YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/1559
KARAR NO : 2023/2696
KARAR TARİHİ : 18.05.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 1996 yılında 39393 ada 11 parsel sayılı taşınmazı kardeşi dava dışı … ile müşterek satın aldığını, daha sonra yine kardeşiyle ortak olarak satın alınan arsa üzerinde davacı tarafından iki adet ikiz dubleks yaptırıldığını, arsa ve inşa edilen dubleksin ileride kendisine iade edilmek üzere kardeşi üzerine tescillendiğini, davacının ticari problemler yaşadığını, hakkında icra takipleri başlatıldığını, bu nedenle taşınmazın oğlu olan davalı …’e yine davacının kardeşi … tarafından 09.06.2009 tarihinde satış gibi gösterilerek devredildiğini, taşınmazın muvazaalı olarak davalıya devredilmiş olmasına rağmen, davalının iade etmediğini, taşınmazın kendisine görünüşte devredildiğini bildiği halde iade etmemesi sebebiyle dava konusu taşınmaz kayıtlarının iptalini ve davacı adına tescilini talep etmiştir.
2. Birleştirilen davada davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin 1996 yılında dava konusu 11 parseldeki arsayı kardeşi ile müşterek satın aldığını ve iki adet ikiz dubleks yaptırdığını, dubleksleri ileride kendisine iade edilmek üzere kardeşi üzerine yaptığını, daha sonrasında ise oğlu üzerine devrettiğini, müvekkilinin eşi ile boşandıktan sonra taşınmazı oğlundan talep ettiğini ancak olumlu bir yanıt alamadığını, davaya konu taşınmaz üzerindeki dubleksi işgal eden oğlu hakkında ayrıca tahliye davası açtığını, bu davadan hemen sonra davaya konu taşınmazı davacının oğlunun mal kaçırmak amacıyla başka bir kişiye muvazaalı olarak devrettiğini, bu devir ile ilgili olarak müvekkilinin tapu iptali davası açtığını ancak taşınmazı devralan kişinin de bir başka kişiye yine muvazaalı olarak taşınmazı devrettiğini belirterek, davaya konu taşınmazın tapusunun iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın 03.07.2015 tarihinde … isimli bir şahsa satıldığını, davalının taşınmazın maliki olmadığını, dolayısıyla bu davada taraf olamayacağından husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, esasa ilişkin olarak ise davanın kötü niyetle açıldığını, davalının davacının oğlu olduğunu, senelerce davacı babası ile birlikte onun işlerinde bila bedel çalıştığını, davacının davalıya hakkını ücret olarak veremediği için kardeşi … ile …’in mülkiyetinde olan taşınmazı ve üzerindeki yapıyı davalıya bağış olarak devir etme kararı aldığını ve bu doğrultuda taşınmazın devredildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
2. Birleştirilen davada davalı … cevap dilekçesinde; dava konusu arsayı 31.07.2015 tarihinde … isimli şahıstan satın aldığını, dava konusu işlerle ilgili hiçbir ilgisin olmadığını, neden kendisine dava açıldığını anlamadığını savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk Derece Mahkemesinin 08.03.2016 tarihli ve 2015/198 Esas, 2016/48 Karar sayılı kararıyla; davacının kendi muvazaasının sonuçlarından yararlanmaya çalışmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğu, kaldı ki taraf muvazaasının yazılı delille de kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin 08.03.2016 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi 09.12.2020 tarih ve 2017/1644 Esas, 2020/8264 Karar sayılı ilamında; dava şahsi hak nedeniyle inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil talebine yönelik olduğu, davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken davacının kendi muvazaasına dayanamayacağı gerekçesiyle davanın nitelendirilmesinde hata yapılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında davacı müteveffanın, davalı oğlu aleyhine açtığı davada, tarafların imzalarını taşıyan yazılı bir belgeye dayanmaması, yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunmaması ve karşı tarafın tanık dinlenmesine açıkça muvafakatı bulunmadığı, davalı …’nın yemin beyanı da gözetilerek kazandırmanın iadesini isteme hakkı içeren inanç sözleşmesinin davacı tarafça ortaya konulamadığı, davanın ispat edilemediği gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; birleştirilen dosya davalısı …’ın dava konusu taşınmazı, asıl davadaki…’nın, davacı babasından mal kaçırmak amacıyla üzerine devraldığı gerçeği davalı …’ın cevap dilekçelerinde sübuta erdiğini, davalı …’in de dava konusu taşınmazı hangi şartlarda ve ne amaçla asıl davanın davalısı …’e devrettiği hususunda ki açıklamaları olduğunu, iş bu tapu iptali ve tescili davası açılmasından sonra, fuzuli işgalden dolayı Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2015/37 Esas sayılı bir tahliye davasından sonra davacının taşınmazı … isimli arkadaşına 03.07.2015 tarihinde satış gibi göstererek taşınmazı kaçırmış, yirmibeş gün sonra da … üzerinden 29.07.2015 tarihinde … isimli diğer arkadaşına devrettiğini, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 2016/143554 sayılı bir soruşturmada davalı …’nın bu ifadesindeki beyanlarının yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, davalısı … Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu ikinci cevap dilekçesindeki beyanlarının incelenmesi gerektiğini, davalı …’nın taşınmazın kendisine bağışlandığına ilişkin iddialarını ispatlayamadığını, davalı … tarafından dava konusunu oluşturan taşınmazın devri hakkında nitelik itibariyle birbiriyle çelişen iki farklı beyanda bulunduğunu, davalı …’a yapılan devrin muvazaalı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davanın reddi kararın eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olup olmadığı noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
1. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
2. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı Kanun’un 202 nci maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
3. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (6100 sayılı Kanun’un 188 inci maddesi ile 225 nci maddesi v.d) yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarihli, 2014/14-516 Esas, 2015/2838 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır.
3. Değerlendirme
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
18.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.