YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/2785
KARAR NO : 2023/3598
KARAR TARİHİ : 03.07.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile kardeşi olan davalı ve dava dışı …’ın 1980’li yıllarda bedelini taksit taksit ödeyerek dava dışı …ten arsa satın aldıklarını, müvekkilinin haricen satın aldığı yerin 255 m² olduğunu, satışın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen tapusunun verilmemesi nedeni ile satıcı …aleyhine tapu iptali ve tescil davalarının açıldığını, anılan dava üzerine Şerife’nin arsalarının satıldığı yerde satışa konu toplamına denk gelecek parsel olmaması sebebiyle davaya konu …. mevkiindeki 154 ada 2 numaralı parseldeki …hissesinin devri konusunda tarafların anlaştığını, devir sırasında hisselendirmenin mümkün olmaması nedeniyle müvekkiline ait yerin ileride bir şekilde taksim edilmek üzere davalı … adına tapuya tescil edildiğini, tescilin tamamen güvene dayalı olarak yapıldığını ancak, davalının müvekkile ait olan yeri vermeyi kabul etmediğini belirterek, davalı adına kayıtlı taşınmaz tapusunun müvekkilinin aldığı arsa payı oranında iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, davayı kabul etmediklerini, davaya konu taşınmazın imar uygulaması sonucu üç kısma ifraz edildiğini, davacının davayı yanlış bir parsel numarası belirterek açtığını, ifraz sonucu oluşan 968,06 m²’lik taşınmazın müvekkili adına kayıtlı olduğunu, davacının bu taşınmazda hissesinin bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda karar başlağında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesince “dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil talebine ilişkindir. İnanç sözleşmeleri 05/02/1947 tarihli 20/6 sayılı Yargıtay içtihatı birleştirme kararında da belirtildiği üzere, ancak yazılı delil ile ispatlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların imzalarını taşıyan ve taşınmazın tapuda tescil tarihinden önce düzenlenmiş bir belge olmalıdır. Belirtilen nitelikte bir delil bulunmasa da, karşı taraf elinden çıkmış HUMK 292. Madde kapsamında yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa, inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Davacı, davalı üzerinde kayıtlı taşınmazın belli bir bölümünün bedelini kendisinin ödediğini, tapusunun ileride kendisine intikal ettirilmek üzere davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil talebinde bulunulmuştur. Davacı iddiasına dayanak olarak tanık beyanlarını göstermiştir. Belirtilen içtihatı birleştirme kararı uyarınca dava konusu taşınmazın tapusunun ileride kendisine intikal ettirilmek üzere satın alındığı iddiasının tanık beyanlarıyla kanıtlanamayacağı, davacının delil listesinde yemin deliline de başvurmadığının anlaşıldığı” gerekçesiyle hüküm kurulmuştur.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
1. Yerel Mahkemenin ret gerekçesini inançlı işlemi ispat edecek yazılı bir belge bulunmadığı hususuna dayandırdığı, oysa ki satıcı …aleyhine açılan tapu iptali ve tescil konulu Burhaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/179 Esas sayılı dosyasında 13.09.1984 tarihli harici satış sözleşmesinin bulunduğunu,
2. Dava konusu taşınmazın birçok kez imar uygulaması gördüğünü, tapu kayıtları ve metre kare alanlarının sürekli değiştiğini, müvekkil tarafından 13.09.1984 tarihli satış sözleşmesinde, (eski) 494 numaralı parselin 14 numaralı kısmının (255 m²) satın alındığını, davalı …’un ise (eski) …. numaralı parselin 21 numaralı kısmını (262 m²), Ş.K. ve F.P. İsimli kişilerden satın aldığına dair satış sözleşmesi bulunduğunu, davalının aynı yerdeki mülkiyetinin (905,49 m²) olacak şekilde arttığını, bu yerin kendiliğinden büyümesi mümkün olmayacağından imar uygulamaları sonrasında içerisine müvekkilinin de hissesinin katılarak davalının 905,49 m²’ye sahip olunduğunu,
3. …ün Faruk Pek’in eşinin kız kardeşi yani baldızı; davalının da müvekkilinin kardeşi olduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat hakkı” kenar başlıklı 189 uncu maddesinin üçüncü fıkrası, “Kanunda düzenlenmemiş deliller” kenar başlıklı 192 nci maddesi ve “Senetle ispat zorunluluğu” kenar başlıklı 200 üncü maddesinde yer alan hükümler gereği, söz konusu işlemin tanıkla ispatının mümkün olduğunu, buna karşılık Mahkemenin 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı YİBK tek başına değerlendirerek yazılı delil olmadığından bahisle davanın reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu,
4. Burhaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/179 Esas sayılı dosyasında dinlenen tanıkların, müvekkili ile davalının Şerife’den yer satın aldığını ve tapuya gidildiğinde taşınmazın davalı adına kaydedildiğini beyan ettiklerini,
5. Yerel Mahkemece ret kararının gerekçesinde müvekkilinin yemin deliline dayanmadığının belirtildiğini, oysa tüm Yargıtay içtihatları gereğince dava dilekçesinde “diğer yasal deliller” denilmesi durumunda yemin deliline dayanılmış olacağını, dava ve karar tarihinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlükte olduğunu,
belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, şahsi hakka dayalı inançlı temlik işlemi nedeniyle açılmış tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
2. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak, borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
3. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
4. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
5. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
6. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 20 nci maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
7. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188 – 1086 sayılı HUMK m. 236) yemin (HMK m. 225 vd – 1086 sayılı HUMK. m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması hâlinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
3. Değerlendirme
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.