Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2023/1414 E. 2023/3701 K. 06.07.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/1414
KARAR NO : 2023/3701
KARAR TARİHİ : 06.07.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen asıl davada satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil ikinci kademede tazminat, birleştirilen davada sözleşmenin iptali istemleriyle ilgili olarak verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davada tapu iptal ve tescil isteminin kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davalı- birleştirilen davada davacılar … vekili ve … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı …’in mahkeme kararıyla kısıtlanarak …’in vasi olarak tayin edildiğini, ….. ilçesi, ….Mahallesi, 1189 ada, 1 parsel sayılı 6998.72 m2 lik taşınmazın ise Üsküdar …. Noterliğinin 10.11.2008 tarih ve …. yevmiye No.lu satış vaadi sözleşmesi ile 50.000.00 TL bedelle davacı şirketin yetkilisi … tarafından vekaleten davalıdan satın alındığını, satış bedelinin peşin ödendiğini, 24.12.2008 tarihinde sözleşmenin tapuya şerhedildiğini, ancak davalının bugüne kadar tapuyu devretmediğini beyan ederek; taşınmazın davalı adına olan tapusunun iptali ile müvekkili adına tescilini, mümkün olmaması halinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000.00 TL’nin ödeme tarihi olan 18.03.2005 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili … hakkında kısıtlama kararı bulunduğunu, yaptıkları araştırmalar üzerine müvekkilinin daha bir çok gayrimenkul, hak ve alacaklarını davacı şirket ve ortaklarına devretmiş olduğunu öğrendiklerini, hatta eldeki davaya konu satış vaadi sözleşmesine dayanak vekaletnamenin davaya konu sözleşme tarihinden önce 18.03.2005 tarihinde geniş kapsamlı bir vekaletname alınarak dava konusu taşınmazın vekil … tarafından kendi şirketi adına satışının vekaleten vaadedildiğini, davalının daha önce 1982 yılında da mahkeme kararıyla kısıtlandığını, müvekkilinin uzun bir süre davranışlarının eylem ve sonuçlarını anlayabilecek durumda olmadığını, davacı şirketin yetkilisi …’e vekalet verdiğinde davalının 87 yaşında olup parkinson ve demans hastalıkları nedeniyle tedavisinin devam ettiğini, davaya konu satış vaadi karşılığında hiçbir bedel alınmadığını, geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle davalının yaptığı işlemlere hukuki bir sonuç bağlanamayacağını, vekaleten satış vaadinde bulunan …..’in gerçek satış vaadi iradesiyle değil dolandırmak maksadıyla işlem yaptığını, öte yandan taşınmazın gerçek değerinin ise satış vaadinde belirtilen değerden çok yüksek olması nedeniyle gabinin de söz konusu olduğunu, satış vaadinin dayanağı vekaletnamenin hile yoluyla alınmasından dolayı Üsküdar…. Noterliğinin 10.11.2008 tarih ve ….. yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesinin iptali için açtıklarını davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini beyan ederek; özetle davranışlarının eylem, sebep ve sonuçlarını anlayabilme yeteneğinin bulunmaması, hile yolu ile kandırılmış ve gabinle aldatılmış olması, satış vaadinin maddi bir karşılığının olmaması nedenleriyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

BİRLEŞTİRİLEN DAVA
Birleştirilen İstanbul Anadolu 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/761 E. sayılı dosyasının tetkikinde; davacı … vasisi … tarafından davalı … ve ….. Otomotiv Servis Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. aleyhine 04.03.2013 tarihinde açılan davada; davacı …’in temyiz gücünden yoksunluğu, hile, gabin ve bedel ödenmemesi nedenleriyle Üsküdar 6. Noterliğinde yapılan 10.11.2008 tarih ve 39848 yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesinin iptalinin talep edildiği anlaşılmıştır.

Davalar arasında fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle mahkemece 02.07.2013 tarihinde dosyaların birleştirilmesine karar verilmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 24/06/2015 tarihli ve 2012/1109 Esas – 2015/220 Karar sayılı kararıyla; asıl davanın kabulüne birleştirilen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-birleştirilen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 15.10.2018 tarihli ve 2016/3669 Esas, 2018/6665 Karar sayılı kararıyla;
“…TMK’nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.1941 tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu’ndan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK’nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür…

