YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6630
KARAR NO : 2023/1018
KARAR TARİHİ : 21.02.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen elatmanın önlenmesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bodrum 1. Sulh Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; vekil edenine ait arsa vasfındaki taşınmaza, davalının, müvekkilinin izni ya da icazeti olmaksızın, yaklaşık 3.000 m²’lik kısmına duvar ile çevirmek, yol yapmak, taşınmazın girişini kapatmak şeklinde müdahalede bulunduğunu, bu nedenle müvekkilinin taşınmazına yönelik olarak yapılan ve hâlen devam etmekte olan işgal niteliğindeki müdahalenin önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; dava konusu taşınmazın davacıya ait olmadığını, kadastro sırasında tespit harici bırakılan ve devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu, vekil edeninin taşınmazda zilyet olduğunu ve yerin müvekkili adına tescili için Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/238 Esas sayılı dosyası ile davacı ile Hazineyi hasım göstererek dava açıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.01.2014 tarih ve 2012/158 Esas, 2014/102 Karar sayılı kararıyla; davalının zilyetliğinin hâlihazırda ve uzun yıllardır süre geldiği, üstün ve kabul edilmesi gereken zilyetlik olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 06.03.2017 tarih ve 2017/9417 Esas, 2017/2996 Karar sayılı ilamında; “…mahkemece, yapılacak iş; HMK’nun 243 ve 244. maddelerine göre, bildirilen tanıkların davetiye ile çağrılmak suretiyle taşınmaz başında yapılacak keşifte dinlenmesi, her bir tanığa dava konusu taşınmazın kime ait olduğu, kim tarafından kulanıldığının ayrıntısı ile sorulup belirlenmesi, tanıkların beyanları arasında çelişkinin bulunması durumunda yüzleştirilmek sureti ile giderilmesine çalışılması, az yukarıda belirtilen Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/238 E. sayılı dava dosyası ile Bodrum Kadastro Mahkemesi’nin 07.08.1998 tarihli 1989/12 E. 1998/69 K. ( yeni esası 2000/12) sayılı dava dosyası ve gittilerinin, yine taraflar arasında Asliye Ceza Mahkemeleri’nde görülmüş olan dava dosyalarının hep birlikte değerlendirilerek bundan sonra oluşacak duruma göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi yanlış olmuştur.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesince, dinlenen tanıkların dava konusu taşınmazın mülkiyetinin kime ait olduğuna dair net bir bilgiye sahip olmadıkları, Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/238 Esas sayılı dosyasında davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek kesinleştiği, Kadastro Mahkemesinin 200/12 Esas, 2003/5 Karar sayılı dosyası ile dava konusu taşınmazın Maliye Hazinesi adına tesciline karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçerek 03.07.2013 tarihinde kesinleştiği, dolayısıyla davacının dava konusu taşınmazda malik olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili özetle; vekil edeninin dava konusu taşınmazı dosya kapsamına sunulan muhtarlık senetleri ile satın alarak zilyet olduğunu, zilyetliğin devrinden sonra davalının eniştesi olan İbrahim ile taşınmaz üzerinde bulunan evlerin çatı işlemleri için anlaşıldığını, İbrahim’in vefatı üzerine davalının tamirat işlemlerine devam ettiğini, yurt dışında yaşayan müvekkilinin uzun süre sonra Türkiye’ye geri gelemediğini, döndüğünde davalının taşınmaza müdahale ettiğini görmesi üzerine dava açtığını, davalının vekil edeni ile dava dışı Hazine aleyhine tapu iptali ve tescil, ikinci kademe alacak davası açtığını, iş bu davanın da davacının zilyetliğini kanıtladığını, Bodrum Kadastro Mahkemesinin keşif zaptında ilgili taşınmazın 163 numaralı geçici parsel olarak müvekkili Mehmet adına tespit edildiğini, dosya kapsamına sunulan 27.11.212 tarihli bilirkişi raporu ile dava konusu edilen bina ile diğer kısımların bir bütün olup tek blok şeklinde olduğunun belirlendiğini, davalı ile davacı arasında yapılan herhangi bir iş aktinin bulunmadığını, kaldı ki davalının da Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/238 Esas sayılı dava dosyasında taşınmaza iş yapmak için geldiğini beyan ettiğini, davanın zilyetliğe dayalı elatmanın önlenmesi davası olmasına rağmen mahkemece, davacının dava konusu taşınmaza malik olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini ileri sürülmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, zilyetliğe dayalı elatmanın önlenmesi istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, davanın reddi kararının eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. Bilindiği üzere ve kural olarak, taşınmaza zilyet olanlar tapu kaydı veya bir hakka dayandığı takdirde TMK’nın 683 üncü maddesindeki mülkiyet hakkının korunmasından yararlanarak istihkak davası veya elatmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, salt zilyetliğe dayanan kişiler ise, TMK’nın 981 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunması hükümlerinden yararlanarak zilyetliğin korunması davası açabilirler. Kişilerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki üstün zilyetlik iddiasına veya taraflar dışında başkası adına tapuda kayıtlı bir taşınmazdaki tapu kaydına ya da gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanmayan, kişisel hakka dayalı üstün zilyetlik iddiası durumunda, davanın 4721 sayılı TMK’nın 981 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası olacağı kuşkusuzdur.
2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.10.1946 tarih ve 1946/6 Esas, 1946/12 Karar sayılı kararında aynen “…MK.896. (TMK.983) madde uyarınca bir taşınmazda zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şeye malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını değiştirerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde hakim, yalnız davacının gerçek ise zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez. Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz…” denilmektedir.
3. Zilyetlik davalarının en belirgin özelliği yukarıya alınan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı gibi davada hakkın tartışma konusu olmaması ve davayı kazanma veya kaybetmenin mevcut olabilecek hak üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun için de bu tür davalarda mahkemenin zilyetliğin korunmasına ilişkin vereceği karar, sadece eski zilyetlik durumunun yeniden kurulmasını sağlamaktır. Bu karar, diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla dava açma hakkına dokunmaz, üçüncü kişilerin o şey üzerinde hakları olmadığının kabulü şeklinde anlaşılamaz. Zilyet davaları sonunda verilen mahkeme kararları tamamen geçici bir etkiye sahip olup, mülkiyet sorunu çözümlenmediğinden mülkiyet yönünden kesin hüküm teşkil etmezler (Yargıtay HGK.nun 12.5.1982 gün 1979/8-589 Esas, 1982/482 Kararı).
3. Değerlendirme
1. Dava konusu eski 122 ada 185 (yeni 122 ada 188) parsel sayılı taşınmaz tapuda 38.677,69 m² miktarı ve tarla vasfı ile Hazine adına kayıtlı olup dava konusu edilen yer bu taşınmazın 721,54 m² miktarlı ve üzerinde yapının olduğu bölümüdür. İddianın ileri sürülüş şekline göre temyize konu dava TMK’nın 981 vd. maddelerine dayalı zilyetliğin korunması isteğine ilişkindir.
2. Temyizen incelenen Bodrum 1. Sulh Hukuk Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
21.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.