gerektiğine hükmederek, aksi yöndeki ilk derece mahkemesinin direnme kararını bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu’nun emsal nitelikteki bu kararına rağmen davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın da onanması, hukuk güvenliğini ve mahkeme kararlarının öngörülebilirliğini ortadan kaldırmaktadır. Karar bu hali ile, ortak alana el atan malikleri koruyucu nitelikte emsal bir karar oluşturmaktadır.

Açıkladığım bu gerekçelerle davacı vekilinin karar düzeltme talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin ret kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatiyle, sayın çoğunluğun karar düzeltme talebinin reddi yönündeki görüşüne katılmıyorum.