Bilindiği üzere, sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanunu’nda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (subjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi B.K’nın 25 ve M.K’nın 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, B.K’nun 26. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.
Diğer taraftan, hile (aldatma) ise, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunu’n (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hata ve hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hata ve hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olayda;
Asıl dava bakımından; yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Satış vaadi borçlusu davalı …’in hukuki ehliyetsiz olduğu ileri sürüldüğünden, Üsküdar …..Noterliği’nin 10.11.2008 tarih 39848 yevmiye nolu satış vaadi sözleşmesini … vekili olarak …’in düzenlettiği anlaşıldığından söz konusu satış vaadi sözleşmesine dayanak Üsküdar ….. Noterliği’nin 08362 yevmiye No.lu vekaletnamenin düzenlendiği 18.03.2005 tarihinde ve satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiği 10.10.2018 tarihinde …’in hukuki ehliyete haiz olup olmadığının özellikle hastanede yattığıda ileri sürüldüğünden; o tarihlerde alınan doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, kullandığı ilaçlara ilişkin reçeteler Adli Tıp Kurumu’na gönderilmek suretiyle …’in hukuken ehliyetli olup olmadığının tespiti bakımından rapor alınması, ehliyetsiz olduğunun anlaşılması halinde davanın reddi, hukuki ehliyete haiz olduğunun anlaşılması halinde işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekir.
Birleştirilen dava bakımından; birleştirilen dosya davacısı ve vekilinin 04.02.2014 tarihli oturuma katılmadıklarından dosyanın işlemden kaldırıldığı, ancak aynı gün vekili Av. … tarafından yenileme dilekçesi verildiği tensip tutanağı düzenlendiği buna karşın yenileme dilekçesi olduğu halde mahkemece HMK’nın 150. maddesi gereğince dosyanın işlemden kaldırılmasının usule uygun olmadığı anlaşılmıştır…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“…Yargıtay ilamı gereğince alınan Adli Tıp Raporuna ve tüm dosya kapsamına göre; davalı … tarafından dava konusu satış vaadinin yapılabilmesi için verilen vekaletnamenin fiil ehliyetsizliği nedeni ile geçersiz olabilmesi için vekaletnamenin düzenlendiği tarihte bu davalının fiil ehliyetinin bulunmadığının ispat edilmesinin zorunluluğu olduğu, alınan Adli Tıp Kurumu raporunda …’in 18.03.2005 ve 10.11.2008 tarihlerinde fiil ehliyetini haiz olduğunun oy birliğiyle kabul edildiği…” gerekçesiyle;
Asıl dosya bakımından;
Davanın kabulüne,
İstanbul ili, Ataşehir ilçesi, Yukarı Dudullu Mahallesi, 1189 ada, 1 parsel sayılı taşınmazda davalı … adına olan 6.998,72 m2’lik taşınmazdaki 3781/87484 payın çıplak mülkiyetinin iptali ile bu payın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline,
Birleştirilen dava bakımından;
Birleştirilen İstanbul Anadolu 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/761 Esas sayılı davasının reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- birleştirilen davada davacılar … vekili ve … vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.

B. Temyiz Sebepleri
1. Davalı / birleştirilen davacı … vekili;
Birleştirilen davacı/muris …, uzun süre fiil ehliyetine sahip değildi, 2000 – 2010 yılları arasındaki sağlık raporları istenseydi bu gerçek anlaşılabilirdi. Muris, daha bir çok gayrimenkul, hak ve alacaklarını davacı şirket ve ortaklarına devretmiştir, bununla ilgili devam pekçok dava açılmıştır. Sözleşmede gösterilmiş bedel muvazaalıdır. Mahkemece bozma ilamına uyularak rapor aldırılmış ise de muvazaa ve gabine ilişkin iddia ve itirazlarımız konusunda araştırma yapılmamıştır. Taşınmazın değeri sözleşmede gösterilen bedelden çok daha fazladır. Karşı taraf hakkında açtığımız ceza davaları da bulunduğundan dava aynı zamanda ceza zamanaşımı süresine tabidir, şeklinde beyanda bulunarak hükmün bozulmasını istemiştir.

2. Davalı / birleştirilen davacı … vekili;
Davaya konu satış vaadi sözleşmesine dayanak vekaletnamenin davaya konu sözleşme tarihinden önce 18.03.2005 tarihinde geniş kapsamlı bir vekaletname alınarak dava konusu taşınmazın vekil … tarafından kendi şirketi adına satışı vekaleten vaadedilmiştir. Daha bir çok gayrimenkul, hak ve alacak davacı şirket ve ortaklarına devredilmiş ve bunlarla ilgili pekçok dava açılmıştır şeklinde beyanda bulunarak hükmün bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil ikinci kademede tazminat, birleştirilen dava sözleşmenin iptali istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası.

3. Değerlendirme
1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma ilamına uygun olarak Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan alınan 18.10.2021 tarihli raporda vaat edenin akli melekelerinin 19.08.2009 tarihinde yerinde olduğunun mütalaa edildiği, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

06.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.